"Bir keresinde oturduğum kayanın karşısındaki kıyıda sarp taşlar arasında tek bir sarı çiçek gördüm. Çiçek tek başına bir kaya yarığının arasından çıkmıştı, kökleri kayanın yarığının içindeydi. Çiçeğin bir kısmı suya dokunuyordu ve su aktığı için sürekli bir devinim içindeydi. Bu çiçeğe uzun süre baktım. Bu çiçekte savaşçı ruhunu gördüm ve bu algılayış içinde elimdeki kitabın arka kapağının iç kısmına şu yazıyı İngilizce olarak yazdım
"Çiçek, varlığıyla savaşçının yılmaz ruhunu ifade ediyor. Tek gücü derenin kıyısındaki kaya yarığına tutunmuş olan tohumdan geliyor. Tohumdan gelen yüce gücü, kusursuz bir tavır ve yılmaz bir ruh içinde bir savaşçı olarak kullanıyor. Şikâyet yok, bıkmak yok, bezmek yok. Yaşamanın gücü ve coşkusu var Her anını doyasıya yaşamanın coşkusu.
"Çiçekle konuştuğumu, ona olan hayranlığımı ifade ettiğimi hatırlıyorum. O çiçek hayatımdaki önemli öğretmenlerden biri olmuştur. Ne zaman kendimi olumsuz koşullardan şikâyet ederken yakalasam, dere kıyısındaki kaya yarığında hayatını tek başına sürdüren o savaşçı çiçeği hatırlar ve kendi içimdeki güce kavuşarak yaşama coşkusuyla yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışırım."
"Arif Bey, çoğumuz çocukların potansiyelini geliştirmek üzere değil, çocukların potansiyelini budamak üzere anababalık yapıyoruz. Hatta, eğitim sistemimizin de bu temel felsefe üzerine kurulduğunu söyleyebilirim."
İnsanın gerçeğini, algıladığı dünya oluşturur. İnsanın algılamasını etkileyen en önemli faktörlerden biri, o insanın dünyaya bakarken hangi niyetle baktığıdır.
...
Gel yine gölgemde kur ömrünün çadırını,
Sen ki benim şeklini sevdiğim ilk baharsın,
Bir doğdun bir de batma, hayatıma kıyarsın,
Gel yine gönlümde kur gönlünün çadırını!
(Cahit Sıtkı Tarancı, Gel Çadır Kur)