• Eğer ki bir büyüğün gözlerine uzun süre bakarsanız nasıl da yalnız ve nasıl da sıradan hissettiğini anladığınızda kendinizi hissizler diyarında bulurdunuz. Hissizler diyarında oyun yoktu. Sihir yoktu. Merak yoktu. Gizem yoktu. Heyecan yoktu. Nasıl olsundu ? Ev sahipleri ağırlamayı bilmez, ışıkları kapatır evde yoklarmış gibi davranırlardı.
  • 426 syf.
    "Pamuk, Kara Kitap'la, romanın bir edebi tür olarak hâlâ hayatta olduğunu, hâlâ bir potansiyeli ve geleceği olduğunu kanıtladı. Bunları yapan biri ne zamandır çıkmıyordu."

    - Nobel Komitesi Başkanı Horace Engdahl


    Bu övgüyü sonuna kadar hak eden bir başyapıt diyebilirim Kara Kitap için ve bence Orhan Pamuk'un en iyi romanıdır. Kitabı ikinci okumamdi, ilkini baya önce okumuştum ve hem o zamanki edebiyatla olan ilişkimin seviyesi hem de postmodern roman hakkında bilgimin çok az olması yani bu türe yabancı olmam gibi nedenlerden ötürü zevkli olsa da çok verimli bir okuma olmamıştı. Bu sefer postmodern roman üzerine biraz ön araştırma yaptım ve gayet faydali oldu. Bu araştırmam sırasında, postmodern roman okurken dikkat edilmesi gerekilenler adlı bir tavsiyeler okumuştum. Bunlardan birkaç tanesini yazmak istiyorum ve tavsiye ederim:
    - Klasik romanda olduğu tarih, doğrusal bir şekilde değildir. (Modern fizikteki zamanin göreliligin edebiyata yansıması.) Bir paragrafta karakter gunumuzdeyken diğerinde çocukluğunda peşinden gençliğine olabilir.
    - Ilkiyle bağlantılı olarak, birbirinden farklı metinler, bölümlerden oluşur. Haliyle karmaşık bir kurgu bulunur.
    - Roman çok katmanlidir ve okurken bir katmana takılıp kalinmamali.
    - Klasik romanda kesin bir şekilde belli olan, her şeyin merkezindeki kahraman yoktur; daha siliklesmis ve değişim içinde bir karekter vardır.
    - İmge önemlidir. Metafor kullanımı yüksektir. Oznelere değil daha çok nesnelere ve ardındaki anlamlara dikkat edilip, ipucu peşindeki dedektif kafasında olunmali.
    - Roman boyunca tek ve kesin bir anlam yoktur muhtemelen, bu nedenle klasik romanlarda olduğu gibi anlam arayışında olunmamali; birden fazla anlam olabilir, anlam boşlukları olabilir, bunu da okurun doldurmasi bekleniyor olabilir.
    Ve temel konuların başında veya kitabın atmosferinin merkezinde; bireyin kendisine, içinde yaşadığı topluma ve hayata karşı yabancilasmasi, yalnizlasmasi ve kendisini araması vardır; Kara Kitap da olduğu gibi...


    》》》》》》》《《《《《《《


    Kitabın konusunu; Bir gün ardında nedenini içermeyen çok kısa bir not bırakarak evi terk eden Rüya'yi, kocası ve aynı zamanda amcasının oğlu Galip'in araması şeklinde özetleyebilirim.

    Temel üç karakterden Rüya, gençliğinde sol siyasi oluşumlar içinde bulunmuş, buralardan biri ile evlenmiş, daha sonraları da ikinci evliliğini Galip ile yapmıştır. Genel olarak hayatından ve evliliğinden memnun olmayan Rüya, genelde evde oturur ve ucuz polisiye kitaplar okur. Celal Salik, Rüya'nin abisidir, uzun yıllardır Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Okurları ile irtibat kurup, onların hikayelerinden faydalanmayi da seven, araştırmacı ve hayal gücü yüksek, gizemli işleri seven ve okurlarını içine çeken başarılı gizemli yazılar, hikayeler kaleme alan biridir. Ailesi ve amcasının ailesi tarafından, onları yazılarına konu edip rencide ettiği gerekçesiyle sevilmiyor. Galip, küçük yaşlardan beri Celal'in ve onun yazılarının sıkı bir hayranıdir. Silik, kendine güveni fazla olmayan bir izlenim bırakan biridir ve bir avukattir.

