• Giden hep üzer mi , kalan hep ağlar mı ?
  • Biz ölülerimizi yıkarız . Ola ki tedbirsiz yakalanmıştır ecele ; son bir abdest ile telafi ettiririz niyeti. Sonra sararız onları ; azıcık daha sıcak kalır mı acaba diye o buz gövde. Kıyamayız üryan yollamaya yeni meskenine . Bakma, adı soğuk kefenin ; halbuki ateştir içine işlediğimiz , her santimine bolca tuz serptiğimiz. Biliriz de kâr etmez gerçi son prova , giden gitmiştir denemeden hem . Süratli gelir belki uzaktan bakana o uğurlama lakin epey zamana tekabül eder ustasına . Son bir gayret koruruz aslen yolcumuzu dünyadan ; koyup da bir tahtacık tabuta. Topraktan çekinmeyiz bak ; orda sandukasız uzatırız korkusuzca otun börtünün bağrına . Azıcık da eğim mutlaka ; o baki yatışta. Yeryüzünden hatırlatıcı bir destek misali mevtaya . Bir de ses tabi , yaşayan dillerden muhakkak ; öldüğüne ikna edici kararlılıkta . Vakur bir elem ve aciliyet icap eden bir özlemle mümkünse . Dövünmek gideni üzer ; biliriz . Lakayıt bir veda da yakışmaz , gurur kırar çünkü yol boyunca .
    İlle de ağaç altı gözetiriz , sezeriz kökün bilge şefkatini . Bırakırız usulca emanetimizi kollarına o sakin gölgenin . El altında hazırsa ; hanıma bir tülbentcağız , beyine bir kasketcik iliştiririz mesela ; acemice dikilmiş yine ağaçtan bir dal üstüne . Bir nevi dünyalık mektup "Yaşadın sen ; unutma bunu sakın çok derin uykuda". Pulsuz bir delil gibi işte , hemencek baş ucunda . Ölmek ciddi bir iştir amenna ama usulünce gömülmek başka bir protokol . Hayattayken verilmemiş tüm değerleri mahçup bir şekilde sahibine iade eder gibi hatta .
    Ve çok çabuk reşit olur ölümüz ; törenle beraber bir anda yetişkindir artık o ; bırakılabilir kendi başına . Yeni evine yerleştirir döneriz telaşla kendi sılalarımıza ; o çok mühim yaşamlarımıza... Sessizce bekleriz bir sonraki nakliyeyi. İçimizde hep bir tayin korkusu acep sıra bizde mi ? Kurayla olsa hiçbirimiz numarasını değiştirir de sanki . Yine çekmeyecek miyiz aynı numaraları şu dünya denen tezgaha ?
    Çekeceğiz vallahi . Kimimiz çok , kimimiz az ama numaratör saat gibi çalışıyor . Vezne de izinli değil hani ...
    İşte bunlar hep bireysel hareketler ; bakiye ortak ne yazık ki . Kalansızız vesselam ... Hesap dökümü mü ? Fiş bedelli ya hu ; görsek n'olcak işlem özetini .
    Dünya ile buluşuyoruz özetle. Hepimize aynı yerde randevu vermiş Yaradan , değişen yalnızca tarihi . Doğmak ve ölmek hadisesi faninin uydurduğu bir literatür meşguliyeti.
    Belki de tek hatamız davetliler ile kaynaşmak yerine daveti sorgulamak ; niye çağrıldık acaba ki ? Davetiye çift kişilik ve çocuk getirmek serbest , üstelik yemekli . Bu bir tören ve tek şartı "Bağlılık yemini yasak" diye ilave etmiş köşesine davetin sahibi ...
    Yeri dar olmayanlar ! Dans edelim mi ? Olduğunuz yerde sallansanız da yeterli ... Kısa olan hayat değil ; hayatta kalmanın fazileti .
    Seçil Kıpçak Üçkardeş
  • 68 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    "Zaten çocukluktan uyanışımdan beri bütün hayatım bir bekleyişten, senin iradeni bekleyişten başka neydi ki!"
    Bu yakarışı haklı bulmayan ve böyle yakarışlara rağmen imkanlar içinde imkansızlıklar doğuran bilinmeyen kadına hafif bir sinirle incelememe başlayayım. Uzun olursa affola (:

    Stefan Zweig'den okuduğum ilk kitap olduğu için hakkında henüz detaylı bir fikir sahibi olmasam bile bu kitabı okuduktan sonra ufak birkaç yorumda bulunabilirim diye düşünüyorum.

    Yazarın dili, yazdıklarının akıcılığı kesinlikle çok iyi. Telaffuz edişleri, cümleleri fazlasıyla güzel. Kitabın sonsöz kısmını okurken Almanca aslından çeviren Ahmet Cemal'in yazdığına göre bu öykü büyük bir olasılıkla 1922'de kaleme alınmış, genel olarak ise 1920'li yılların ilk yarısından bahsediliyor. Aradaki bu kadar zaman farkına nazaran ben hiçbir şekilde ağır, sıkıcı, şimdilerde kullandığımızdan çok daha farklı bir üslupla karşılaşmadım. 1920'lerden bahsetmek az değil, bundan daha sonralarında yazılan fakat dili daha ağır olan kitaplar gördüm. Bu nedenle kitap da yazar da daha başlangıçta çok hoşuma gitti.

