• "Cinayetin kötü bir şey olduğunu anlamak için katil olmam gerekmez. Cinayet her zaman cinayettir. İster yedi yüz küsur yıl önce işlenmiş olsun, ister gizemli bir derviş olsun, ister sıradan bir cani."
  • Orta yaşlarının üzerindeki emekli mühendis Ahmet Arslan sakin bir sahil kasabasına yerleşir.
    Yalnız yaşayan gizemli mühendisin bölgede görüştüğü çok az insandan biri olan Arzu Kahraman’ın bir cinayete kurban gitmesiyle başlayan hikaye; cinayeti araştırmak üzere köye gelen genç gazetecinin, olay gecesi Arzu’nun evindeki konuklardan biri olan Ahmet Bey ile görüşmek üzere kapısını çalmasıyla, bir cinayet soruşturmasından çok Ahmet Bey ve kardeşinin geçmişinin merakla, hüzünle, heyecanla sorgulandığı bir hikayeye dönüşür.

    Kahramanımız Ahmet Bey, bir çeşit aşkla bağlandığı bu genç gazeteciyi yanında tutmak için yıllardır kimseye anlatmadığı sırlarını da bir bir ortaya dökecek; romanın sonunda gazeteci hem katili hem de Ahmet Bey’in gizemini çözmüş olacaktır.

    Bu kitap, Zülfü Livane’nin bence dili, tarzı en farklı kitabı!
    Her kitabında hissettiğim gibi, bunu da okuyunca “bir sinema filmine uyarlansa tadından yenmez” diye düşünmekten kendimi alamadığımı da belirtmeliyim!

    Son söz: Okuyun!
  • Günlerden bir gün, kitap ihtiyaçlarımı karşılamak için benim sahafa doğru yola çıktım. Öyle bir yola çıktım yazıyorum ki, duyanda benim sahafın epey bir uzakta olduğunu düşünecek. Hâlbuki bulunduğumuz aynı caddenin başında kitabevi. Arkadaşımın kitabevinde, öyle böyle maymun iştahımla ne alsam diye bakınırken, uzun zamandır aradığım ama denk getiremediğim Dan Brown'un Dijital Kalesi ile karşılaştım ve hemen her zamanki gibi arka kapağı okudum. İşte tam olarak aradığım şey buydu: Bilim (matematik ve kriptografi), teknoloji (3 milyon işlemci süper bir bilgisayar) ve entrikası bol olan bir gerilim. Yaklaşık 495 sayfalık kitabı iki hafta gibi bir sürede okudum.

    Kitaba Giriş:
    İlk sayfalar, yazarın kalemini ve tarzını seven okurlarını içeri çekmek için gayet yeterli diye düşünüyorum. İspanya'nın güneybatı kesiminde, Endülüs özerk bölgesinin merkezi olan Sevilla’da bir Japon ölmek üzeredir ve son anda orada bulunan diğer turistlerle iletişim kurmaya çabalamaktadır. Tabi biz mahallenin muhtarları hemen merak ediyoruz ve bu adam ne demeye çalışıyor? Bu hadisenin kitabın girişi ve devamı ile nasıl bir bağlantısı var? Ah şu merak yok mu? Merak…

    Sonraki sayfaları çevirdikten sonra, Atlantik Okyanusunu aşıyor, Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ve NSA'da görevli baş kriptograf olan güzel, akıllı Susan Fletcher ile tanışıyoruz. Kendisi David Becker adında bir üniversite profesörü ile birlikte çalışmaktadır. Bundan sonrasında Susan ve akademisyen Becker, kendilerini bir anda beklenmedik bir olayın içerisinde buluyorlar.

