Giriş Yap
319 syf.
00:41:)
Sonunda bitti kendimi çekişmeli boşanmanın son celsesinden boşanarak çıkan insan kadar hafiflemiş hissettim kitap detaylandıkça detaylandı Allah var geçimsiz bir evlilik bile olsa mutlu ettiği yanı da var bir çok kitabı tanımama kapı araladı :):) Yinede İyiki bittin ve iyiki geçip gittin hayatımdan
Fesüphanallah!
8.8/10 · 300 okunma
Reklam
424 syf.
·
4/10 puan
Kendinize bir iyilik yapın ve bu seriyi okumayın...
Bir kitap isterse Dünya'nın en iyi kurgusuna ve edebi diline sahip olsun -ki bu kitap ikisine de sahip değil- ana karakterleri sevmediğinizde okuması işkenceden farksız oluyor. Ben de Griffin'i hiç ama hiç ama HİÇ sevmiyorum. Hatta o kadar sevmiyorum ki Cat'le olan yetişkin içerikli kısımların hepsini atladım. Hayatımda ilk defa böyle bir şey yapıyorum ama okuması o kadar katlanılmazdı ki başka çarem yoktu desem abartmış olmam. Cat'i ise ilk kitap seviyordum ama bu kitapta ona da öyle bir yükselemedim. Kime yükseldim biliyor musunuz? Kato'ya... Canım Kato... Yazar umarım onu da saçma sapan bir romantik ilişkinin içine sokmaz ve kendisi okuyucuların sevgilisi olarak kalmaya devam eder. Şimdi... Kitap ile ilgili söyleyeceğim bir kaç şey var ve SPOİLERlı olacağını önceden belirteyim. İlk kitap Cat'in kayıp prenses olduğu o kadar barizdi ki bu ayrıntıyı geçiyor ve Griffin'in tepkisine geliyorum. Öncelikle kitap başlar başlamaz gerçeği öğrenip biz daha ne olduğunu anlayamadan karakterleri bir kavganın içine sokmasaymış keşke yazar. Ama madem yaptı, bari doğru düzgün yapsaymış. Griffin kavganın sonunda "ben seninle olamam" diyip çekip gidiyor. Bakın "olamam" diyor. Bu kelime nedir? Geniş zamandır, değil mi? Haliyle Cat de kendisini terk ettiğini düşünüyor ama onu bırakıp gidemeyecek bir yemin ettiği için adamın yanından taşınıp eski odasına geri dönüp yatıp uyuyor. Sonra Griffin geliyor yanına sıkı sıkı sarılıp nasıl seni terk ettigimi düşünebilirsin bilmemne diye kızıyor kadına. E abicim sen demedin mi seninle olamam diye? Ne anlamalıydı kadın? Hayır bir de bunu dedin, üstüne ortak eşyalarınızı parçaladın, üstüne çektin gittin. Ne yapsaydı bu kadın? O lafı için de diyor ki "ben onu o an için söylemiştim" E o zaman ŞİMDİKİ ZAMAN KULLANSAYDIN? "Şu an senin yanında olamam" deseydin? O kadar saçmaydı ki kadın rüya görüyor zannettim ilk başta. İşin bir diğer saçma kısmı da Cat'i tam bir buçuk gün aramışlar. Bu bir buçuk günde kimsenin aklına kadını eski odasında aramak gelmedi mi? İlk kitapta ne zaman kavga etseler kız kendi odasına kaçar, Griffin de onu orada arardı. Hadi bu da yeterli gelmedi YAV BU KIZIN ODASI FLYNN VE KATO'NUN YANINDA. Bir sürü alık toplanmış yan odada uyuyan kızı bir buçuk gün ormanda aramışlar! Şu an gülüyorum ama yemin ederim sinirden... Sonra devam ediyoruz. Kitap direkt aksiyonlu (!) başladığı için yüksek bir tempoda devam etmesini bekliyoruz ama ne oluyor? Evet, hiçbir şey olmuyor. Bir şeyler yaşıyorlar ama yani yazarın dilinden midir nedir hiç aksiyonlu değil. Birileri yaralanıyor, ölüyor ama sanki hiçbir şey yaşanmıyormuşçasına heyecansız oluyor tüm bunlar. Bir hafta elimde süründü kitap yaa bir hafta! Okuyorum okuyorum, bir bakıyorum üç sayfa okumuşum. Bir an sonsuz bir döngüye girdiğimi ve hiç bitmeyeceğini düşündüm... Değinmek istediğim bir diğer konu da şu ki o çok güçlü Cat, tanrılar kendisinin popişini HER OLAYDA kurtarmasa bin defa ölmüştü! E madem her şeye tanrılar karışacaktı Cat'e ne gerek vardı? Ne yapılacaksa tanrılar kendi kendilerine yapsaydı? Size yemin ederim Cat'in yardım almadığı bir tane başarısı yok! Bir olayı da kendin hallet be kadın! İlk kitap herkesin paçasını kurtaran, esip gürleyen inanılmaz badass bir karakterdi. Ha yine tanrılardan yardım alıyordu ama bu ara sıra gerçekleşiyordu ve işin büyük çoğunluğunu zaten kendi hallediyordu. Bu kitapta ise en son bir tanrının yeryüzüne inip "hay senin yapacağın işe" diye Cat'i kenara itekleyip ipleri kendi eline almasını bekledim artık... Ayrıca şu kehanet konusuna gelirsek eğer; kehanet Cat'e diyor ki "krallıkları yıkacasın." O da diyor ki hmm demek ki dünyanın sonunu getireceğim. Yav siz Griffin'le