• Entelektüel Sözcükler

    abesle iştigal: Yersiz, yararsız işlerle vakit öldürmek
    absorbe: (Enerji, kuvvet vb. için) Soğurma, yutma, içine alma, yutma.
    adaptasyon: Uyarlama
    adapte: Uyum
    afaki: Belli bir konu üzerine olmayan, dereden tepeden (konuşma)
    ajitasyon: Duygu sömürüsü yapma
    ajite: Duygu sömürüsü, kışkırtmak, körüklemek
    akabinde: Arkasından, hemen arkadan
    akustik: Yankı bilimi.
    aktivite: Etkinlik, faaliyet
    aktüalite: Güncellik. Günün olayı veya konusu
    aktüel: Güncel
    aleyhtar: Karşıtçı, karşı görüşlü
    alicenap: Cömert, onurlu, şerefli
    almanak: Yıllık.
    ambiyans: Durum, ortam, çevre, atmosfer, hava.
    amorf: Biçimsiz.
    anbean: Her an, zaman ilerledikçe
    anekdot: Kısa öykü, hikayecik. Olağanüstü olaylarla ilgili anlatı
    angaje: Bağlamak
    angaje etmek: Bağlanmak
    anomali: Belli bir ölçüye, belli kurala uymama durumu.
    antipatik : Sevimsiz, itici, soğuk.
    antrparantez: Söz arasında, sırası gelmişken. Ayrıca.
    araf: Cennet ile cehennem arasında bir yer. Mecazi olarak "ara"
    arafta kalmak: Arada kalmak
    aranje: Düzenlemek.
    arena: Alan. Siyasi çekişmelerin geçtiği yer
    argüman: Delil, kanıt, tez, iddia, sav
    arketip: İlk (kök) örnek, ilk ve özgün biçim
    aroma: Hoş koku
    arz etmek: Sunmak, saygı ile bildirmek
    asimile: Benzeşmek, kendine uydurmak
    asparagas: Uydurma
    atıf: Gönderme, ilişkili bulma, bağlantı
    avangart: Öncü, yenilikçi
    ayrışmak: Birbirinden ayrılmak, birliği bozulmak
    ayrıyeten:
    aysberg: Buz dağı
    badire: Birdenbire ortaya çıkan tehlikeli durum
    bağlam: Herhangi bir olguda olaylar, durumlar, ilişkiler örgüsü veya bağlantısı
    bendeniz: Alçak gönüllülük ile "ben" anlamında kullanılır
    betik: Yazılı olan şey, kitap, yapıt
    beyanat: Demeç, bildiri
    beyhude: Yararsız, anlamsız, boşuna
    beynelmilel: Herkes tarafından kabul edilen
    bienal: İki yılda bir yapılan, yılaşırı.
    bilahare: Sonra, sonradan, daha sonra
    bilakis: Tam tersine, aksine
    bilhassa: Özellikle
    bilmukabele: Birinin söylediği söze karşılık söylenen "ben de, size de, sizlere de" anlamında kullanılan bir söz
    binaen: Dayanarak, -den ötürü, -den dolayı
    binaenaleyh: Bundan dolayı
    bu bağlamda:
    bundan mütevellit: Bundan meydana gelmiş, ileri gelmiş
    çağrışım: Bir düşünce, görüntü vb.nin bir başkasını hatırlatması
    çıkarım: Belli önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluklarından ya da yanlışlıklarından, başka önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluk ya da yanlışlıklarını çıkarmak.
    data: Veri.
    defaatle: Defalarca, tekrar tekrar
    defakto: Bilfiil, fiilen, hakikatte, gerçekte veya pratikte
    defans: Savunma
    defaten: Defalarca
    dejenerasyon: Bozulma
    dejenere: Bozulmuş, soysuzlaşmış
    deklarasyon: Bildiri
    deklare: Bildirmek
    demagoji: Laf ebeliği, lafazanlık
    demo: Tanıtım için olan
    departman: Bölüm
    desise: Aldatma, oyun, düzen, hile
    despot: Buyurgan, zorba.
    destinasyon: Gidilecek yer.