    Kendisine gelen gizemli bir telefon görüşmesi ile David'i İspanya'ya hareket eder ve Susan, patronu, Komutan Strathmore ile yapmış olduğu bir telefon görüşmesi sonrasında NSA karargâhına geçer. Susan, karargâhta, NSA'nın kod çözücü süper bilgisayarı TRANSLTR’i yok etmek amaçlı kırılmaz bir şifreleme ile kodlanmış olan bir yazılımının var olduğunu ve bu süper bilgisayar için ölümcül bir tehdit olduğunu öğrenir. Strathmore Susan’a, bu bilgisayarın varlığını hoş karşılamayan, eski bir çalışanı olan Ensei Tankado'nun kodlamış olduğu bu şifreleme planını, kendisine en yüksek teklifi veren kişi ya da kişilere sunmakla tehdit ettiğini aktarır. Eğer Tankado bu düşünce ve planında başarı elde ederse, NSA’nın elinde bulunan TRANSLTR aracılığı ile normal kodlanmış bir mesajı çözmek için bile sadece birkaç dakika harcadığı, ancak Tankado'nun algoritmasını kırmak için yarım günden fazla bir zaman harcadığı ortaya çıkacaktır. Daha da vahimi ise, NSA’nın sanal ortamda dolaşan bireylerin kişisel verilerini izinsiz gözetlediği ve diğer bir felaket senaryosu da, bu cihazdan bihaber olan terör örgütlerinin artık bundan haberdar olacaklarıydı. Bu mesele hiçte hafife alınacak bir durum değildi ve NSA’nın çok ciddi darbe almasına sebep olacaktı.

    Tankado o kadar da aptal değildir ve işini tüm detaylarını düşünerek, en ince ayrıntısına kadar planlamıştır. Strathmore Susan’a, Tankado'nun başına bir şey gelmesi durumunda, kodu tüm dünyaya yayacak bir suç ortağı olduğunu söyledi. Ve ne yazık ki, Tankado, Sevilla'da ölen Japon adamın ta kendisiydi ve NSA, kodu tüm dünyaya yayacak olan suç ortağı bunu yapmadan önce, Tankado'nun şifrelemesini kırabilmek ve geçiş anahtarını bulmak için elinden geleni yapmalıydı.

    Bu arada, Strathmore'un, görevlendirdiği Becker hâlâ İspanya'da bulunmaktadır. Becker, Tankado'nun parmağındaki yüzüğünün gizemini ve bu yüzüğün gerekli "anahtar" olduğunu fark eder. Ve cani bir kiralık katilin, kriptoloji bölümündeki beklenmedik ziyaretçilerinin de dâhil olmasıyla, gelişen olayların seyrinin bir anda değiştiği romanımızda, sapı samandan ayırt etmekte bir hayli zorlanacağınız, kitapta ilerledikçe parçaları kendinizce birleştirmeye çabalayacağınız muhteşem bir aksiyon, bilim kurgu ile karşılaşacaksınız. İşin güzel olanı da, emektar Yeşilçam’ın Türk filmlerini aratmayan bir sona şahit olacaksınız.

    Kitap Hakkındaki Olumlu Görüşüm:
    Şunu ifade edebilirim ki, Dijital Kale’de aradığım (mesleğime yakın) tüm unsurlar var. Ana karakterler doğru ve olması gerektiği miktardaydı ve herkes, kitapta ve hikâyede uygun bir yerdeydi. Buradaki teknik bilginin, bana katmış olduğu bilgi birikimine de minnettarım ve PGP (Açık Anahtar Kriptografisi), NSA öyküsü ve diğer bu türden doneler iyi yerleştirilmişti.
    Aynı zamanda, kitaplardaki subplot’ların (Piyes veya romanda ikinci derecedeki olaylar zinciri) hayranıyım. Dan Brown bu konuda övgüyü fazlasıyla hak ediyor: Başlangıçta varlığını sorguladığınız küçük karakterlere katlanmanıza imkan veriyor ve ilerleyen bölümlerde de bunları çok güzel bir şekilde amacına uygun yerlerde görmenize imkan sunuyor.

    Kitapta, bir dizi küçük bulmacalar ve sorular elbette ortaya çıkmıyor değil. Okuyucuya, kitaptaki karakterleri olduğu gibi çözmesi için adeta meydan okunuyor. Heyecanlandınız değil mi? Evet, bu kitapta pek çok bulmaca var: Yüzüğün üzerindeki yazı ne anlama geliyor? Tankado kiminle ve nasıl çalışıyor? Şifreleme şemasına erişebilmek için gerekli şifre nedir? David Becker’ı, kim, neden avlamak istiyor? Kitabı okuduğumda şahsen bu soruların cevaplarını bulmaya çalışmaktan çok memnun oldum ve birçok açıdan yanıldığımı da görmek beni çok şaşırttı.

