• Moda gizemli bir ölüm-yeniden doğum, beğeni-nefret dönüşümü olduğu sürece cinse özeldir; onun işleyişine sadece kadınlar boyun eğer. Evet, erkekler bugün küpe takıyorlar, bazen (ender de olsa) makyaj yapıyorlar, parlak renkli Hint kumaşlarından geçip, eski görünümlü derilere geldiler. Fakat kadın modasıyla karşılaştırıldığında erkek modası çok az değişti. Giysilerin ana hatları ve temel öğeleri uzun süredir aynı. Altmışlardaki hippi giysileri ve uzun saçlar erkek giyimindeki en radikal dönüşümdü ve bu değişiklikler sadece küçük bir alt grubu etkiledi.
  • Kendimi bütün diğer türlerin arasından sıyrılan, yanıp kavrularak benliğimden ayrılan gizemli, canlı bir öz gibi hissediyordum.
    Stefan Zweig
    Sayfa 17 - Zeplin Kitap, 2017/Çeviren: Duygu Bolut/Orijinal İsmi: Die Frau und Die Landschaft
  • 360 syf.
    ·2 günde·Beğendi·6/10
    Yazarın neredeyse tüm kitaplarını okumuş biri olarak kalemi beni inanılmaz mutlu ediyor. Kurguları mutluluk verici. Güzel bir aşk, tatlı yakışıklı bir erkek, sevilesi bir kadın. Aile sorunları, arkadaş bağları... Hepsi bir araya geldiğinde yüzümde ufak bir tebessüm yaratarak okumama sebep oluyor.
    Jill Shalvis okurken yorulmuyorum. Küçük Tatlı Yalanlar’da böyleydi. Sakin, huzurlu ama gülümseyerek başladığım kitabı aynı hislerle kapattım.
    Pru bir gemi kaptanı. Bir bar sahibi olan Finn’le karşılaştığı andan itibaren heyecan başlıyor aslında. Bir dart sahnesi vardı ki baya sevdim.
    Pru tarafında gerçekleşen bazı olaylar var. Ben normalde kitabın başlarının gizemli kalmasını tercih etsemde bu kitapta onu istemedim. Baştan her şeyi bilerek okumak bana ayrı bir huzur verdi.
    Arkadaş ortamları inanılmaz eğlenceliydi. Keşke daha fazla sahne okuyabilseydik. Birde Pru’nun kaptanlığıyla ilgili daha fazla sahne görmek isterdim.
    Sıcacık, mini yabancı dizi tarzında hikayeleri çok seviyorum. Efsanevi bir aşk romanı gözüyle değilde dediğim düzeyde düşünerek okumanızı tavsiye ederim. Ben yazarın kaleminin bu yönünü seviyorum.
    Serinin ikinci kitabı Aşk Dileği’ne başladım bile.
  • Gizemli olanı sever erkek. Bu yüzdendir ki, yeryüzünün en gizemli varlığı olan kadının etrafındadır hep. Anlamadığı için şikayet eder lakin anlaşıldığında kadın, kadın olmaktan çıkar ve erkek ona olan tüm ilgisini kaybeder.
  • Evlenme aleyhinde deliller şunlardı: Az-çok yaslanmış her bekar erkek gibi, O da özgürlüğünü yitirmekten korkuyor, sonra kadın denen o gizemli yaratık karşısında endişeye benzer bir şey duyuyordu.
  • Bir kadın tanımadığı bir erkeğe böylesini güven duyuyorsa eğer, ortada gizemli ve önemli nedenler nedenler var demektir, diye düşünüyordu.
  • 1256 syf.
    ·56 günde·Puan vermedi
    Selam..Haruki Murakami “1Q84”.. Yazarın üç kitaplık serisinin, tek ciltte birleştirilmiş olarak yayımlanmış hali “1256” sayfa. Öncelikli tavsiyem, okuyacak olanların üç kitaplık versiyonu alması. Tek cildin, okuma konforu olarak birden fazla olumsuzluğu var, bunlardan ilki, elbette eserin fiziki ağırlığı. İki aylık süreye yaydığım kitabı, altı günlük okuma sonrası ara verip (başka kitaplarla devam edip) + üç gün, toplamda dokuz günde tamamladım. Bölümler halinde, iki ana karakter üzerinden zikzaklar halinde anlatılan giriş kısmı (burada 1. kitap), karakterlerin özellikleri, geçmişleri, yaşam koşulları, meslekleri ve ilişkilerini zemin ediniyor. Tüm kurgu, toplamda birkaç prensiple şekillenmiş, sırası geldikçe değineceğim. “Aomame ve Tengo” isimli esas kız ve oğlumuz, birbirlerinden farklı zamanlarda, yaşadıkları dünyanın değiştiğini keşfedip bu dünyaya, yine farklı isimler veriyorlar. “1Q84’teki Q / Ouestion mark’ın Q’su /İngilizce soru işareti” zamandaki ve dünyadaki belirsizlik manasında Aomame’nin verdiği isim. Tengo’nun uygun gördüğü isim ise “Kediler Şehri”. Genel karakter profilini oluşturan, dört beş isim ve etraflarındaki bir o kadar yan karakterle, tüm kitap totalde sekiz on kişi arasında geçiyor. “Entelektüel bir yazar adayı, profesyonel bir katil, disleksi gizemli genç kız ve avukat eskisi bir dedektif”, ana hattı çiziyor. Mezhepler, tarikatlar, dini ve felsefi göndermeler, paralel evrenler, klonlama ve ahlaki açmazlar, metaforlar metaforlar şeklinde, birbirine karşıt ve böyle sıralandığında alakasız olarak duran köşeler, eserin içinde birleştirilip bazen de tamamen ayrıştırılıyor. Sözün en başında, George Orwell’in kült anti-ütopik eseri “1984”e minik göndermeler, ilerleyen satırlarda Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde”ye evriliyor. Her karakterin ortak özelliği “yalnızlık” ve hayatlarında onları yalnızlaştıran sürecin irdelenmesi.