    determinist: Bir olgunun aynı koşullar ve aynı bileşenler dahilinde her zaman aynı sonucu vereceğini ve bu durumun her zaman öngörülebileceğini söyleyen görüş, belirlenimcilik.
    detone: Ses kayması, ses tonunu bulamama
    devinim: Zaman içinde durum değiştirme. Hareket
    deyim yerindeyse: Söylenen sözün uygun olması umuduyla
    dezenformasyon: Yanıltma, bilgi çarpıtma.
    diaspora: Azınlıklar ve bunların yaşadıkları yer veya yurt.
    dikte: Birine isteklerini zorla kabul ettirmek. Bir başkasına söyleyerek yazdırma ve yazdırılan yazı
    dogma: Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi.
    doğaçlama: Önceden düşünüp hazırlanmadan içe doğduğu gibi söyleme veya bir şey yapma
    doktrin: Öğreti
    doküman: Belge
    donatı: Teçhizat, araç gereç
    done: Veri, bilgi.
    duayen: Alanının uzmanı, işinin erbabı
    duyumsamak: Duyular aracılığıyla bir şeyi algılamak
    edinim: Kazanma, kazanç
    efor: Çaba, gayret, güç
    efsun: Büyü
    egale: "Bir rekoru yinelemek" anlamındaki egale etmek sözünde geçer
    ego: Ben.
    egoist : Bencil.
    egzotik: Yabancı bir ülkeden gelme, bulunduğu yörede bulunmayan, yabancıl
    ehemmiyet: Önem anlamında, ehemmiyetli önemli olarak da kullanılabilir
    ekarte: Saf dışı etmek, konu dışında tutmak
    ekoloji : Çevre bilimi.
    ekipman: Donanım
    eklektik: Her sistemin sunduğunun en iyisini almak denilebilir felsefi olarak. Seçmeci
    ekseriyet: Çoğunluk, çokluk
    ekstrem: Aşırı, uç, sıradışı.
    elimine: Eleme
    elzem: Zorunlu
    empati: Aynı duyguları paylaşma, duygudaşlık
    empoze: Dayatmak
    enformasyon: Bilgilendirme, danışma, tanıtma. Haber alma, haber verme, haberleşme
    enstantane: Anlık. Bir fotoğrafın çekildiği kısa süre.
    enstrüman: Çalgı. Mali belge.
    entegre: Bütünleşmiş
    entrika: Bir işi sağlamak veya bozmak için girişilen gizli çalışma,
    entropi: Enerjinin tesadüfen, düzensiz ve geriye dönüşümsüz olarak dağılması
    epik: Destansı
    ergonomik: Kullanışlı
    esasen: Zaten
    esasında: Aslında demenin farklı bir yolu
    estetik: Güzellik duygusuna uygun olan, sanatsal.
    etik: Ahlaki, ahlakla ilgili
    etnik: Bir topluluğun oluşturduğu, kültürel gruba özgü her türlü özellik
    ezoterik: Gizemli. Yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan (her türlü bilgi, öğreti).
    farazi: Varsayımsal
    farkındalık:
    fenomen: Olağanüstü şey, harika
    fikstür: Yarışma veya karşılaşmaların zamanını ve sırasını belirleyen çizelge
    filhakika: Gerçekten, doğrusu, hakikaten
    fizibilite: Herhangi bir yatırımın sağlayacağı kazanca değer olup olmadığının saptanması için yapılan çalışmalardır
    flora: Bitki örtüsü.
    fonetik: Ses bilgisi
    format: Biçim
    fraksiyon: Parti içi karşıt grup, parça.
    fütursuzca: Önemsemeyerek, aldırmayarak
    fütürist: Gelecekçi.
    garantör: Güvence veren
    gark olmak: Gömülmek, batmak, boğulmak
    gayri ihtiyari: İstemeyerek, düşünmeden, elinde olmayarak
    gayri tabii: Olağan dışı
    gelgelelim: Ne var ki
    gıyabi: Bir kimse bulunmadığı sırada yapılan, verilen. Uzaktan, görüşmeden olan
    global: Küresel, dünya çapında
    haddizatında: Aslında
    hakikaten: Gerçekten
    handikap: Engel
    harikulade: Eşi görülmemiş, şaşkınlık oluşturan, olağanüstü
    hiç şüphesiz:
    hinterlant: İç bölge, arkabahçe.