üç krallığı ele geçirip tek krallık yapmaya çalışmıyor musunuz? E tamam işte kehanet de sana krallıkları yıkacasın diyor. Griffin'in açıklamasına gerek bile olmadan taaaa ilk kitaptan o kadar belliydi ki buna çıkacağı... Son olarak da Cat'in hamile olduğunu anlamayan var mı? Varsa elimde bir köprü var... Yani yemek kokusundan midesi bulanınca ve Griffin de imalı imalı bakınca anlamıştık zaten bunu salak olmadığımız için. Yeşilçam filmi gibi belli etmiş zaten bir de kitabın sonunda büyük bir sürpriz gibi yazması yok mu... Biliyorum çok uzattım ama bir şey daha söylemem gerek; ilk kitap Cat'in beş yıl önce, on beş yaşındayken Fisa'dan kaçtığını ve yirmi yaşında olduğunu söylerken ikinci kitap sekiz yıl önce kaçtığını ve yirmi dört yaşında olduğunu söyleyen yazar ne düşünüyordu çok merak ediyorum. Böyle mantık hatalarına gerçekten ama GERÇEKTEN çıldırıyorum. Yazdığınız şeyden bu kadar mı bihabersiniz? 4/10
206 syf.
·
15 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Az Şeyle Yetinerek Erdemli ve Mutlu Olmayı Amaçlamak: Kinik Felsefe Fragmanları
“Öğrendiğini unutmamak en zorunlu bilgidir.” –
Antisthenes
1. Giriş: Bu incelemenin amacı yalnızca kitabı tanıtmak değildir. Kinik felsefenin kurucuları Antisthenes ve Diogenes'in yaşamları, etkilendikleri filozoflar, kinizmin kökenleri ve antik dünyadaki yerlerine dair geniş bir kapsamda ele almaya çalıştım. Zaman ayırıp okuyacak olanlara şimdiden teşekkür ederim. 2. Kinik Felsefenin Kökenleri: Antik Yunan felsefesinin önemli duraklarından biri olan Kinizm, aynı zamanda sıra dışı bir düşünce sistemini temsil eder. Felsefi görüşlerde düşünce kadar onu hayata geçirmek de önem taşır ve kinizm bu anlamda belki de pratiğe dökme konusunda en zor felsefi görüşlerden biridir. Bir kinik felsefe temsilcisi düşüncelerini uygulamadığında halka samimi görünmez ve insanları kendi yanına çekmekte zorlanır. Onun, o ruhu içinde taşıması ve hayatını ona adaması gereklidir. Peki nedir tam olarak kinik felsefe? Dünyaya ve insanlara katkıları nelerdir? Felsefe tarihine ne gibi katkıları olmuştur ve temsilcilerinin görüşleri günümüz dünyasında ne kadar uygulanabilirdir? Gelin hep birlikte tüm bu soruların cevaplarını arayalım. Kinizm’in ne zaman ve nasıl doğduğuna dair elimizde net veriler bulunmasa da, en büyük iki temsilcisi olduğunu bildiğimiz
Antisthenes
ve Diogenes’in (
Diyojen
) hayatlarına ve günümüze kalan fragmanlarına bakarak mantıklı çıkarımlar yapmak mümkün olur. Diogenes’in, Antisthenes’in öğrencisi olduğunu ve Antisthenes’in de Sokrates’in öğrencisi olduğunu bildiğimiz için kinik felsefenin kökeninin Sokrates’e dayandığı söylenebilir. 3. Kinik Felsefe ya da Kinizm Nedir? Kinik filozoflara göre mutluluğa ulaşmanın yolu bütün gereksinimlerden sıyrılmaktan geçiyordu. Onlara göre olabildiğince az şeyle yaşamak erdemli insan olmanın yolunu açıyordu. Mal, mülk, eşyalar ve para olmadan da hayatta kalmak mümkündü ve asıl mühim olanlar bunlar değildi. Somut şeylere bağlı kalmadan yaşamak insanı mutluluğa götürebilirdi. Hayatları boyunca bu fikirleri savunan Diogenes ve Antisthenes, dünya felsefe tarihine kinizm kavramını yerleştirmişlerdir. 4. “Köpek” ve “Kinik” Kavramlarının Birlikteliğine Dair: Hem Antisthenes hem de Diogenes yaşadığı toplumda “köpek” olarak anılırlardı. Hatta öyle ki Diogenes’in lakabı konumuna gelmişti ve Diogenes bu durumdan rahatsız değildi. Aksine memnuniyet duyuyordu zira felsefesinin öğretisi köpeklerin yaşadığı gibi bir hayat yaşamak anlamına geliyordu. Antik Yunan’da “kyon” olarak ifade edilen köpek kelimesinden “kynikos” sıfatı doğar. “Köpek gibi, köpeğe özgü” anlamlarına gelen bu ifade böylece kinizm felsefesine isim kaynağı olur. Kavram Türkçeye “Kinik” olarak geçmiştir. Köpek kavramıyla Kinik kavramının dilbilimsel yakınlığı bu şekilde olsa da, tam olarak nasıl ve ne zaman kullanılmaya başlandığı belli değildir. Konuya dair en eski kaynaklardan birine
Aristoteles
’in
Retorik