    Kitabın bölümleri Galip'in monologlari ve Celal Salik'in köşe yazıları şeklinde ikili diyebileceğim şekilde ilerliyor diyebilirim. Celal'in köşe yazılarına Pamuk'un oldukça emek verdiği hemen anlaşılıyor. Hepsi çok iyi bir araştırma sonucunda başarılı şekilde kurgulanmış yazılardir. Aynı zamanda Rüya'yi şehirde aramaya başlayan Galip'in de faydalanacağı yazılar olduğu için kendisinden önce gelen bölüm ile bağlantılıdır.

    Kitabın hareket ettirici veya sürükleyicilik ve gizem katan temel faktörü ise Hurufilik'tir. Fazlullah Esterabaldi tarafından oluşturulan İslam'ın Batıni bir yorumu olan Hurufilikte; harfler, harflerin ardındaki gizli anlamlar, keza yüzdeki gizli anlamlar önemli bir noktadır. Fazlullah E. kendisinin gördüğü bir rüya neticesinde Mehdi, İsa Mesih olduğunu mujdelemis. Onun öğretisi kendisinden sonra 7 muriti tarafından yayılmış hatta Fatih Sultan Mehmet'in de bir ara bundan etkilendiği ancak ulemanin telkinleri ile bundan vazgectigi aktarılmış. Diğer önemli özelliği ise cennetin de cehennemin de bu dünyada olacağı yani panteistik de denilen bir görüşünün olmasıdır. Tarih boyu kâh yakılmışlar, kâh derileri yüzülmüş(Nesimi)...
    Kitapta ise; Celal Salik, hurufiliği araştırmış ve yazılarında okurlarına harflerin ardında gizli mesajlar veriyordur ve kimi okurları da murit formuna geçmiş gibidirler zaten.

    Kitapta bence dikkat edilmesi gerekilen ikilikler veya eşlikler var. Bunlar:
    Galip- Celal = Şemsi Tebrizi- Mevlana
    Galip- Celal = Kâtip- Şehzade Celaleddin
    Galip(okurlar) - Celal = Mürit- Fazlullah (Mehdi, İsa Mesih)


    》》》》》》》《《《《《《《


    "Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç. Yazı hariç. Evet tabii, tek teselli yazı hariç."



    Kopernik'in dünyamızı, Darwin'in bizi hiyerarşik merdivenin tepesinden diğer gezegenler ve canlıların yanında sıradan ve herhangi bir yüce anlamı olmayan bir mertebeye indirdiğinden beri ve tabiki başka birçok etmenle birlikte insan organik bir evren anlayışından mekanik bir evren anlayışına, başrolden yan rollere geçiş yaptı. Modern fizikteki gelismelerle en temel ve kesin olgusundan zamanın da tartışmaya açılması gereken bir olgu olduğunu gören insan halihazırda Nietzsche'nin "Tanrı öldü!" şeklinde yaptığı malumun ilamı ile anlam arayışına bulduğu kadim cevaptan da olan insan, yeryüzüne atılmış gariban rolüne mahkum olmuştur. Sonuçta kendisine, topluma veya kültürüne ve hayata karşı yabancilasmis; bunun sonucunda yalnizlasmis ancak daha özgürlesmis bir birey olan insan görmekteyiz. Bu insanlardan biri de Galip'tir.

    Galip'in Rüya'yi aramaya başlayınca Celal'den yardım almak istemek için ona gider. Ancak Celal de ortadan kaybolmuştur bir süredir ve bu nedenle gazetedeki köşesinde bir süredir eski yazıları tekrar yayınlanmaktadır. Galip, bu köşe yazılarını okur ve hem Rüya'yi hem Celal'i arar. Bir süre sonra hayranı olduğu Celal'i daha yakından tanımaya başlar bu yazılardan ve araştırmalarından. Bu sırada Celal'in merak sardigi hurufiliğin görünenin arkasında başka anlamınlarin olduğu ve bunun da anlaşılmasının yolunun harflerden geçtiğini keşfeder. Bunla beraber Rüya'yi aramak için başladığı arayış kendisini aramaya dönüşür.

    Pamuk, Galip'i bu amaçla İstanbul'da dolaştırirken adeta biz de adım adım İstanbul'un sokaklarında dolaşırız. Her romanında olduğu gibi İstanbul'u çok güzel bir şekilde anlatan Pamuk, bu nedenden ötürü Nobel Komitesinin bir üyesi tarafından da övgü almış ve Dostoyevski'nin Petersburg'u .. (birkaç bu şekilde örnek daha) ile birlikte literature Orhan Pamuk'un Istanbul'unun da girdiğini belirtir.