    hipotez: Varsayım
    hiyerarşi: Aşama sırası. Sıralanım. Makam sırası, basamak, derece düzeni, aşama sırası
    husus: Konu
    hülasa: Özetle, kısacası
    içselleştirme: Etrafta olan biteni kabullenmek, yadırgamamaya başlamak; çıkan sonuçları yorumlayıp, içe aktarmak anlamında kullanılır
    idol: Kayıtsız şartsız bağlanılan ve sevilen şey.
    ilinti: İki şey arasında ilgi, ilişki, bağ.
    ilintilemek: Bir şeyle ilgili kılmak, bağ ve alaka kurmak.
    illüstrasyon: Resimleme.
    imaj: Görüntü
    imge: Düş, hayal. Genel görünüş, izlenim, imaj
    imitasyon: Taklit
    inisiyatif: Öncelik, üstünlük
    inovasyon: Yenilik
    ironi: Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme
    ironik: İroniye dayalı
    irrite: "Sinirlendirmek, rahatsız etmek" ve tıp alanında "tahriş etmek, kaşındırmak" anlamında irrite etmek birleşik fiilinde kullanılan bir söz
    ismi ile müsemma: İsminin içerdiği manayı karakter olarak bulundurma hali
    istinaden: Bir görüşe, bir düşünceye dayanarak. Bir söyleme göre
    jakoben: Demokrasi yanlısı. Tepeden inmeci
    jakuzi: Yıkanma havuzu.
    jaluzi: Şeritlerden oluşan perde.
    jargon: Belli bir zümreye veya meslek grubuna özgü günlük konuşmada kullanılan kelimeler bütünü, ağız
    jenerasyon: Kuşak, nesil
    jenerik: Tanıtma adı ya da yazısı.
    kadim: Eski zamanlara ait
    kadirşinas: Değerbilir.
    kampüs: Yerleşke
    kalibrasyon: Ölçümleme.
    kalifikasyon: Ustalık kazanma, vasıflı nitelikli olma.
    kanalize olmak: Tek bir hedefe kilitlenmek, odaklanmak
    kanıksamak: Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez olmak, alışmak
    kaos: Karışıklık
    kaotik: Kaos, karmaşık olma durumu, kargaşa hali.
    kapı aralamak: Bir konuya giriş yapmak, karşısındakini hazırlamak
    karakteristik: Bir kimse veya nesneye özgü olan (ayırıcı nitelik), tipik.
    kariyer: Meslek, uzmanlaşma
    karizma: Büyüleyici özellik
    karşın:
    keza: Nitelenecek herhangi iki ayrı şeyde nitelemenin tekrarlanmaması için ilk şey nitelendikten sonra ikincinin niteliğinin de aynı olduğunu belirtmek için "oda öyle, aynı biçimde" anlamlarında kullanılır
    kırılma noktası: Bir olay veya gelişmenin ulaştığı en duyarlı an, değişmeye en müsait olduğu durum
    klasifikasyon: Sınıflandırma
    klon: Kopya.
    kombinasyon: Birleştirme.
    kompanse: Dengelenmiş
    kompetan: Uzman, yetkili.
    kompleks: Karmaşık
    komplike: Karmaşık, çözülmesi ve anlaşılması güç
    konfirmasyon: Doğrulama, geçerleme, onaylama
    konjonktür: Bir ülkenin ekonomik ve siyasi durumunu ifade eden bir kelime
    konsantrasyon: Yoğunlaşma
    konsensüs: Görüş birliği, bir noktada anlaşma, uzlaşı
    konsept: Kavram. Tarz. Anlayış, görüş
    konsültasyon: Doktorların fikir alışverişi, danışım.
    kontrast: Karşıt, karşıtlık
    koordinasyon: Eşgüdüm, uyum
    koordine: Çeşitli işler arasında bağlantı, uyum ve düzen sağlama, eş güdüm
    kozmik: Evrensel
    kozmopolit: Farklı etnik kökenlerden insanları içinde bulunduran
    kripto: Gizli, saklı, şifreli.