    Kitap Hakkındaki Olumlu Görüşüm:
    Herhangi gizem ya da gerilim türü bir kitapta, okuyucunun mümkün olduğu kadar uzun bir süre boyunca bir şeyleri tahmin etmesi, okuru biraz olsun sıkboğaz edebilir düşüncesindeyim. Dan Brown, burada her ne kadar iyi bir iş çıkarsa da, kitabının en zayıf noktasının olduğu yerde burası gibime geliyor. Örneğin, bu Tankado ve İspanya'da ölü Japon adamın aynı kişi olduğu biraz erken ortaya çıkıyor ve daha sonra yazar, kitapta, Tankado'nun suç ortağı olan ve Kripto'da bir cinayet işleyen kişi arasında ileri geri dönüyor.

    Bu kitap her ne kadar 90'lı yılların sonlarına doğru yayınlanmış olsa da, teknolojik yönleri hala geçerliliğini korumakta, ancak kitapta bazı teknik bilgi ve gerçekler yanlış ya da en azından biraz üstü örtülü olarak ele alınıyor.

    Son düşünceler
    Dan Brown ile ilgili yüksek beklentileri olanların bu kitabı okuduklarında beğenmeyeceklerine eminin. Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar gibi kült kitaplarını okuyanların, bu kitabı okuduktan sonda karışık duygular ile bitirmeleri kaçınılmaz olacaktır. Okurun buradaki hatasının yazarın popüler eserlerini daha evvel okumasından kaynaklı olacağı görüşümü savunuyorum. Kronolojik olarak takip etmezseniz gerçekten bir hayal kırıklığı mutlak son olacaktır. Ama kendi adıma, oldukça iyi bir kitap olarak gördüğüm bu eseri okumuş olmamı da memnuniyetle karşıladığımı ifade ederim. Bu, türlere olan ilgimi arttırmaya ve ileride yazarın kendisinin buna benzer kitaplarını okumaya daha da hazır olmamı sağladığını ifade edebilirim.

    Tabii ki, bu kitabı daha sonra Dan Brown'ın herhangi bir eseriyle karşılaştırmak adil olmaz. Bir yazar, daha fazla kitap yazdığı için olgunlaşır ve bu yüzden bende, okuduğum her yeni bir kitap ile daha da geliştiğime inanıyorum. Eğer kendimizi geliştiremiyor ve bu konuda ilerleyemiyorsak neden okuyoruz ki?

    Bu romanı, genel olarak teknolojik gerilim, casusluk romanları ya da gerilim filmleriyle ilgilenen herkese yürekten tavsiye ediyorum.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • Öncelikle bu kitabın çok güzel bir cinayet romanı olduğunu düşünüyorum.Sonunda beni o kadar da şaşırtmasa da ustaca kurgulanmış olduğunu düşünüyorum ama Agatha Cristie romanlarının eline su dökemez:)

    Kitap 4 tane karakterimizin ağzından anlatılıyor yani olaya 4 farklı kişinin gözünden bakabiliyorsunuz.Kitabın bu yönünü çok sevdim.

    Konusu;Spoiler YOK

    Simon adında dışlanan bir karakterimizin Dedikodu Kazanı adında bir uygulaması var.Bu uygulamada okuldaki kişilerin sırlarını ortaya çıkardığı için bir çok kişinin hayatını altüst etmiş ve haliyle de ondan nefret etmelerine yol açmıştır.Bir gün 5 öğrenci çantalarında telefon bulunduğu için cezaya kalır ve o ceza odasında bir cinayet işlenir.Cezaya kalan Bronwyn,Addy,Nate,Cooper ve Simon arasından Simon ölür.Şüpheliler ise bu odada bulunan diğer 4 öğrencidir.

    Kitap çok gizemli ve sürükleyiciydi.Okudukça yeni sırlar keşfediyorsunuz...
  • Evet, yine geldik yeni bir José Rodrigues dos Santos kitabımıza ve onun bizim üzerimizde bıraktıklarına!

    Yazarın kitaplarında konular birbirine biraz yakın ve çok azda olsa sanki bağlantılıymış hissi vermektedir ama ben şahsen bağlantılı olmadıklarına eminim. Yanılıyorsam da lütfen düzeltin!

    İsa’nın Son Sırrı, dinlerin tarihi, dinlerin kökeni konusunda biz bilmeyenlere ve diğer şüphecilere gelsin!

