Kitap; San Taş vadisinde, küçük bir yüreğin, dedesi ve çevrelerindeki birkaç kişi arasındaki gelişen olayları, çocuğun hayal dünyasını anlatıyor… Kendi küçük hayatında kocaman bir hayal dünyası yaratmış saf, temiz yürekli bir çocuğun öyküydü Aytmatov’un kaleminden yansıyan.

Hiç arkadaşı olamayan çocuk; vadideki kayaları zihninde yarattığı; Kurt, Deve, Eyer ve Tank olarak canlandırıyor onlarla konuşuyor oyun arkadaşı olarak görüyor. Mümin Dedenin kendisine boğulmaması için yaptığı gölette keyfince yüzüp camgöz dürbünü ile Isık Gölün kızıllığına bakmak, az da olsa beyaz gemiyi görmek onun en büyük eğlencesi. Çünkü Beyaz Gemi tasavvurunda Babasının olduğu yer. Bir gün vadiye gezici mağaza ( çerçi ) gelir. Dedesi çocuğa siyah bir çanta alır çünkü okul yaşı gelmiştir. Artık küçük dünyasına bir de okulu eklemiştir. Sevmiştir de okulu. Ezik, zavallı biri olmasına rağmen torunu için her şeyi yapan Dedesi Mümin vardır bir de en sevdiği. Kıvrak Mümin yaşına başına bakmaz her işe koşar, sözünü dinletemez alay konusu olan bir kimsedir. Onun isteği Dedesiyle kimse alay etmesindi. Bekey Hala’ya bebek idi. Kıvrak Mümin’in anlattığı masallardı onun hayal dünyasının atlası. Boynuzlu Maral Anaydı en sevdiği masalı, çünkü Maral Ana Kırgızları kurtarmıştı onun sayesinde çoğalmıştı soyları. Ama insan kötüydü işte boynuzları için öldürmüşlerdi Maralları. Çocuk bu masallara bağlamıştı kendini. Ama Marallar artık yok olmuştu bir tek masallarda kalmıştı. Bazen Maral Ananın peşinde koşar, bazen küçük Gölet’e girip balık olur Isık Gölü aşıp babasına gider, “ Merhaba ben geldim baba “ derdi. Günlerden bir gün Boynuzlu Maral Ana yine geldi. Dedesi gördü çocuğa da anlattı. Sonra Birkaç kere o da gördü. Ama bir gün Orozkul dostlarına ziyafet çekmek istedi… Kitap içeriği bu kadar yeter sanırım 

Dili oldukça akıcı bir kitap. İnanmanın bir insan hayatında ne derece büyük yeri olduğu kuşkusuz tartışılmaz. Hele bir çocuksanız bir şeylere inanmış iseniz. Sizin bütün gerçeğiniz o, inandığınız şeylerdir. Ve inandıklarınızın hayallerinizin mimarı dünyanızdaki en mühim kişi oluverir. Fakat bir gün inanç çatınız sarsılırsa, hele ki onu sarsan size bu inancı verense tarifi mümkün olmayan bir enkaz kalır sizden geriye. Aytmatov’un Toprak Ana’dan sonra okuduğum ikinci kitabıydı Beyaz Gemi. İnsanın kendisini, yaşadığı dünyayı sorgulatan kitaplar Aymatov’un eserleri. Belki bunun da nedeni hem işlediği dönemleri iyi yansıtması hem de kitaplardaki karakterlerin bizlerin arasında dolaşan sıradan kimseler olmasıdır.