    kriter: Ölçüt, kıstas
    kuvvetle muhtemel: Büyük bir ihtimal
    kümülatif: Toplam
    lakırdı: Laf, söz. http://www.lafsozluk.com
    lakin: Ama, ancak
    lanse etmek: Öne sürmek, sunmak
    lansman: Tanıtım.
    literatür: Edebiyat, kaynak, yazın
    makro: Büyük, geniş
    malayani: Boş ve yararsız, saçma
    mamafih: Ama, ancak
    mantalite: Anlayış, zihniyet
    marjinal: Aykırı, sıra dışı
    markaj: Tutma, gölgeleme.
    maruzat: Mevki, makam veya yaş bakımından büyük birine sunulan, bildirilen dilek veya bilgi, sunuş
    mecmua: Dergi
    menfi: Olumsuz, negatif
    mental: Zihinsel
    meta: Mal, ticaret malı, sermaye
    metafor: Mecaz. Bir şeyi başka şey ile benzetmeye, kıyaslamaya, anlatmaya yarayan mecazlar
    metamorfoz: Başkalaşma.
    metropol: Büyükşehir, anakent
    mevzubahis: Söz konusu ile benzer anlamda
    mezkur: Adı geçen, sözü edilen
    mikro: Küçük, dar
    milenyum: Binyıl.
    minval: Biçim, yol, tarz
    misyon: Özel görev
    monoton: Tekdüze, sıkıcı
    motivasyon: İsteklendirme, güdüleme
    motive: İstek
    motto: Slogan, özdeyiş
    mönü: Menü
    muallak: Asılı, sonuca bağlanmamış, sürüncemede kalmış
    muamma: Anlaşılmayan, bilinmeyen şey, bilmece
    muazzam: Çok büyük, çok iri, koskoca
    muğlak: Anlaşılması güç
    muhammen: Oranlanan, tahmin edilen
    mutedil: Ilımlı
    mutlak: Kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan, bağımsız, saltık, salt, arı
    mübalağa: Abartma
    mükellef: Sorumlu, vergi yükümlüsü
    mülahaza: Düşünce
    mülemma: Alaca renkli, renk renk. Bulaşmış, sıvanmış
    müspet: Olumlu, pozitif
    müsterih: Bütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan
    müstesna: Dışında, ayrı, hariç tutularak
    mütebessim: Gülümseyen güleç
    mütedeyyin: Dindar
    müteessir: Üzüntülü
    mütemadiyen: Ara vermeden, sürekli olarak
    naçizane: Önemsiz, değersiz
    namütenahi: Sonsuz, ucu bucağı olmayan bir biçimde
    natürel: Doğal
    ne var ki:
    nitekim: Sonuç olarak
    norm: Kural olarak benimsenmiş
    nüans: İnce ayrım, ayırtı
    nükte: İnce anlamlı söz, düşündürücü espri
    objektif: Nesnel, tarafsız
    obsesif: Takıntılı.
    ofansif: Atak yapmaya dayalı.
    olgu: Birtakım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç, vakıa
    oportünist: Fırsatçı.
    opsiyonel: Seçmeli, isteğe bağlı
    optimist: İyimser
    optimizasyon: En iyi duruma getirmek
    optimum: En elverişli, en iyi olan.
    orijin: Köken, başlangıç, kaynak, soy, sop
    oryantasyon: Yönlendirme. Uyumlanma. Eğitme.
    otantik: Eskiden beri mevcut olan özelliklerini taşıyan
    otokritik: Öz (kendini) eleştiri
    öngörü: Bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme.
    öykünmek: Birinin yaptığı gibi yapmak, birine veya bir şeye benzemeye çalışmak, taklit etmek
    özgün: Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan, orijinal.
    paradigma: Değerler dizisi, dizi
    paradoks: Çelişki, aykırı düşünce
    parametre: Değişken
    partikül: Parçacık
    pejmürde: Eski püskü, dağınık, perişan
    pek tabi:
    periyodik: Süreli, dönemli
    periyot: Süreli
    perküsyon: Vurmalı çalgı.
    perspektif: Bakış açısı
    plankton: Sularda yaşayan mikroskobik canlılar.