    Kitabın içeriğine gelecek olursak:
    Uzun zamandır okumak için özenle rafa kaldırdığım bir kitaptı. Ve uzun zamandır hep aklımın bir köşesinde vardı bu kitabı okumak. Bir anda elime aldım, içimden geldi ve okudum. Yaklaşık 45 dakika falan sürdü, kısa kitaplar beni genelde üzer ama çoğu zaman upuzuun kitaplardan daha anlamlı olurlar. Bence şu an yazmakla bitiremeyeceğim anlamlar var bu kitapta. Hatta belki okusam bile fark edemediğim.

    Kendisinden kitapta R. diye bahsedilen bir yazara dinlendirici bir geziden döndüğü sırada gelen mektuplara bakarken aralarında bu bilinmeyen bir kadından gelen, yaklaşık iki düzine kağıttan oluşan mektupla başlıyor kitap. R. tabii insanlık hali bu ne gizem diyerek o mektubu kenara ayırıyor ve daha sonra da başlıyor okumaya.

    Siz de sayfaları çeviriyorsunuz bu esnada sadece başında ve sonunda en fazla bir sayfalık bir alan R. kişisine, onun verdiği tepkilere ayrılmış geri kalan tüm sayfalarda bilinmeyen kadını okuyorsunuz.

    Aslında R.'de çok biliniyor sayılmaz tabii, ama bu bilinmeyen kadına göre en azından R. hakkında daha çok şeyi biliyoruz ve kitap içerisinde bilinmeyen kadının ona yazdıklarını okurken R.'nin karakteri hakkında da az çok bilgi sahibi oluyorsunuz.

    Bilinmeyen kadının detayına girersem kitabı baştan sona anlatırım gibime geliyor o yüzden genel olarak kitapla ilgili ne düşündüğümü söyleyeyim: Şahsen 'Off işte bu gerçek aşk!' diyebilecek kadar net olamıyorum. Aşk kavramı çok değişik, garip, farklı, tanımsız, acayyip bir şey işte. Olabilir tabi. Bilinmeyen kadınınki gerçekten bir aşk olabilir. Hele ki günümüzle karşılaştırırsak çok az kişi bu kadar eziyete ve zahmete katlanır. Ama günümüzle karşılaştırmak da ne kadar doğru tartışılır o yüzden burayı geçiyorum.

    Kitapta zaten kadın açısından fazlasıyla sıkıntı var. Çocukluğundan beri farkında olarak ya da olmayarak fazlasıyla dert yaşamış. Ama benim en çok sinirime giden nokta R.'nin gerçekten bu kadar unutkan olmasıydı. Yani R. olacak iş mi bu şimdi! Yıllar sonra Johann bile tek bir karşılaşmayla o bilinmeyen kadını tanırken sen hiçbir bir şey hissetmedin, hiç mi fark etmedin? Bu bence bilinmeyen kadın açısından en ama en kırıcı noktaydı. Bütün bu yaşadıklarına rağmen hala onu sevebilmesine şaşırdım. R.'de en bariz şekilde gördüğüm kusurdan bahsetmişken sırf masum taraf diye bilinmeyen kadında gördüğüm kusurlardan da bahsetmeyecek değilim.
    Bilemiyorum.
    Defalarca kez onu bir an bile hatırlamamasına rağmen hala R.'ye aşık kalabilmesi garipti. Çocuğu olmuş, onu kaybetmiş olabilirdi. Her şeye rağmen kendine bunları yaşatan en büyük şey yine kendisiydi bence. R.'ye çocuklarından bahsedebilirdi, ona çocuktan bahsetmeyişi bile onu düşündüğündendi. Bu bilinmeyen kadın var ya en başından beri kendi sonunu hazırladı zaten. Bak sinirlendim. Her şey konuşulabilirdi. Bambaşka bir şehirden kalkıp geldi R. için, o kadar sıkıntı çekti, onunla daha fazla zaman geçirmek için tekliflerini bir an bile geri çevirmedi ama bütün bir kitap boyunca oturup konuşmadı onunla ya. Niye yani? Böyle hüzünlü yaşandı, hüzünlü bitti muhteşem bir aşk hikayesi mi oldu şimdi? Ahh bilinmeyen kadın akşam akşam sinirlendirdin beni.

    Sakiniiim.

    Ve biraz yükselmiş olsam da güzel bir kitaptı. Ama bakın okuyun, mutlaka okuyun ve hiç ara vermeden kitap üzerinde düşünmeye başlayın ve hemen ders çıkartın ya, mutlaka. Ben bir şeyler için imkan varken böyle imkansızlaştırılınca sinirleniyorum. Bir de acı çekiyorsun, dünya zaten acılarla dolu, ne gerek var bunlara?

    Özetle R. suçsuz değil, mektubun sonunda hissettiği her olumsuz duyguyu sonuna kadar hak ediyor ama bilinmeyen kadın da çok masum sayılmaz. Kendine bütün bunların çoğunu yine kendinin yaşattığını düşünüyorum. Bilmiyorum birini bu denli sevmek güzel bir şey mi? Birlikte güzel bir hayatları olabilirdi veya birlikte olamayacaklarını anlayıp kafalarında olayları netleştirebilirlerdi. R. için zaten büyük bir sıkıntı yok ama bilinmeyen kadının bütün bunları yaşamasına ne gerek vardı hala anlam veremiyorum.

    Şimdi nasıl sonrandırayım ki ben bu incelemeyi :|
    Tavsiye ederim arkadaşlar, gerçekten.

    Teşekkürler Stefan Zweig, teşekkürler...