Hoşgeldin Ya Şehri Ramazan...
Allah tekrar bize şu mübarek günleri nasip etti. Devamını da nasip etsin inşallah.
Nefsimize, midemize ve şehvetimize gem vurduğumuz Kur'anı kerimin ipine sımsıkı sarıldığımız ramazan ayında ibadetlerimize, sözlerimize, davranışlarımıza daha fazla ehemmiyet gösterelim. Bol bol sadaka verelim.
Unutmayın oruç tutmak sadece aç kalmak değildir. kalp kırmamaktır, iftirada, suizanda bulunmamaktır. Ve en önemlisi de gıybet etmemek, kardeşinin etini yememektir.
Lütfen bu ayda sadece bedeninize değil kalbinizede oruç tutturun.
“Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.” (Müslim, Sıyam 2)

“Oruç perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!" desin (ve ona bulaşmasın).” (Müslim, Sıyam 164)
Bu hadise rağmen oruçlu olduğu halde kavgadan, tartışmadan, kinden, stresten, kalp kırmaktan, ahlaksızca konuşmaktan kendini alamayan Müslümanı, oruç bile tutamıyor demektir.
Efendimiz (s.a.s) Nice oruç tutanlar vardır ki,
(günahlardan uzak durmadıkları için) onların oruçlarından geriye sadece açlık ve susuzluk kalır. (İbn Mâce) buyurmuştur.
Oruçlu olduğu halde hased, gıybet, dedikodu, harama bakmak, müstehcen konuşmak da dâhil her türlü günahı itinayla işleyen Müslümanı, oruç bile tutamıyor demektir. Allah bizleri bu hasletlerden muhafaza eylesin.

Lütfen mübarek ramazan aylarında ramazanı kilo alarak bitirmeyelim kilo vererek bitirelim. Eğer iftar sofrasında tıka basa yiyerek sahurda tıka basa yiyerek ramazanda oruç tuttuğumuzu sanıyorsak yanılıyoruz.

Ve son olarak;
“Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse  girmez.” (Buhârî, Savm 4; Müslim, Sıyâm 166.)

Allah bu günlerin kadrini bilmeyi nasip etsin.
Ramazan'ı Şerifimiz Mübarek Olsun...
~Zarif'Hanım~

Delal Acar, bir alıntı ekledi.
08 May 19:27

Geriye dönüp bakmak günahtı sanki, sanki biri gayriihtiyari geriye dönüp baksa taş kesilecek, donacaktı.

Hüzün ve Tesadüf, Mustafa KutluHüzün ve Tesadüf, Mustafa Kutlu
Kübra Yılmaz, bir alıntı ekledi.
05 May 21:53

Bir kez daha diyorum, bir defterin sonuna iyice yaklaşmışken. Şimdi bana sadece dönüp geriye bakmak kalmış. Öyle olmasaymış bu kadar kolay olmazmış bu iç dökümü. Her şeyden vaz mı geçmişim? Kasvet mi sirayet etmiş içimin her yerine?

Cümle Kapısı, Nazan BekiroğluCümle Kapısı, Nazan Bekiroğlu
Samet Ç., bir alıntı ekledi.
25 Nis 18:13 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Niçin geriye dönüp bakmak;geriye dönüp bakınca arkada önemli bir şey bulmak istiyoruz ?

Yürümek, Sevgi Soysal (Sayfa 105 - İletişim Yayınları  / 8. baskı)Yürümek, Sevgi Soysal (Sayfa 105 - İletişim Yayınları / 8. baskı)
Ümran, bir alıntı ekledi.
24 Nis 23:10 · Kitabı okuyor · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Keskeleri geri verelim yerine 'iyi ki' alalım
Hapşırır gibi keskeliyoruz.
Her seyi geri sarıp "baska türlü olsaydı nasil olurdu"lar yazmaktan bıkıp usanmıyoruz.Bu özelliğimiz,bizi yaşadığımız anın biricikliginden ve güzelliğinden mahrum kılıyor.Aklımız hep olmayan senaryoda kalıyor.
....
insan sırf bi cümleyi baska kelimeyle başlayarak kurdu diye,dünya alem değişiyor.Bulut gidiyor.Güneş geliyor.Iste kelimeler bu kadar güçlü.
...