    platform: Alan
    plaza: İş merkezi
    polemik: Tartışma
    potansiyel: Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan, gizil. Gelecekte oluşması, gelişmesi mümkün olan
    pragmatik: Yararcı, faydacı, çıkarcı, menfaatçi.
    prensip: İlke
    prezantabl: Sunulabilir durumda olan. Derli toplu, düzenli. Olumlu özellikleri bir arada bulunduran
    prezantasyon: Sunum, tanıtma, takdim etme
    profil: Kimlik
    prosedür: İşlem. Yöntem
    proses: Süreç
    prototip: İlk örnek
    provoke: Kışkırtma
    prömiyer: İlk gösteri
    rantabl: Gelir getiren, kâr sağlayan, verimli, getirimli.
    rasyonel: Akılcı
    reaksiyon: Tepkime
    realite: Gerçeklik
    reel: Gerçek
    referans: Kaynak, kaynak gösterme.
    rekreasyon: Eğlence ve spor amacıyla yapılan etkinlik, bu etkinliklerin yapılması için hazırlanan yer.
    retorik: Güzel söz söyleme, hitabet sanatı.
    retrospektif: Geriye dönük, geçmişi ele alan.
    reverans: Sahnede selam vermek için dizleri kırarak yapılan hareket
    revize: Yenileme, düzeltme
    rezidans: Konut
    rezonans: Frekansların ya da titreşimlerin başka frekans ve titreşimi etkileyerek kendine benzetmesi, frekansların uyumu.
    rutin: Alışılagelen, sıradan, sıradanlık.
    safsata: Gereksiz söz
    salık vermek: Tavsiye etmek, önermek
    salt: İçinde yabancı bir öğe bulunmayan, yabancı bir şey karışmamış, arı, mutlak
    sansasyonel: Çarpıcı
    sarkastik: Acıtıcı bir şekilde alay eden, ironik.
    sav: İleri sürülerek savunulan düşünce.
    seans: Oturum
    segment: Bölüm
    seleksiyon: 1. Seçim. 2. Ayıklanma. Doğal seleksiyon vb.
    semantik: Anlamları inceleyen bilim, anlambilim
    sempozyum: Belli bir konuda çeşitli konuşmacıların katılımıyla düzenlenen bilimsel ağırlıklı toplantı, bilgi şöleni
    semptom: Bulgu, belirti
    senkron: Eş zamanlı, aynı anda, aynı şekilde hareketle
    sentez: Düşüncenin ayrı öğelerini, ya da ayrı düşünce veya ideolojileri mantıksal bir tarzda bir araya getirme işlemi
    sentezleme: Bir araya getirme, birleştirme
    serzeniş: Yakınma.
    sığ: Ayrıntıya inmeyen, yeterli olmayan, yüzeyde kalan.
    simya: Elementleri altına çevirmek isteyen bir öğreti alanı.
    sinerji: Görevdaşlık, eş etkime, birliktelik. Birkaç insanın bir araya gelip herhangi bir konuda fikir yürütmeleri
    skala: Gösterge çizelgesi.
    skolastik: 1. Düşünmeyi ve düşünerek ortaya çıkan özgür düşünceleri reddederek sadece belli bir kesimin dediklerinin doğru olduğunu kabul eden düşünce sistemi. 2. Orta Çağ yöntemlerine uygun, eski
    slayt: Sunu
    sofistike: Karmaşık, yapmacık, yanıltıcı
    son tahlilde: Sonuç olarak
    söylem: Kalıplaşmış, klişeleşmiş söz, ifade, söyleyiş, telaffuz
    söz konusu: Bahse konu, konu edilen
    spekülatif: Kurgusal, saptırıcı, yanıltıcı
    spesifik: Özellikli, yalnız bir türe özgü olan
    spesiyal: Özel
    sponsor: Destekleyici
    spontane: Anlık. Kendiliğinden. Doğaçlama
    stabil: İstikrarlı, sabit
    stabilize: İstikrarlı. Kararlı bir duruma getirmek, sağlamlaştırmak
    statüko: Süregelen düzenin korunması durumu. Yürürlükteki antlaşmaya göre olması gereken veya süregelen durum
    stokastik: Değişken, rastlantısal.
    suistimal: Görev, yetki vb.ni kötüye kullanma
    sularında: Saat gibi kelimelerle birlikte yaklaşık zaman bildiren bir söz, raddelerinde, civarında.
    sübjektif: Bireyin düşünce ve duygularına dayanan, öznel
    sübvanse: Para yardımı yapmak, desteklemek
    süje: Konu, özne.
    sürrealite: Gerçeküstü
    sürrealizm: Gerçeküstücülük
    sürünceme: Bir işin sonuçlanıncaya kadar boş yere uğradığı gecikmelerin tümü.
