• ...Bir yığın insan tanıdım ama hep yalnızdım.

    Didem Madak, okumadıysanız çok şey kaybetmişsinizdir ama okuyorsanız da (ve hatta sürekli) daha çok şey kaybetmişsinizdir...

    Didem Madak, şiirlerini anlamak için hayat hikayesini okumanız yeterli ne yaşadıysa bir ‘acıklı sözler kraliçesi’ olarak acılarını , grapon kağıtlarıyla bize süslemiştir...

    Bu kitap da ilk yazdığı şiir kitabıdır.

    Her şiiri yaşanmış puslu,gri, sisli anılardır.

    Hatta bir dizesinde yine der:

    ‘Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan...’

    Acılı dizelerdeki yersiz soruları bazen ağlatır:

    ‘Kalbim neden isli bir şehir?
    Kalbim!
    Neden ben?
    Bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.’

    Bazense...

    Neyse, hayat hikayesi diyorduk demi 13 yaşında annesini kaybediyor adı ‘Füsun’ve bütün acılarının adı oluyor bu isim çoğu zaman...

    Annesizliğin şair ettiği yazar :

    ‘Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler.’

    Götürsün be Didem, bizi de götürsün,sen de gel...
    Ama gel gör ki:

    ‘Hayatımızın üstünde imkansız kuşlar uçuyor.’

    Yine bir dizesinde diyor ki:

    ‘Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
    Bazen ölmek istiyorum ,
    Beni yeniden doğurman için
    İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.’

    Tabi baba evlenir,babayada sitemli sözler eder yine dizelerinde:

    ‘Yaşasaydın, hayatının ortasına
    Güller yığan bir adam olsun isterdim babam...
    Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
    Bu acımasız ölü anne sesini...
    Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: ANNE! ‘

    Bu dizeleri yazarken ne bilebilirdi ki annesinden miras kalan annesizliği üç yaşındaki kızı Füsun’a bırakıp gideceğini...

    Şükrü ERBAŞ’ın da dediği gibi ‘Sözü yasaklamalı ömür hanım...’

    Sonra Hukuk Fakültesi’ne başlar.Üvey anne ve babasıyla yaşadığı evden ayrılamak istediği için kendince bir yöntem bulur ve birinci sınıfta tanıştığı biriyle evlenir .Evden ayrılır,okulu bırakır.
    Hatta bir sohbetinde şöyle der kaçan ilk şehirli kızdım.
    İlk evden kaçtığında yedi yaşındaymış annesi dövmüş bu dayak ona on sekiz yıl yetmiş sonra yine kaçmıştır.

    Tabi mutsuz evlilik ve gidenler hayatının yıkık dökük merdiveninden..

    ‘Gül tutan bir adam aradım yıllarca
    Rakamlar büyür, şehir küçülürdü.
    Vazgeçtim, vazgeçtim sonra...’

    Oysa ne çok sevmişti.
    Enginarlar alacak kadar ama sonra...

    'Seni sevince pazara çıktım sevinçten
    Enginar aldım "süper enginarlar" diye bağıran adamdan
    Bu "süper" oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.
    Canımın acısıydın.
    Sonra gittin.
    Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.
    Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini
    Sonra gittin.
    Çocuk oldum bir daha, ağladım.
    Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.'

    Sonra gitti tıpkı diğerleri gibi ve Didem’e kalan bodrum katında çeşitli işlerde çalıştığı bir yaşam...

    Kısacası yine bir dizesinde dediği gibi,

    ‘Günler külkedisi akşamları kömür yakıyoruz’

    Bodrum katında yaşadığı tüm zorlukları anlatır şiirlerinde.
    Bir söyleşide ‘Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.’ Diye bahseder bodrum katından.

    Zor yıllar ...

    Kendini bulmak için pardesülere bürünmüştür,kitap okumuştur.Bu dönemde tasavvufla da ilgilenmiştir.
    Hatta kardeşi bu dönem için şöyle der ‘Ablam o dönemden inanarak kurtuldu.’

    İnanç hem nurdur hem de kuvvet...

    Bu durumu şiirlerine şöyle yansıtır:

    ‘Allah benim çaresizliğimdi
    Artık konuşabileceğim kimsem kalmadığı için konuştuğumdu.’

    Bir süre sonra eşi Timur ile evlenir ve 3 yıl sonra kızı Füsun’u dünyaya getirir.
    Kızının doğumundan sonra şiir yazmayan Madak 24 Temmuz 2011' de bu anne yokluğunu kızına bırakarak,Füsunlarına doyamadan hayata veda eder.
    Ruhu şad olsun.
    Mekanı cennet olsun...

    Kimileri yeryüzüne gömülür kimileri gökyüzüne...

    Didem Madak gökyüzünün en çok parlayan ve parlayacak yıldızlarından biri...

    Giderken kızına şöyle demiştir:

    Canım kızım,ben cehaletimden şair oldum...
    Annesizlikten.
    Sen sakın şair olma!

    Çünkü bilir şairlerin acılarını yazdığını...
  • Ölümün ve geçiciliğin farkında olarak yaşamak hayatı boşvermeyi gerektirmez. Tersine hayata kayıtsız kalanlar, onu elinde sonsuza dek tutamayacağını bilip tümüyle bırakanlardır, demişti bir gün dr mavi kaybetmeye razı oldukça hayat insanın elinde daha çok kalıyordu. Ölüm en büyük karanlıktı. O karanlıkta yürümeye alıştıktan sonra başka bütün gölgelerin içinden rahatça geçebilirdi.
  • En çok da ben bunu hak etmedim deriz. En tehlikelisi budur. Yani demem o ki her acı taşınabilir, acıyı taşınmaz hale getiren ona razı olmayışımızdır.
  • Var olana razı olmamak ve asla orada olmayanı istemek, insanın en büyük sınır ihlalidir. Çünkü kendi varoluşsal gücünü aşan bir hüküm verir kişi teslim olmayarak. Buda ruhunu kasvete boğar. Ne garip bir varlık insan. Yaratıcı insana hiç zulmetmiyor. İnsana asıl zulmü yine kendisi yapıyor.
  • Hayatta en tehlikeli kelime nedir sence? Keşke diye atıldı kırmızı. Yanlış değil ama eksik en tehlikeli kelime niye dır. Niye bu başıma geldi niye anahtarı evde unuttum... Bitmez tükenmez kasvet kaynağı. Niyr diyip olana razi göstermeyen insan keşke diyerek o olayın gerçekleşmemesinin koşullarını aramaya başlar. Keşke şunu yapsaydım ya da yapmasaydım diye. Huzurlu olmak istiyorsan kızım, asla niye dememeye çalış...
  • Onsuz hayatın anlamı yok! Diyebileceğiniz kimse yoktu bu dünyada. Sadece onsuz yaşamın anlamı yoktur! Anlamlıydı.
  • Çok sevdiğiniz birinin sizden önce ölmesinin güzel tarafıdır bu. O kişiye duyduğunuz özlem, kendi ölümünüzü kabullenmenizi kolaylaştırır.