Evet.Keske,bir rüya hali.Uyurgezerlik hali.Kâbus hali.Hayattan kopuk bir sey.Akan olaylar zincirinden kopan bir parça.Bir sanri.Bir akıl yanılsaması.Hosumuza gidiyor herhalde,biraz mazoşistce,keske soyle yapsaydım demek.Çünkü neye yarar yaşıyor olduğumuz seyi avucumuza alıp,ona gözümüz gibi bakmak yerine,yüzümüzü geriye dönmek?Baska bir cennete inanmak.Olmayana,ölü bir seye aşık olmak gibi keskelemek.
Öyle demeyin,kelimeler çoğu zaman nasil düşüneceğimize karar veriyor.Iyi ki insana iyi geliyor.Iyi ki ile başlayınca illa ki bir sey bulunuyor.Iyi ki oraya gitmedim de burada kaldım.Bu sayede şunlar oldu,ne güzel oldu,degil mi?Öbür türlü olsaydı nasil olacaktı,hicbir zaman bilemeyeceğim.Yani oraya gitseydim; -seydim,-saydim,... bu ekler fiilleri hadim ediyor resmen.Yapacaklarını yapamıyorlar.
Keske oraya gitseydim, o zaman böyle olacaktı ya da o zaman bu olmayacaktı gibi bir cümle kurduğunuzda,yakalayin kedi gibi boynundan.Iyi ki ile bir daha kurun kendisini.Iyi ki kaldım.Şunlar oldu.Su oldu,olmasi iyi oldu...Bunlardan kurun.Bunlardan düşünün.Bunlarla dolun taşın.Keskesizlik hafiflik ve hayat nesesidir.
Bu hafta deneyin
Memnun kalacaksıniz.
Bir daha isteyeceksiniz.
Her keskeniz "iyi ki"lenecek.
Inanin iciniz yenilenecek.

Kelebeğin Hayat Sırları, Nil Karaibrahimgil (Sayfa 49)Kelebeğin Hayat Sırları, Nil Karaibrahimgil (Sayfa 49)
mürekkepateşi, bir alıntı ekledi.
16 Nis 09:58 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Geriye dönüp bakmak istemiyordu ama geçmişinden gelen hayaletler ilerlemesine engel oluyordu .

Nabız, Gail McHugh (Sayfa 159)Nabız, Gail McHugh (Sayfa 159)

KISA HİKAYE
bugün biramı şenlendirsin diye çerez almak üzere bakkala girdim.Bir paket tuzlu fıstık bir paket tuzlu leblebi aldım. Bakkal fiyatları anımsayamadı ve raflara bakmak maksadıyla yanıma geldi. Bir de ne görsündü leblebi 2.5 TL fıstık 2 TL idi. Bakkal gözlerine inanamadı.

Dedi ki görüyor musun leblebi fıstıktan pahalı. Bu durum benim de nazarı dikkatimi celbetmişti acaba bu işte bir terslik mi var diye düşünerek dayanamadım sordum: Sahi abi neden böyle? Bakkal dedi ki nohut az piyasada nohut. İşte bu yüzden.

Aman yarabbi o yıllarca burunlanan horlanan leblebi artık market raflarının en sikindirik çerezi değildi. Sanki yıllarca süregelen bir horgörünün intikamını alıyordu. O da nesi o ezik, çekingen, içine kapanık leblebi gitmiş yerine mağrur başı dik bir leblebi gelmişti.

Eve gelir gelmez biramı açtım. Fıstıkla leblebiyi de harmanlayarak çerez tabağına koydum. Biramı yudumlarken elim ister istemez leblebiye gidiyor, elime fıstık denk geldiğinde çaktırmadan geri bırakıyordum. tadı kokusu her şeyi değişmişti.

birden gözümde anadolunun uçsuz bucaksız tarlalarında nordik vücutlu bir heykel gibi dikilen nohut dalları belirdi. sanki uzayı delmek üzere göğe uzanıyorlardı. Bu esnada tabakta bulunan leblebiyi silip süpürdüğümü farkettim geriye ise bir miktar fıstık kalmıştı.

o an fakettim ki hepimiz ikiyüzlü yaratıklardan başkası değildik. Yıllarca çerez yemiştik ve fakat utanmazca antep fıstıklarını bademleri önden götürürken en sona hep leblebiyi bırakmıştık.