    şayet: Eğer
    şerh: Açma, ayırma
    şöyle ki: Açıklama cümlesi başlangıcında söylenir
    takdire şayan: Takdir edilmeyi hak eden
    temaşa: Hoşlanarak bakma, seyretme. Seyredilecek görüntü, görülmeye değer şey
    tenzih: Kusur kondurmama
    teori: Kuram, nazariye
    terminoloji: Terimler dizgesi, terim bilimi
    tevatür: Bir haberin ağızdan ağıza yayılması, yaygın söylenti
    teveccüh: Bir yana doğru yönelme, yüzünü, çevirme. Güler yüz gösterme, yakınlık duyma, hoşlanma
    tezat: Çelişki, karşıtlık.
    tını: Söyleniş biçimi, ses özelliği, vurgu
    trajedi: Facia. Acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri, ağlatı
    trajikomik: Hem acıklı hem güldürücü özelliği olan olay ya da durum
    trend: Eğilim
    türbülans: Bir sıvının ya da gazın hareket halindeki düzensizliği, çalkantı
    ütopik: Ütopyaya dayanan, imkansız
    ütopya: Gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce.
    varyasyon: Değişim biçim, değişim, çeşitleme
    veciz: Kısa ve etkili söz
    veçhe: Yön
    velev ki: İster, isterse, olsa da, kaldı ki, hatta, "-hadi diyelim öyle oldu" anlamlarında kullanılır
    vesselam: "İşte o kadar, son söz şudur, kısacası" anlamlarında kullanılan bir söz
    yadsımak: İlgili, bağlı bulunduğu bir şeye yabancı kalmak
    yakamoz: Denizdeki parıltı.
    yaşanmışlık:
    yazın: Edebiyat
    yordam: 1. Yatkınlık, alışkanlık, yeti, yetenek, meleke 2. Kılavuz, yöntem, bir şeyin aracılığı. El yordamıyla vb.
    zaruret: Zorunluluk, gereklilik
    zikretme: Adını söylemek, anmak
  • Bir de satranç tahtası vardı, hiçbir zaman sonunu getiremediği darmadağın oyunlar düzenliyordu. Bir kalesi eksikti, yerini bir mermiyle ya da bir madeni parayla doldurması gerekiyordu.
    Jorge Luis Borges
    Sayfa 127 - İletişim Yayınları
  • Kapitalizm ve meta, anarşik iletişim teknikleri, para dolaşımının sınırsız otoritesi, güvenlik takıntısı, işte bunlar çağdaş dünyanın, tüm biçimleriyle devrim arzusunun serpilip gelişmesinin karşısına çıkardığı dört ana engeldir. Bu engeller, önüne geçilemez hakiki yaşam ve mutluluk fikrinin, tüketime dayalı bir tatmin görünüşüne indirgenmesini hedeflerler.

    Peki, felsefe bu bahse, bu meydan okumaya nasıl yanıt vermeli? Yanıt verebilir mi? Buna muktedir mi?

    Buna ana hatlarıyla bir yanıt verebilmek için, dünya çapında felsefenin durumunu olabildiğince basitleştirelim. O zaman üç ana akım ayırt edilecektir.

    İlk olarak, Alman Romantizmine kadar uzanan fenomenolojik ve hermönetik akım vardır ve bu akımın önde gelen çağdaş temsilcileri, geniş anlamda, Heidegger ve Gadamer’dir.

    İkinci olarak, kökenini Wittgenstein ve Carnap’la birlikte Viyana çevresinde bulan ve bugün tüm İngiliz ve Amerika üniversite felsefesine hâkim olan analitik akım vardır. Ve üçüncü olarak, diğer ikisinin yolunu izleyen ve Jacques Derrida ya da Jean-François Lyotard bağlantısıyla düşünüldüğünde kuşku­suz Fransa’da daha etkili olmuş olan postmodern akım vardır.