adlı kitabında rastlarız. Aristo, Diogenes’ten bahsetmeden önce mutlaka “köpek” der ve bu da çağdaşı filozofu iyi tanıdığı ve üzerine yapışan kavrama yabancı olmadığı anlamına gelir. 5. Stoacılığın Temellerinin Atıldığı Felsefe: Kinizm "Stoa felsefesinin kaynaklarından biridir Kinik felsefe. Antisthenes kentin temellerini atar, ardından soğukkanlı Diogenes, iradeli Krates ve dayanıklı Zenon gelir." Bu cümle
Randall Collins
'in
Dünya Felsefe Tarihinin Oluşumu
adlı kitabında geçer ve her iki felsefi düşünceyi bir noktada birleştirir. Kıbrıslı
Zenon
tarafından temelleri atılan ve ardından başta
Seneca
olmak üzere Antik Roma felsefecileri arasında da rağbet gören ve gelişen bir felsefe akımı olan Stoacılık, kökenlerini Kinizm'e borçludur. Bu da haliyle yine Sokratesçi geleneğe yaslandığı anlamına gelir. Doğaya uygun yaşamak, erdemli olmak, hazlardan uzak olmak ve iyiliği, güzelliği ortaya çıkarmak gibi düşünceler bizleri Diogenes ve Antisthenes'in kinik felsefesine ulaşıtırır. Elbette benzerlikler bunlarla da sınırlı değildir. 6. Herakles’in Kinik Felsefe’deki Yeri: Yunan Mitolojisi’nin en önemli kahramanlarından biri olan Herakles birçok öyküde karşımıza çıkar.
Argonautika
(incelemesi için bakınız: #166300089) adlı destanda okuduğumuz Argo gemicilerinin hikâyesinde çok önemli bir görev üstlenen Herakles’in ayrıca “12 görev”i de meşhurdur. Birçok antik resim, heykel ve lahitlere konu olan bu görevler hem Herakles açısından hem de insan ve tanrı kavramlarının dünyaya yansıması açısından önem taşır. Kimi Antik kaynaklarda kinik kavramının kökeni Herakles’e dayandırılır. Antisthenes’in Atina dışında ders verdiği ve Herakles’e adanmış olan Kynosarges Gymnasium’u bu fikrin ana dayanak noktasıdır. Ausonius adlı bir antik yazar ise Antisthenes ile ilgili kaleme aldığı bir epigramda filozofun ağzından “ben kinik öğretinin kurucusuyum” cümlesini kurar. Fakat devamında mitolojik yarı tanrı karakter Herakles’e değinerek bu öğretide onun örnek ve öncü olduğunu ifade eder. Herakles’in kinik felsefenin öncüsü olduğuna dair çıkarımlar bununla da sınırlı değil. Diogenes Laertios’a göre Antisthenes’in eserleri arasında Herakles’le ilgili birkaç kitap mevcuttu. Bu kitaplarda filozofun felsefesini geliştirirken Herakles’in hayatından etkilendiği düşüncesi ağır basar. Tüm bu bilgilerin ışığında kinik felsefecilerin dünyanın kötülüklerine ve insanı etkisi altına alan maddi unsurlarına karşı bir safta yer alırken ve mücadele ederken mitolojik kahraman Herakles’in görevlerinde savaştığı mitolojik canlıları anımsadıkları ve kendilerini onunla bir tuttuklarını söyleyebiliriz. Her ikisinin temelinde de karşıt bir düşünceye savaş ve kendini kabul ettirme fikri yatar. Diogenes de kimi zaman konuşmalarında Herakles’i örnek olarak gösterirdi. Özgürlüğü diğer şeylere tercih eden filozof Herakles gibi yaşadığını ifade eder. Diogenes’in değneği ve Herakles’in sopası da konu bağlamında karşılaştırılan ve çıkarım yapılanlar arasında gösterilebilir. Herakles’in tanrılaştırılmadan önce giydiği basit bir aslan postu da yine kinik filozofların basit kıyafetlerini anımsatan detaylardan biridir. 7. Antisthenes Kimdir? Antisthenes’in oğlu Antisthenes, M.Ö. 445 doğumlu bir filozoftur. Atinalılar tarafından safkan olmadığı gerekçesiyle dışlanmış o da buna karşılık olarak onları küçümsemiştir. Tanagra Savaşı’na katılıp iyi bir performans gösterdiği için
Sokrates
tarafından övülür. Hatip Gorgias’ın öğrencisi olsa da Antisthenes’in Sokrates’e düşkünlüğü bilinir. Atina’nın dışında Pire’de yaşamasına rağmen sırf Sokrates’i dinlemek için her gün saatlerce yürümeyi göze alırdı ve öğrencilerine de Sokrates’i dinlemeleri ve örnek almaları gerektiğini söylerdi. Eserlerinde hitabet yeteneğinin iyi olması sebebiyle övülür. Hekaton, Özdeyişler adlı kitabında Antishenes’in ağzından şu cümleyi aktarır: “Dalkavukların içine düşmektense, akbabaların içine düşmek daha iyi, çünkü biri ölüleri yer öbürü ise dirileri.” 8. Antik Kaynaklarda Diğer Düşünürlerle Olan İlişkisine Dair: Takma adı “halis köpek” olan Antisthenes’in, Diokles ve Neantes’in aktarımlarına göre, iki katlı harmanisi vardır ve başka bir giysisi yoktur. Aynı zaman bir heybesi ve değneği vardır. Theompos’in ise bütün Sokratesçiler arasında en çok Antishenes’i beğendiği antik kaynaklarda yazar.