    Yazarımız bu romanı ile resmen bizim Hıristiyanlık üzerine olan temel din bilgimizi ve bildiklerimizi baltalıyor bırakıyor diyebilirim. Önceki eserlerinden olan "Tanrı'nın formülü" okuduktan sonra, bu yeni kitabı okurlarına adeta sağ gösterip soldan gelen bir tokat etkisi veriyor. Burada anlatılmak istenilenin bir kısmı okurlar tarafından zaten biliniyor olsa bile, vahiyden vahiyeye, ayetten ayete gelgitlere şahit oluyoruz. Konuya hâkim olmayan bir okur bile, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncillerini ve ayetlerini bir fiil okuyor, öğreniyor diyebilirim. Yazar sınırları az daha zorlasaydı, beni de dinden imandan çıkaracaktı emin olun. Derler ya, dört Kutsal kitabı okuduktan sonra ateist oldum diye. Onun gibi bir şey işte :)

    Kitabımız gerilim kokan bir tarih filmi tadında ilerlerken, olaylar belli bir sayfadan sonra Hıristiyan dininin temeli olan İsa'nın bizim için yeni, bilinmedik yüzünü ortaya çıkararak biz okurları adeta sürüklüyor götürüyor. Biz bugüne kadar Tanrı’nın elçilerini dört dörtlük diye bilirken, karşımıza bir köktendinci, mezhepçi, kusurları olan ve ilahtan ziyade etten kemikten bir insan ile karşılaşıyoruz...

    Ünlü Paleograf Patricia Escalona, Vatikan Kütüphanesi'nde gecenin ilerleyen saatlerinde, Kilise tarafından yönetilen en eski el yazmalarından bazılarını incelerken, gizemli bir katil tarafından öldürülür ve cesedinin yanına şifreli bir mesaj bırakılır. Roma Forumu'nun kalıntılarının restorasyonu üzerine çalışmakta olan Tomás Noronha, İtalyan polisi tarafından suç mahalline davet edilir: çünkü kayıtlara bakıldığında kurban ile en son o iletişim kurmuştur. Kriptoloji uzmanı tarihçimiz katilin mesajının şifresini çözmeyi başarır ve çok karmaşık bir soruşturmanın içinde bulur kendisini. Neredeyse eş zamanlı olarak ritüel tarzı bir cinayet İrlanda'da, bir diğeri ise Bulgaristan'da işlenir. Cinayet tarzı bir öncekiler ile benzerdir ve Kutsal metinlere, kitaplara işaret eden iki yeni şifreli mesaj daha bulunmuştur. Bir kurbandan diğerine, bir şifreli mesajdan diğerine sürükleneceğiz.

    Dos Santos’un cesareti biz okurları Roma, Budapeşte, Dublin ve sonunda Kudüs’te yerleşkesi olan bir vakfa götürüyor. Dünyaca ünlü bilim insanlarının geçmişten günümüze gelen ve geleceğimizi etkileyecek olan buluşlarına şahit olacağız. En can alıcısıysa, yaratılanın Yaradan’ın rolüne soyunma emeline, gayretine ve hırsına şahit olacağız. Peki, ama tüm bunlar ne ve hangi amaca hizmet etmek için? Kudüs’ün eski Talpiot mahallesinde 1980’li yıllarda keşfedilen mezar odalarının birinde, üzerinde “İsa’nın oğlu Ye Huda” yazan bir kutu bulunmuştu. İşte Arkan Vakfı’nın hedefi olan “insanlığın en olağan üstü projesi”’in temeli bu mezarlıkta bulunan önemli şahsiyetlerden geriye kalan kemikleri ile ilgiliydi.

    Bu romanda geçen konu ve ilginç olan şeyler, bir klonlama hikâyesinden ziyade, bilindik her şeyin sorgulanması: yalanlar üzerine inşa edilmiş bir dinin deşifre edilmesine dayanmaktadır. Bu kitapta bahse konu tarihi olayları detaylı olarak inceleyerek ele almanızda fayda var. Yaşananların ve yazarın doğruluğuna kanaat getirmek için bazı kitaplara da el atmak zorunda kalabilirsiniz. Kitapları bulamasanız da, internet üzerinde erişebileceğiniz birçok kaynak var. Yabancı dil bilginiz varsa, daha geniş kapsamlı bilgi kaynaklarına da erişim şansınız olacaktır. Bir Dan Brown tadında olmasa da, yerleşik tarihsel gerçekleri etkileyici bir şekilde kaleme alan José Rodrigues dos Santos, bu yaşanmış detayları bize gerçekleri ile verir.