    Pamuk, Galip'e kendisini aratirken edebiyatımizin kadim konusu olan modernleşme ile birlikte toplumumuzun yanlış Batılılaşma seklinden dolayi köklerine ve değerlerine yabancilastigini; bunun da aslında toplumdaki insanların pusulası olmayan bir gemide yol almaya çalışması manasına da gelebilecek şekilde anlatmıştır. Bu konu romanın genelinde geçmekle beraber bunu anlatmak için Pamuk, özellikle 'apartman aralığı' ve 'manken dükkanı'ni başarılı şekilde kullanmıştır.




    》》》》》》》《《《《《《《

    Spoiler kısmı:




    "Evet, benim ben!"


    Galip, arayışı sırasında harfleri ve yüzleri okumayı öğrenir. Tabi bu öğrenme kursa gidip çaba harcama şeklinde değildir. Bu andan itibaren İstanbul, şehrin insanları adeta nerede niçin dolaştığıni bilmeyen yani son derece her şeye yabancilasmasi birer gölge gibi gözükmeye başlar. Platon'un idealarını istemeyen günümüz insanı yani ideadan güç alan gölgeler, varlığını kabul etmektedikleri idealardan yani özden yoksun salt gölgeler olmuşlardır. Öyle ki Celal'le birlikte vurulup kendisini Alaaddin'in Dukkani'na atan Rüya'yi ne dükkanın sahibi ne de herhangi biri görmez, duymaz. Bir nevi komsusundan bir haberi olmayan ve olmak istemeyen, kendi kabuğuna çekilen insanlar diğer insanları salt gölge gibi görmeye başlamış ve umursamamaya başlamış ve mutlak bir kayitsizlik içinde yaşamaya başlamışlardır.

    Eskinin sobali evlerinde tüm aile fertlerinin bir odada yaşamasindan herkesin farklı farkı odalarda yaşadığı kaloriferli evlerine; müstakil, bahçeli ve komşu ilişkilerinin fazla olduğu evlerden çok katlı soğuk ve kapalı kapılar ardında birbirine yabancilasmis apartmanlarina geçişi Pamuk, insanların artık kullanmadıgi ve unutmak istedikleri şeyleri attıkları apartman araliklari ile simgelestirerek anlatır. Buraların karanlık olmasi ve bir nevi unutulmak hafıza haline gelmesi ve çocukların korkmasi da bu anlatımı pekistirir.

    Galip, girdiği manken dükkanında eleman eşliğinde yer altına iner. Yer altı imgesi de yine hızlı modernleşme ile acele ve üzerine düşünülmeden geride bırakılan değerleri, öze dair unsurları barındırır. Sokaktan geçen insanlar sadece görünürdeki mankenleri görürken harfleri okuyarak ardı gören Galip yeraltıni da görür. Bu eleman aynı zamanda Galip dükkandan çıktığında bekledikleri kişinin(Mehdi, mesih) geldiğini ifade ederek aslında Rüya'yi arayış sırasında Galip'in giderek Celal olmaya başladığını ilan eder. Çünkü Celal Hurufiligin kurucusu Fazlullah'tir bir nevi, Fazlullah da Mehdi, mesih; eleman da okurlardan veya muritlerden biri.