Ksenophon
'un
Şölen
adlı kitabından çıkardığımız sonuca göre hoş sohbetiyle insanları yanına çekerdi.
Platon (Eflatun)
’un kendisi hakkında kötü konuştuğunu duyan Antisthenes “İyi şeyler yapmak, ama hakkında kötü konuşulmak krallara özgüdür” cümlesiyle cevap verir. Platon’la aralarının iyi olmadığı bilinir. Bir gün de yine hasta yatağında Platon’u ziyaret eder ve orada da bir sebepten dolayı yine ona çıkışır. 9. Antik Kaynaklardaki Felsefesine Dair: Kinik felsefenin kurucuları arasında gösterilen Antisthenes, Ksenophon’un Şölen adlı kitabında konuşmacılardan biri olarak karşımıza çıkar. Filozofun Sokrates’le olan diyalogları dikkat çekicidir. Bu eserde Antisthenes’in konuşmalarından çıkarılan en net sonuçlardan biri hiçbir şeye ihtiyaç duymadan yaşamanın asıl zenginlik anlamına geldiğidir. Sokratesçi bir eser kaleme aldığını bildiğimiz Antisthenes’in bu eserleri günümüze ulaşamasa da, onun Sokrates’in düşünce sisteminden etkilendiğini ve kendine yetme eylemini hem yaşantısının hem de felsefesinin temeline oturttuğunu söylemek yanlış olmaz. İkincil kaynaklardan ve fragmanlarından yola çıkan Clemens Alexandrinus’un Antisthenes hakkında bu bağlamdaki düşünceleri önemlidir. Sokrates felsefesinin iki büyük kola ayrıldığını ifade eder ve bunları Platon ve Antisthenes olarak ayırır Platon’un Akademia’yı kurduğunu, Antisthenes’in ise “köpek gibi davrandığını” söyler. Elbette burada kastettiği kinik felsefenin öğretilerine göre yaşamaktır. İleride Diogenes de “köpek” lakabını alacaktır ve hatta onunla özdeşleşen bir kavram haline gelecektir. “İnsanın arkasından taş atılmasındansa kötü konuşulmasına karşı daya dayanıklı olmak gerekir.” -Antisthenes 10. Haz ve Mutluluk Kavramlarına Bakışı: Antihistehenes’e günün birinde felsefeyle uğraşmanın ne gibi bir yararı olduğu sorulur ve o “kendimle sohbet edebilmeyi öğrendim” diye yanıtlar. Her filozofun önce kendini bilmesi ve tanıması düsturu literatürde ilk filozof olarak geçen Anadolulu filozof
Thales
’ten beri süregelen bir olgu olsa da, Sokrates’le daha bilinir olmuştur. Antishenes’in kendine özgü fikirlerinden biri de “haz” kavramıdır. Çıldırmayı haz almaya yeğlediğini söyler ve hazzın insan yaşamındaki önemsizliğini vurgulamış olur. İnsan yaşamının daha yüce amaçları olmalıdır ona göre.