    Bu romanda işlenen güzel bir entrikanın ardından, dünden günümüze Hıristiyanlığın ayrıntılarının çözümlenmesi ele alınmıştır. İsa'nın geçmişten gelen mesajlarını tahrip ederek insanlara iletmeyi nasıl başardılar? Tüm antik metinlerde öne gelen bilinçli, bilinçsiz çeviri hatalarının yarattığı sorunları ve sonuçlarına şahit olacağız. Bir okur olarak belki bu kitabı okurken rahatsız olabilir ve acaba İslam dinine de sıra gelecek mi diye şüphe duyabilir, tedirgin olabilirsiniz. Korkmayınız efendim, yazarımız her ne kadar bize yakın coğrafyayı işliyor olsa da, daha henüz İslam dinini işlemedi diye biliyorum. Bu ileride de el atmayacağı anlamına gelmesin.

    Kısacası, benim okuduğum ve önerebileceğim bir José Rodrigues dos Santos macerasıdır. Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • Evet yazarın ilk kitap inceleme mi bu esere tercih ettim... "Etkileyici ve mukemmel..!" nidaları içinde bırakmak istemem buraya... Ama nafile etkileyici ve mükemmeldi!

    Agatha serisinin bugün itibariyle %32 sini hallettim. Ve yine olduğu gibi katili bulamadım, ama epey yaklastigimi düşünüyorum ... Dikkat et Poirot okuyucularını kandiramassin.. Cevapsizlik daim...

    İlk 18 kitabı boyunca ilgimi çeken noktalardan biraz bahsetmek gerekirse , Poirot hep aynı taktiği kullanıyor , ( evet doğru okudunuz aynı taktik) o gri hücrelerde aynı düşünce yolları... Spoiler vermemek için zor tutuyorum kendime. Şunu demek istiyorum ....

    Poirot, bir cinayet sırasında ilk önce gecistirmeyi seçiyor ve belli düşünce suzgeclerinden önce karmaşık bir düzen yaratıyor . siz Poirot'un bu gizemli haline hapsolmaktan baska bir sey yapamıyorsunuz... Ve su soruyu soruyor kendine Poirot : " bu cinayetten en fazla karlı çıkan kim?" deli soruların baslangici bu sureti hayal şeklinde okuyucu da tezahür ediyor...

    İkinci sorusu daha bir çekici ama Poirot değil bu sefer soruyu soran, Sayın Agatha?!

    Kazançlar. Maddi kazançlar, bu cümle tamamen agathanin hisleri ve bizim ulu Poirot bey efendiye yüklüyor . bir victoria dönemi asilzadesi ve üst ahlaki ile yetişen bir hanimefendiye yakışır mi? Burda da cevapsizlik -en azından benim için- daim...

    Romana gelirsek de.... Trenler trenler ve yine trenler. İnsanı konpartiman konpartiman gezdirirsin Poirot da haberimiz olmaz/ olamaz/ olmuyor da...

    Keyifle okuyun, okuyun...ya birde trenleri binmeyi ihmal etmeyin. :)
  • #Kitapyorum
    #TessGerritsen
    #İkizBedenler
    #syf448

    Bitti...
    Cerrah, Çırak ve Günahlardan sonra yeralan İkiz Bedenler Rizzoli&İsles serisinin 4. kitabı. Kişisel nedenlerden dolayı ilk 100-150 sayfada kitaba bir türlü konsantre olamadım ama, sonrasında elimden bırakamadığım harika bir gerilimdi
    Klasik Tess Gerritsen kitaplarının olmazsa olmazı Tıbbi terimler, gizemli seri cinayetler, kimliği belirsiz cesetler, serimizin baş kahramanları karnı burnunda polisimiz Jane Rizzoli ve Patoloji uzmanı Dr. Maura İsles...
    Olaylar Dr Maura'nın evinin önünde fiziksel olarak aynı ona benzeyen bir kadın cesedinin bulunması ile başlıyor... Yapılan otopsi ve DNA sonuçlarından sonra evlatlık olarak büyüyen ve gerçek ailesini hiç tanımayan Dr Maura için olay içinden çıkılmaz bir hal alır... Karanlık, tehlikeli, rahatsız edici bir cinayet ve olayın arkasında ortaya çıkan 40-45 yıl öncesine kadar uzanan karanlık sırlar...

    Dr Maura İsles gerçeklerle yüzleşmeye hazırmı acaba ?
    Biyolojik annesini bulabilecek mi?
    Bir insanda kötülük kalıtsal olabilir mi?

    Polisiye ve gerilim severlere tavsiye edebileceğim harika bir seri
    Teşekkürler...