    Galip giderek Celal olurken, yukarıda da dikkat edilmesi gerekilen dediğim ikiliklerden biri olan Galip- Celal= Şems- Mevlana ikiligine deginirsek; ilgili bölümde Celal'in konuyu arastirmasindan sonra yazdığı yazılarda, Mevlana'nın Şems'e aşık olduğu, sıradan biri olan bu kişiyle altı ay kapalı kapılar ardında kaldığı ve bu durumu kıskanan muritlerin ve dedikodularin etkisi nedeniyle Şems, Şam'a gider. Mevlana ardından gidip onu geri getirip kendi kızıyla evlendirir lakin oğlunun da içinde olduğu grubun Sems'i öldürüp evinin bahçesindeki kuyuya atmalarina engel olamaz. Buna inanmayan Mevlana tekrar Şam'a gider. Burada ise onu ararken o olmuş, kendini bulmuştur. Artık aramaya gerek yoktur. Celal, bu durumu şu şekilde yorumlar; Mevlana da kendisini arayan biridir ve başkalarının hikayelerini anlatır, kendisi olabilmesi için Şems'i bulur ve onu kullanarak gizem etkisini oluşturacak etmeni sağlar. Yani onu kendi öldürtür. Kalıcı mertebe sağlar ve kendi olmuş olur. Galip de kitabın ilk kısmının sonunda Celal'in ortadan kaybolduğu zamanlarda kaldığı evi bulur. Bu evin eşyalarının çocukluğunda hatırladığı şekli ile birebir aynı olduğunu fark eder. Sonra gelen telefonlardaki hayranlar onun sesini hiç garipsemezler, onu direkt Celal sanirlar. Aynı durum Celal ortadan kaybolduktan sonra kendi ailesinde ve amcalarinda da yaşanır. Galip adeta yavaş yavaş Celal olmaktadır. Askeri darbe haberi yollayan bir sıkı bir hayran olan okur olan Fatih Mehmet üçüncü, ısrarla Celal'le görüşmek ister, ikna etmek için onu ne kadar tanıdığını anlatır Galip'e (celal'e) ve Galip sonunda kabul edip ... saatte Alaaddin'in Dukkani'nin önünde randevu verir. Ancak o saatte Galip, bir süredir Celal ile görüşmek için İstanbul'da olan ingiliz gazeteci ekibiyle kendisini Celal olarak tanıtarak buluşur ve onlara Şehzade Celaleddin'in hayatta en önemli şey insanın kendisini bulmaktır mealindeki cümle ile başlayan kendi yazdığı hikayeyi defalarca okur. İkinci okuyusunda ise daha heyecanlı ve kendini verir haldedir, yani Celal olmuştur tamamen; o esnada da Celal, Alaaddin'in dükkanınin önünde vurularak öldürülmüştür. Mevlana Şems'i öldürtup 'o' oldu ve kendini buldu; Galip Celal'i öldürtup(plansız şekilde, istemsiz) 'o' oldu ve kendini buldu.

    Celal'in ölmeden önce çokça yazı bıraktığını söyleyen Galip, kendi yazdığı hikayeleri Celal'in köşede yayınlar, ve artık Celal'in evine taşınmıştır, Celal'in babası hayatta kalan tek evladı olarak onu gördüğünü söyler ve Galip veya Celal olan Galip, bu okuduğumuz Kara Kitap'i yazar.




    İyi okumalar.
  • İnsan ruhu, görüldüğü kadarıyla, ötekinin bakışından uzak, kendi başına kalabileceği alanlara ihtiyaç duyar. Geçirgenlikten yoksun olma gibi bir özelliği vardır. Bütünüyle ışıklandırılması yanmasına ve bir tür ruhsal tükenişe yol açacaktır. (s.17)