Diogenes Laertios
'un
Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri
adlı kitabında aktardığı bilgilere göre, bir seferinde, kötü insanlar tarafından övüldüğünde, “Korkuyorum, kötü bir iş mi yaptım acaba?” der Antisthenes. Başkaları tarafından sürekli övülmenin iyi bir şey olmadığı tezini savunur. Yine Laertios’un verdiği bilgiler arasında “Dünyada en büyük mutluluk nedir?” sorusuna “Mutlu ölmek” yanıtını vermiştir. Antisthenes, tanrı inancı taşıyan filozoflardan biridir ve ölümsüz olmayı dindar olmak ve doğru yaşamakla açıklar. 11. Antisthenes’in Kinik Felsefesi, Görüşleri ve Öğretileri:
Antisthenes
’e göre erdem öğretilebilirdir ve ancak erdemli insanlar soylu olabilir. Mutluluk içinse kesinlikle erdem yeterlidir. Bilge insanların kendine yettiğini ifade eder ve başkalarına ait olan her şeyin aynı zamanda ona da ait olduğunu söyler. Bilgelik, sınırsız bilginin sahibi yapar insanı. Bilge bir insanın yasalara göre değil erdemin yasalarına göre hareket etmesi gerektiğinin de altını çizer. Aşk hayatında da en iyi kararları bilge insanlar verir ve geleceklerini mantıklı bir şekilde kurarlar çünkü kimi sevmeleri ve kimden çocuk yapmaları gerektiğini gayet iyi bilirler. Erdemli insan sevilmeye değer bir kimsedir. Yalnızca değerli insanlardan dost olur, yürekli ve dürüst insanlar değerlidir. İnsandan alınamayacak en değerli silah erdemdir ve hem erkek için hem de kadın için erdemin tanımları aynıdır. Her zaman dostlarını dinleyen insan bir süre sonra yanılabilir, düşmanların söyledikleri de dikkate alınmalıdır, kusurları fark edenler onlardır çünkü. Dürüst insanların akrabalardan bile değerli olduğunu söyler Antisthenes ve insanın bütün kötülükleri kendisine yabancı sayması gerektiğini belirtir. İnsanın en sağlam unsuru ise şüphesiz ki akıldır. 12. Ölümü ve Eserleri Hakkında: “Gönül borcu duymasını bilen kadınlarla bir arada olmak gerek.” - Antisthenes Timon, Antisthenes’in çok sayıdaki kitabına atıfta bulunarak ona “doğurgan geveze” lakabını takmıştır. Diogenes Laertios kitabında Antisthenes’in eserlerini 10 farklı başlık altında toplar ve hepsinin ismini sıralar. Edebiyat, felsefe, bilim, fizik, retorik gibi onlarca farklı alanda yazdığı kitapların sayısı 50’den fazla olan kinik filozofun günümüze hiçbir eseri ulaşamamıştır. Yalnızca antik metinlerde alıntılandığı kısımlar ve fragmanları çağlar öncesinden bugüne gelmiştir. Ölümü üzerine de çeşitli rivayetler bulunur. M.Ö. 365’te hastalık sonucu öldüğü söylenir. Yaşama bağlı olduğu fakat hastalığa dayanamadığı belirtilir. Diogenes’in (Diyojen) “dosta ihtiyacın var mı?” diyerek yanına geldiği esnada öldüğü de kesin olmayan bir bilgidir ve filozofun ölümünü efsaneleştirir. Rodoslu olan bir başka Antisthenes ise hasta Antisthenes’in yanına bir hançerle girer. O esnada hasta olan Antisthenes, “kim beni bu acılardan kurtaracak?” diye sorar, beriki, “işte bu” diye yanıtlar. Antisthenes’in sıradaki cevabı ise onun yaşamayı sevdiğini ve ölüme hazır olmadığını kanıtlar niteliktedir: “Acılardan dedim, yaşamdan demedim.” “Köpek gibi yaşadın Antisthenes, öyle bir yaratılışın vardı ki, insanların yüreğini ağzınla değil, sözlerinle ısırıyordun. Ama eriyip gittin işte, belki biri soracak: o da ne? Ne olursa olsun, Hades’e giderken insanın bir kılavuzu olmalı." 16. yüzyılda Avrupa'da keşfedilen antikçağ yazar ve şairlerinin antolojilerinden oluşan Antholohia Palatina adlı kitaptan alıntı. 13. Diogenes Kimdir? M.Ö. 412’de doğduğunu bildiğimiz Diogenes, Anadolulu filozoflardan biridir. Ülkemizde daha yaygın olarak Sinoplu
Diyojen
ismiyle bilinen filozof, kinik felsefenin kurucularından ve aynı zamanda en büyük temsilcilerinden biridir. Antisthenes’in öğrenci kabul etmemesi, Diogenes’le tanışana dek devam eder. Kendisini öğrenci olarak Antisthenes’e kabul ettiren ve Atina’da büyük bir üne sahip olan Diogenes’in Sinop’tan ayrılma hikâyesi de oldukça ilginçtir. Hazinedar olan babası Hikesios’a işlerinde yardım eden Diogenes günün birinde paralar üzerinde oynama yapar ve değerini düşürür. Bu durum halk üzerinde büyük tepkilere yol açar ve dönemin yönetimi tarafından vatanından sürgüne gönderilir. Diogenes Laertios’a göre Diogenes Pordalos adlı kitabında suçunu itiraf etmiştir fakat başka hiçbir antik kaynakta buna yönelik bir bilgi olmadığından, bilginin doğruluğu tartışmalıdır. Hatta böyle bir suç işleyip işlemediği de yine antik dönemlerde dahi tartışma konusu olmuştur. Bildiğimiz en net olgu Diogenes’in bir şekilde Sinop’tan ayrıldığı ve antik dünyanın göz bebeği şehri Atina’ya giderek orada felsefeyle ilgilenmeye başlamasıdır. 14. Mizahi, Eleştirel ve Nükteli Bir Filozof: Diyojen Diogenes, vatanından sürgün edilmesine iyi yönünden bakar ve kendisini bu konuda aşağılayan birine eğer sürgün edilmeseydim filozof olmazdım yanıtını verir. Yine başka bir zaman onunla alay eden ve Sinop halkının ona sürgün cezası verdiğini söyleyen birine kendisinin de Sinop halkına orada kalma cezası verdiğini söyler. Sivri dilli olduğunu bildiğimiz Diogenes’in nükteli cevaplarına güzel örneklerdir bunlar. Yaşadığı halkla ters düşen görüşleri bulunan Diogenes mütevazı bir hayatı seçer ve yaşam tarzıyla felsefe tarihinin en ikonik filozoflarından biri haline dönüşür. Ahlakçı bir anlayışa sahip olan filozofun alaycı bir dile sahip olması ve kendisine sorulan sorulara esprili bir dille yanıt vermesi onu çağdaşı filozoflardan ayrı bir noktada incelememize neden olur. Antisthenes’in öğrencisi olmak için çabalaması ve nihayet bunu başarması onun iradesini ve kararlılığını ortaya koyan etmenlerin başında gelir. Sokrates ve Antisthenes’i farklı bir konuma yerleştirir ve onların öğretilerine saygı duyar. Kinik felsefe kendisinden önce de var olsa da, kinizm hakkındaki en net çıkarımlardan biri bu felsefi görüşe en çok katkıda bulunan filozofun Diogenes olduğunu gösterir. 15. Antik Kaynaklar ve Diğer Filozoflar Ekseninde Diogenes: “Köleler efendilerine, değersiz insanlar da tutkularına köledir.” - Diyojen
Platon (Eflatun),
Diogenes’i “delirmiş Sokrates” olarak özetler. Bu tanımıyla Diogenes’in Sokratesçi bir gelenekten gelmesine rağmen toplumsal ve politik açıdan halkın karşı safında yer alıyor olmasına gönderme yaptığı düşünülebilir.