Ve kimi zaman leblebi, artakalan çerez kabuklarıyla beraber kentin çöplüğüne doğru yol almak üzere çöp kutusunu boylamıştı. Ne yazık ki bu toprağa ait olmayan kajuya gösterilen saygının onda biri leblebiye gösterilmemişti.

O zaman o sefil elleriniz çerez tabağındaki leblebiyi bulmak ümidiyle uzanacak. Bir içkili mekana gittiğinizde çerez tabağında bir kaç leblebi geriye kalanınsa çer çöp olduğunu göreceksiniz. Gün gelecek leblebi sadece zengin sofralarını süsleyecek.

Hatta şu söz mesel olup dillere yerleşecek : masada bir tek leblebi eksikti. O an utanacağınızı bilsem yüzünüze tükürmek isteyeceğim. fakat ondan da anlamazsınız ki siz.

Giz, Peruk Gibi Hüzünlü'ü inceledi.
09 Nis 18:48 · Kitabı okudu · 5 günde · 8/10 puan

-Az miktarda spoiler içerebilir-

Kitap 4 bölümden oluşuyor, her bölümde 4 hikaye var. Her bölüm yazarın aynı isimli şiirinden bir alıntıyla başlıyor. Hatta bu şiir Mabel Matiz tarafından da çok güzel yorumlanmış, insanın içine işliyor. Kitaba ara verdiğinizde ya da bitirdiğinizde dinlemenizi tavsiye ederim, hikayelerin etkisini daha da kalıcı kılıyor. Hatta şu an yorumu yaparken dinliyorum.

Hikayelerin konularına bakınca, kadınlara, erkeklere, ensest mağdurlarına, eşcinsellere, aşıklara ve aklıma gelmeyecek hayatın her kesiminde karşılaşabileceğimiz olaylara yer verilmiş. Kitap, elinize aldığınızda bir oturuşta bitireceğiniz akıcılıkta olmasına rağmen ne yazık ki anlatılan hikayelerin içeriği size dayak yemiş hissi verdirtebiliyor, o an sadece sayfaya bakakalıyorsunuz, hatta bazen yanlış mı anladım diyerek bir kaç satır geriye dönüp üzerinden geçtiğiniz cümleler oluyor.

Kitapta hoşuma giden bir diğer husus ise; bazı davranışlar o kadar tanıdık ki o sahne hemen gözlerinizin önüne geliyor, hoşunuza gitmeyen bir konu konuşulduğunda camdan dışarı bakmak ya da ben bir çay suyu koyayım diyerek ortamı terk etmek, yemeğin tadının tuzunun o an en önemli mevzuymuş gibi dile getirilmesi vs. duygu aktarımları çok gerçekçi ve de ruha dokunur şekildeydi, en azından benim için öyleydi.

Bazı hikayelerden sonra ve kitabı bitirip kapağını kapattığımda bir süre düşündüm, düşündüklerim ruhuma ağır geldi ve içimden ben en iyisi bir çay suyu koyayım diyerek kitabı rafa kaldırdım.

Kısacası tavsiye ederim.

inisiyasyon, bir alıntı ekledi.
05 Nis 20:54 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Ah, ne yapacağım, ne olacak benim kaderim? Çok ağır geliyor benim böyle bir bilinmezlikte olmam, bir geleceğimin olmaması, başıma ne geleceğini tahmin edememek. Geriye bakmak da korkutucu. Orada hep acı var, bir hatırayla bile kalbim iki parçaya ayrılıyor. Beni mahveden kötü insanlar yüzünden sonsuza dek ağlayacağım!

İnsancıklar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 30 - can yayınları)İnsancıklar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 30 - can yayınları)