    Okurken ara verme ihtiyacı hissetmeme sebep olan iki şey vardı. Bir, ağırlığından bileklerimin sızlaması. İki, içerikteki “pedofili, ensest, çocuk istismarının farklı şekilleri” vs. Bu noktada, cinsellik “yetişkin bireyler arasında dahi, normallikten uzak”, kaldı ki konu çocuklar olduğunda, okumak, sindirmek ve devam etmek benim için güçleşti. Konu edilen cinsel birlikteliklerin tümü, tahrik unsurundan uzak, okuru rahatsız etmek üzerine kurulu. Tengo karakterinin (esas oğlan) annesi ile olan belirsiz geçmişi, birinci kitabın sonuna kadar birlikte olduğu kadının, bolca sıfatlarla geçiştirilip, isminin olmayışı, kadının şahsiyetinin hikaye içinde eritilip belirsiz anne figürüyle, paralel noktaya getirilmesine kadar sürüyor. İki aylık zaman dilimini kapsayan üçte birlik bölümde, bahsi geçen cemaati defalarca aynı cümleler ve özelliklerle okuyoruz. Tekrarlar o denli fazla ki, üç değil iki kitapla da bitirilse, bir eksiklik olmayacağı kanaatindeyim. Ki sonrasında, kitabın tümünde tekrarlamalar devam ediyor. Ayrı ciltler ve o ciltleri okurken araya konacak mesafeler, bu yineleme hallerinin yoruculuğunu da hafifletebilir. İkinci kitabın hemen başlarında, birlikte olunan kadın nihayet isim kazanır fakat bu sefer de fiziki varlığı eserden silikleştirilir (akıbet belirsiz). Algılayan ve kabul eden olarak nitelenmiş iki farklı özellikle iki farklı insan profili çizilir, disleksi genç kızın yazdığı bir romandan çıkış bulan bazı gizemler “Little people” nedir, klonlama nasıl gerçekleşir, paralel evrene geçmelerini sağlayan nedir, başka bir zaman ya da paralelinde olduklarını anlamalarını sağlayan, yegane maddi dayanak neden gökyüzünde gördükleri iki aydır diye giden sorular silsilesi, okura eeee nereye gidiyoruz dedirtir. Üçüncü kitaba geldiğimizde tekrarlar devam eder, eserin başından beri Tengo-Aomame / Tengo-Aomame diye iki kafa sesiyle devam eden ritmimize üçüncü bir ses eklenir. Avukat eskisi, dedektif Uşikava, ayrıca benim en sevdiğim karakter
    Alttan gerilimi desteklemek için, sonuna dek muallakta bırakılmış karakterleri saymıyorum, okuyanlar anladı, okuyacak olanlar da anlayacak. Fantastik öğelerle her vesile desteklenen kurgu, kenardan yine bir kutsala nanik yapar. Hiçbir cinsel münasebet olmaksızın, hamile kalınır (Hz. Meryem göndermesi). Aşk aşk diye diye pekiştirilen şey aşk mıdır? Herkesin romantizm anlayışı farklı, aşk diye etiketlenen duygu da öyle. Hayata, insana ve aşka bakışıma uyan bir “aşk formu” bulamadım göremedim. Birçok şeyin anlatıldığı ya da anlatılmaya çalışıldığı, alegorik, metaforik eser, benim gibi bir okuru, onlarca soruyla bıraktı. Yazarın zihinsel mastürbasyonu olarak kabul ettiğim “ben yazdım, sen cevaben ne istersen onu düşün (veya uydur) hali” bitti diyerek kapağını kapattığım ana dek beni çok yordu. Kurgu da olsa, mesnet aradığım doğrudur, bu yine kişilerin tasarruf ve beklentisinde. Böyle uzun bir okuma için, eder bedel değer denklemine girmeyeceğim, her kitap okunmayı hak eder. Yine olsa okur musun? Tercihini bu esersen yana kullanır, vaktini naktini vakfeder misin? derseniz, o kısmı tartışmaya açık️
    Saygılarımla..