Plutarkhos
ise ruh dinginliği üzerine yazdığı bir metinde Diogenes’in talihine değinir ve sürgün cezasına iyi bir yönden baktığını ifade eder. Hayatın insanların karşısına kötü şeyler çıkarmasını iyi yönlere çevirebilmenin önemini vurgular. 16. Yalnızca Dünya Vatandaşı Olmak: Bir insanın vatanından sürgün edilmesi ve dışlanması günümüz dünyasında dahi önemli bir olgudur ve insanın aitlik duygusuna karşıt bir görüş oluşturur. Kimi insanların milleti ve ülkesine bağlılığı çok daha fazladır ve böyle bir durum hem kişiliğinde hem de yaşantısında olumsuz sonuçlara yol açar. Antik Çağ’daki şehir devletleri, Hitit, Roma, Bizans (Doğu Roma), Selçuklu ve Osmanlı gibi imparatorluklarda da bu tip durumlara sıklıkla rastlanır ve dünya tarihi vatanından uzak bir şekilde ölen nice insanla doludur. Diogenes’in Sinop’tan gönderilmesi onda üzüntüye yol açmaz. Konuya dair cümleleri bize bunu kanıtlar. Nereli olduğu sorulunca “Dünya vatandaşıyım,” diyen bir filozoftur çünkü o ve dünya görüşünde bir yere aitlik bulunmaz. Sinop da onun vatanıdır, Atina da ve dünyanın geri kalanı da. Nerede, nasıl ve hangi koşullarda yaşadığının bir önemi yoktur. Dünyaya ait hisseder kendini yalnızca. Bu açıdan bakıldığında günümüzde "kozmopolit" kelimesiyle ifade ettiğimiz bütün ırkları kapsayıcı ve bütünleyici ifadenin kökeni Dioyejen'e kadar gitmiş olur. Filozofun bu evrensel görüşü modern hümanizmin de kurucusu anlamına gelmektedir. Ondan yüzyıllar sonra yaşamış olan Romalı şair
Ovidius
da aynı kaderi paylaşır ve ömrünün büyük bir kısmını sürgünde geçirir ve hatta vatanına hasretle ölür. Ovidius’un “sürgün” adlı şiirinde Diogenes’in adını anması ve vatanından uzak kalmanın onu üzmediğini ifade etmesi, Ovidius’un düşünceleri ekseninde okunduğunda taban tabana zıttır. Zira Ovidius, Roma’ya büyük bir özlem duyuyordur ve bunu sanatına da yansıtır. Sebep olan kişilere ise kin duyar, nefret kusar. Belki de şiirinde Diogenes’e yer vermiş olması onun zihninden geçenleri anlamlandırma çabasından ibarettir. 17. Büyük İskender’le Olan Diyaloğu: Diogenes’in ünü asırları aşarak günümüze ulaşmıştır. Bunda marjinal felsefesinin etkisi olduğu kadar ülkemiz sınırları içinde kalan Sinop şehrinde doğup büyümüş olması da önem arz eder. Bunlara ek olarak üçüncü konu ise elbette Helen dünyasının sınırlarını kıtalara yayan büyük askeri deha Büyük İskender’le olan diyaloglarıdır. Söylentilere göre Büyük İskender, Diogenes’in yaşam tarzından etkilenir ve günün birinde ona kendisinden bir şey isteyip istemediğini sorar. Diogenes’in buna cevabı “gölge etme, başka ihsan istemem” şeklinde olur. Bu cümle öylesine meşhur bir hal alır ki, Diogenes’i tanımayan ve felsefeyle ilgilenmeyen insanlar dahi bilirler. Tarihe mal olmuş büyük isimlerden birine verdiği yanıt Diogenes’in ününü de artırır elbette. Ve hatta öyle ki Büyük İskender’in çevresindekilere “Eğer Büyük İskender olmasaydım Diogenes olurdum” dediği rivayet edilir. Bu diyalogdan çıkarılacak en somut ifadelerden biri elbette dünyanın hakimi olmayı kafasına koymuş olan Büyük İskender’in de Diogenes’e sıradan bir insan gibi görünmesidir. Dünyanın en güçlü simalarından olan ve güçlü bir siyasi otoriteyi temsil eden birinin vaatlerini bu kadar kolay ve kesin bir dille reddetmiş olması Diogenes’in inandığı felsefi dava uğruna hayatını adadığının göstergesidir. O fıçı içindeki yaşamıyla, tek bir giysi ve asayla mutludur ve hiçbir mevcut iktidarın kendi dünyasındaki iktidarını ve benliğini sarsmasına izin vermez. 18. Platon ve Diogenes: Tıpkı Antisthenes'te olduğu gibi Diogenes'in de
Platon (Eflatun)
