Bu bir roman. Kısa ama zekice kurgulanmış bir roman. Okurla konuşan bir lira elden ele dolaşırken farklı insan tipleriyle karşılaşır. Bu süreçte toplumun ekonomik, ahlaki ve sosyal katmanlarını okura gösterir. Para burada yalnızca bir nesne olarak değil, insanların karakterlerini açığa çıkaran bir “test aracı” gibi işlev görüyor. Kimi cimriliğini, kimi savurganlığını, kimi de çaresizliğini bu küçük nesne üzerinden gösteriyor.
Olay örgüsünde “hikâye anlatmak”tan çok, “ders vermek” amacı güdülmüş. Liranın cep veya cüzdanına girdiği karakterler derinlikli olmaktan ziyade, temsil ettikleri özellikler üzerinden ele alınmış. Bu da metni edebi bir eserden çok, alegorik bir anlatıma yaklaştırmış. Ancak bu durum, yazıldığı dönemin pedagojik anlayışı düşünüldüğünde şaşırtıcı değil. Çünkü edebiyatın önemli bir işlevi de ahlaki eğitimdir. Eser, 1932 yılında, Cumhuriyet gazetesinde bir seri olarak yayınlanmış.
Bugün kitabın asıl değeri, estetik derinliğinden çok, tarihsel tanıklığında ortaya çıkıyor. Yazıldığı dönemin değerler sistemi, paranın anlamı, bireyin bu ilişkideki konumuna cevaplar veriyor. Bu yönüyle metin, edebi bir deneyimden ziyade, kültürel bir belge niteliğinde. Bir vezneden sobaya ilerleyen bir yolculuk.