    Mahremiyet-sonrası denilen ideoloji de aynı şekilde naiftir. Şeffaflık adına kişisel alanın tümüyle elden çıkarılmasını talep eder ve bunun içi görülebilir bir iletişime yol açacağını iddia eder. ...Bu arzu edilir bir şey değildir. Ötekinin şeffaf olmayışıdır ilişkiyi canlı tutan.
    Georg Simmel "mutlak tanıma, psikolojik olarak tüketmiş olma durumu, öncesinde sarhoşluk olmadan bile ayrılmanıza yol açar, ilişkilerin canlılığını felç eder... İlişkilerde göz önüne serilmiş olanın ardında hep bir sonrakini, nihai olanı sezen ve buna hürmet verimli derinlik... en yakın, insanı bütünüyle içine alan ilişkide bile kişisel iç dünyaya saygı gösteren, sorgulama hakkını gizlilik hakkıyla sınırlayan inceliğin ve kendine hakim oluşun ödülüdür sadece" der.
    Şeffaflık zorlamasında eksik olan da tam olarak giderilemeyecek ötekilik karşısında saygıda mevcut olan "incelik"tir işte. (S.18)
    Byung-Chul Han
    Sayfa 18 - Şeffaflık ve Özel Alan
  • Geçenlerde YouTube da gezinirken bir videoya denk geldim videonun konusu tampon nedir? Nasıl cevaplar verildiğini merak ettiğim için izlemeye karar verdim. Çünkü bu konular toplumumuzda tabu, ayıp. Erkeklerin çoğunlukla soruya cevapları ”kadınların poposu tampon önemlidir.” Sonrasında çok matah bir cevap vermiş gibi kahkahalar atmak. Kadınlar daha tepkisiz gülüyor yada cevap vermekten kaçınıyorlar. Bilinçli bir insanın vermesi gereken cevap, kadınların regl döneminde kullandıkları bir ihtiyaçtır. Söylenecek cümle bu. Fakat bunu açıklamak çok ayıp, seksüel cevap verip kadının poposu demek hiç ayıp değil. Tam tersine komik karşılanıyor. Bir birinden ilginç zihniyetler. Bu zihniyetlerin türemesinde hata nerde ? Düşünelim biraz.
    Aslında hata değil ailelerin verdiği eksik yada hiç vermediği cinsel eğitimden olabilir mi? Kendimden bir kaç örnek ile açıklamaya çalışayım. Dokuz veya on yaşlarındayım televizyonda prezervatif reklamlanları. Bir çok kişi hatırlar, gece bir adam sokağa çıkıyor okeyyyyy diye bağırıyor. Sokakta adamdan başka kimse yok, bu reklam bende nasıl merak uyandırıyor anlatamam benim için çok büyük bir gizem. O zamanlar internet yok tabi. Her reklam çıktığında soruyorum “anne baba bu ne?” Cevap yok. Onlar cevap vermedikçe inadına daha çok soruyorum. Sonrada azarı işitip susuyorum :)) Bir gün okul çıkışında mahalle bakkalına uğradım. Aha ne göreyim karşıdaki rafta okey paketi, her zaman gittiğim mahalle bakkalı içerisi kalabalık “abi yaaa annemlere soruyorum cevap vermiyor nedir bu okey? Senin işine yaramaz diyor dinler miyim ? Tamam da ne o? Diye ben ısrarla soruyorum. Bence o an için en mantıklı cevabı o abi verdi. “Abicim o erkekler için senin işine yaramaz. Ayıp bişey“ diyince biraz ikna oldum. Oysa bunu uygun dille ailemin açıklaması gerekmez miydi? Neyse bunu kafamın bir köşesine attım. Ne öğrendim bu ayıp merak etme.
    Yine bir gün 13-14 yaşlarında annem beni Orkid almaya göndermek istiyor ben hüngür hüngür ağlıyorum ayıp alamam utanırım diyorum. Cevap sen çocuksun bişey olmaz. Hatta kağıda yazdılar verdiler elime. Zar zor gittim kendimi telkin ediyorum kendime almadığımı söylerim. Neyse girdim dükkana Kağıdı verdim kısık sesle annem bundan istiyor dedim :) Parayı hızlıca ödeyip çıktım dükkandan. O zamanlar orkid paketleri gazeteye sarılıyor siyah poşete koyuyorlar ki bu uygulama bazı kesimlerde malesef halen var. Artık böyle bir ihtiyacım olduğunda ne siyah poşete koyduruyorum ne sardırıyorum nede çekinerek alıyorum. Halen şu zihniyeti duyuyorum ne yani önümüze gelene regl mi olduk diyelim? Bunu demiyorum sana ama utanmada hatta gururlan Tanrı’nın sana anne olabilmen içen lütfettiği bir şans. Anne olma gücünü elinde bulunduruyorsun tabiki gururlanacaksın. Bu arada elimde orkid paketi gören bir insan dik dik bakıyorsa o benim değil onun bilinçsizliği ve ayıbı. Bize empoze edilen şey regl hastalık, ayıp. Oysa sağlıklı bir kadın olduğumuzun göstergesidir. Bunların hepsinin önüne geçebilmek için bilinçli bireyler yetiştirmeliyiz. Kız ve erkek çocuklarına öz bakım ve cinsel eğitimi vermekten kaçınmamalıyız ki, çocuklar soruların cevabını yalan yanlış dışardan öğrenmesinler. Bilinçlenmeye ihtiyacımız var. Öncelikle kadınların bu konuda yaptıkları yorumları uzun uzun okudum. Ohaaa bu kadar da olmaz. Bunlar konuşulmaz çünkü böyle empoze edildi. Yada hamile bir kadın dans eder bu videoyu paylaştıktan sonra insanların demedikleri kalmaz. Bir kadının yaptığı yorumu okumuştum aynen şöyle yazıyordu “ edep yahu biz göbeğimiz belli olmasın diye utancımızdan bol kıyafetler giyiyoruz milletin yaptığına bak” şaka gibi bir kadının hamile olmasını neden saklama ihtiyacı duysun. Neden bu tarz düşünceler empoze ediliyor. Kadın her zaman her yerde bir adım önde olmalı. Kız çocuklarına sus pus olmayı değil seslerini çıkarmayı öğretmeliyiz.