’la arası pek iyi değildir. Aslında bu gibi durumları ikili bir dostluk ilişkisinden ziyade felsefi görüşlerin çarpışması olarak konumlandırdığımızda farklı kutuplarda olmalarının nedenini de anlayabiliyoruz. Platon insan için “iki ayaklı ve kanatsız bir canlıdır” der. Bunu duyan Diogenes bir horoz bulup tüylerini yolarak halkın karşısına çıkar ve “İşte Platon’un insanı” der. Bu tanıma "geniş tırnaklı olanından" cümlesini de ekler. Nükteli bir bakışla Platon'un felsefesini alaşağı eder. Bunun gibi yine birkaç farklı olayda daha Platon'la karşı karşıya gelir Diogenes ve hepsinde amacı kendi felsefesinin doğrulunu kanıtlamaktır. 19. Diogenes'in Kinik Felsefesi, Görüşleri ve Öğretileri: Diogenes’e göre insanlar birçok gereksiz uğraşla meşguldür. Bunun yerine doğaya yönelmeleri ve mutluluğu orada aramalarını salık verir. Bunu başaramayan insanlara ise delirmiş gözüyle bakar. Olabildiğince az eşyayla yaşamını sürdüren ve bir fıçıda uyuyan Diogenes, günün birinde bir çocuğun çeşmeden elleri yardımıyla su içtiğini görür ve o andan sonra heybesinden tasını çıkararak çöpe atar. Artık ona da ihtiyacı kalmamıştır. Karnını doyurması ve uyuyabileceği sıradan bir yer olması onun için yeterlidir. Kalan vaktini felsefe yaparak geçirebilecek ve böylece en büyük mutluluklardan biri olarak gördüğü özgürce düşünebilmeyi ve konuşabilmeyi gerçekleştirebilecektir. 20. Diogenes'in Felsefe ve Eğitime Olan Bakışı: “Âşıklar acı çekmekten zevk alırlar.” Diogenes eğitimi şu şekilde tanımlardı: “Gençler için ölçülülük, yaşlılar için avuntu, yoksullar için zenginlik, zenginler için de süstür.” Günümüze ulaşan fragmanlarından bu cümlelerin izini sürmek mümkündür. Felsefe için uygun biri olmadığını söyleyen birine verdiği cevap ise onun felsefeye olan bakışını gözler önüne serer: “Güzel yaşamak umurunda değilse o halde neden yaşıyorsun” cümlesiyle dünyayı anlamlandırmanın yolunun düşünmekten ve felsefe yapmaktan geçtiğinin altını çizer. 21. Çeşitli Konulardaki Görüşleri Hakkında Kısa Kısa: Diogenes için açgözlülük kötülüğün ana kenti anlamına geliyordu. Ona göre erdemli insanlar tanrının imgesiyken, aşk işsizlerin işiydi. Yaşamın felaket olduğunu söyleyen birini mantıklı düşünmeye davet edercesine yaşamanın değil, kötü yaşamanın bir felaket olduğunu söylemiştir. Bir gün felsefeyle ilgilenen bir genç gördüğünde “bu güzel bir şey, bedenine ilgi duyanları ruhunun güzelliğine yöneltebileceksin” demiştir. Felsefenin ne yararını gördüğü sorulduğunda “her şey bir yana, talihin büyün cilvelerine karşı hazırlıklı olmayı öğrendim” diye cevap verir. Yunanistan’ın neresinde iyi insanlar gördüğü sorulduğunda hiçbir yerinde cevabını veren filozof, Sparta’da ise iyi çocuklar gördüğünü söyler. 22. Diogenes'in Eserlerine Dair: Başta
Diogenes Laertios
olmak üzere kimi kaynaklar hayatı boyunca 14 felsefi kitap ve 7 tragedya yazdığını yazar fakat kimi kaynaklarda ise hiç kitabı olmadığı belirtilir. Sonuç olarak antik dünyadan günümüze ulaşan herhangi bir Diogenes eseri bulunmamaktadır. Antik Atina sokaklarında yaşayan bu kadim Anadolulu filozof sıra dışı yaşamı ve ilginç düşünceleriyle dünyanın bir döneminde yaşamış ve ölmüştür. Arkasında ona atfedilen cümleler, anılar, hikâyeler ve kimi fragmanlar kalmıştır. Felsefe tarihi dendiğinde kinik felsefenin dünya üzerindeki en büyük temsilcisi ve bayrak taşıyıcısı olan
Diyojen
’i anmamak olmaz elbette. Kinik Felsefe Fragmanları ile hem
Antisthenes
’i hem de Diogenes’i yakında tanıyabilir ve felsefelerine göz atabilirsiniz. 23. Diogenes'in Ölümü: Doksan yaşlarında öldüğü söylenen Diogenes’in ardından Megalopolisli Kerkidas “Meliamblar” adlı kitabında şöyle yazar: “Bir zamanlar Sinoplu olan eli bastonlu, harmanisi çift kat, açık havada yaşayan adam artık yok, dudağını dişlerine kıstırıp soluğunu keserek gökyüzüne gitti: Zeus’un çocuğuydu gerçekten ve gökyüzünün köpeğiydi.” Yurttaşları ise onu heykelle onurlandırır ve şöyle yazarlar: “Zamanla tunç da eskir, ama senin şanın sonsuza kadar bozulmadan kalacak, Diogenes: çünkü kendine yeterek yaşamayı ölümlülere bir tek sen öğrettin ve kolay yaşam yolunu gösterdin.” 24. Kinik Felsefe Fragmanları'nın Oluşumu: “Kinik felsefe teori ve pratiğin iç içe geçtiği bir ekoldür.” diyor eserin hem derleyicisi hem de çevirmeni
C. Cengiz Çevik
. En başta söylediğim cümlelerin kısa bir özeti olarak kinizm felsefesini açıklıyor. Uzun uğraşlar sonucu, Yunanca, Latince ve İngilizce gibi pek çok kaynağı tarayarak oluşturulan
Kinik Felsefe Fragmanları
'nı şu şekilde sunuyor Çevik: “Senelerce süren bir çalışmanın ürünü olan bu derlemeyi toplumsal ve politik sınırların ötesinde tüm canlılar için daha iyi bir gelecek inşa etmeye çalışan tüm dünya vatandaşlarına armağan ediyorum.”
Atomcu Felsefe Fragmanları
'nda da (incelemesi için bakınız: #167086711) benzer bir yol izleyen Cengiz Çevik'i, bu alanda ülkemizdeki en geniş çalışmalardan birine imza attığı için tebrik ediyorum. Kinik felsefe ile ilgili dilimizde okuyabileceğimiz bir diğer önemli kaynak ise
Köpeklerin Bilgeliği
'dir. 25. Son Söz: Felsefe okurları olarak bize düşen Antisthenes ve Diogenes'in felsefi görüşlerini anlamlandırmaya çalışmak, dünyaya olan katkılarını özümsemek ve uygun olan kısımlarını uygulayarak gelecek nesillere aktarmaktır. Günümüz modern dünyasında belki onlar gibi yaşamak imkânsız bir hal almış olsa da, en azından içimizdeki felsefe ışığını söndürmeden, iyi ve erdemli bir insan olmaya devam etmeliyiz. Böylece bu büyük filozofların fikirlerinin ölümsüzleşmesine katkıda bulunmuş oluruz. Dünyayı ve insanı anlamlandırma yolunda keyifli okumalar dilerim. Kaynakça: 1. Laertios, Diogenes, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri. Çev. Candan Şentuna. İstanbul: Yapı Kredi Yayıncılık, 2003 (
Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri,
Diogenes Laertios
) 2. Collins, Randall, Dünya Felsefe Tarihinin Oluşumu. Çev. Tufan Göbekçin. İstanbul: Alfa Yayınları, 2020 (
Dünya Felsefe Tarihinin Oluşumu,
Randall Collins
·
3 yorumun tümünü gör
89 syf.
“gittin. şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana...” diye güzel onlarca sözler şiirler ile dolu bir kitap kitap nasıl derseniz, eski sevgililerin kanayan yaralarına sürdükleri bir merhemdir bu kitap. bazen geri dönüş yapmak isteyen sevgililerin bumerang rüzgarlarına hissi ayarlar verir. ama bilardo topları gibi dağılmışsınızdır.ne yapsanız işe yaramaz. yaz geçer ama sonbahar depresyonla karşılar sizi.
Murathan Mungan
Yaz Geçer
8.1/10 · 4.254 okunma
Reklam
104 syf.
·
Puan vermedi
Garcia Lorca İspanyol bir şair. Diye biliyordum yani ben. Düzyazılarından pek de haberim yoktu. Everest'in bu serisinde görünce aldım okudum, sevdim. Kitap bir oyun. Oyunda bir kan davası güdülüyor. Düğünde halloluyor bu iş. Ondan adı Kanlı Düğün. İşin ilginci, insan kan davası denilince aklına doğu, güneydoğu ve ötesi geliyor. İspanya'da da böyle bir şeyin olduğunu, milletin kan davasına birbirini vurduğunu görünce dünya ne de küçükmüş aslında diye düşünüyor insan. Lorca Lorca canım ey, niye gittin yavrum ey, gel beraber dolaşalım, kanlı düğün bitti ey.
2
68
673 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42