    Elbette, bu üç temel yönelimin bağrında, sayısız karışım, ke­sişim, düğüm ve ortak payda bulunur ama sanırım bunların,
    mevcut durumun kabul edilebilir bir tür haritasını çizmek gibi bir üstünlükleri var. Bizi burada ilgilendiren, her akımın felsefe
    arzusunu ve bu arzunun gerçek dünyada olası yaratıcı etkileri­ni nasıl ifade ettiği ya da saptadığı. Yani her akım için, duygusu
    ( affect) 2 gerçek mutluluk olan hakiki yaşama dair açık ya da ör­tük tanım nedir?

    Hermönetik akım amaç olarak varoluşun ve düşünceninşifresini çözmeyi seçer ve merkezî kavramının yorum kavra­mı olduğu söylenebilir. Anlamı karanlık, gizil, saklı, meçhul sözler, eylemler, şekillenmeler, tarihsel yazgılar vardır. Bir yo­rum yöntemi bu karanlığın aydınlatılmasının peşine düşecek
    ve bizzat varlığın yazgısıyla bağlantısı içinde bizim yazgımızın bir figürü olan ilksel bir anlamı oluşa getirmeye çalışacaktır.
    Eğer asli işlemci yorum kavramı ise söz konusu olan kuşkusuz başlangıçta görünür olmayan bir anlamın örtüsünü kaldırmak
    ya da bu anlamı açmaktır. Hermönetik soy ağacı felsefesinin en önemli ve nihai karşıtlığı kapalı ve açık karşıtlığıdır. Felsefe­
    nin yazgısı, gizil anlamda açıklıkta durmak ve netice itibarıyladüşünceyi anlam kapalılığına, gizilliğine ve karanlığına gömülmüşlüğünden kurtarmak ve onun yolunu açmaktır. Devrimci
    arzu, düşüncede, bir aydınlanma arzusudur. Ve gerçek mutluluk da Açıklığın öznel figürüdür.

    Analitik akıma göreyse felsefenin amacı, anlama sahip ya da anlamı olan önermelerle anlama sahip olmayan önerme­
    ler arasına, söyleme hakkına sahip olduklarımızla söylenmesi olanaksız olanlar arasına, paylaşılan/ortak bir anlam etrafında
    uzlaşma sağlanabilenlerle buna elverişli olmayanlar arasına ke­sin bir sınır çekmektir. Burada temel araç yorum değil, bizzat
    önerme tümcelerinin dilbilgisi ve mantık bakımından çözüm­lenmesidir, zaten bu yüzden bu akım geniş ölçüde, matematik­
    sel biçimi de dâhil olmak üzere mantığın mirasına başvurmuş­tur. Dilin yasalarının ve kaynaklarının incelenmesi söz konu­
    sudur ve bu kez merkezî kavram kural kavramıdır. Anlam üze­rinde uyuşmaya izin veren kuralı ortaya çıkarmak, işte felsefe
    etkinliğinin asli bahis konusu nihayetinde budur.

    Söylemek gerekir ki bu kez en önemli karşıtlık kapalı ve açık arasında de­ğil, kurallı/düzenli olan ile kural dışı/düzensiz olan arasındaki,
    bilinen bir yasaya uygun olan ile bir kurala göre belirlenebilen her yasadan azade olduğundan ister istemez yanılsamaya ve
    uzlaşmazlığa yol açan arasındaki karşıtlıktır. Bu görüş açısın­dan felsefe tedavi ve eleştiri amacı güder. Yapılması gereken,bizi bölen yanılsamaları, ayrılık ve karşıtlık yaratan anlamsız­ları (non-sens) ortadan kaldırmaktır. Devrimci arzu, düşüncede, anlamın demokratik paylaşımı arzusudur. Ve gerçek mutluluk da demokrasi duygusudur.

    Nihayet, postmodern akım felsefenin amacı olarak modern­liğimizin yerleştirdiği apaçıklıkların yapısını sökmeyi görür.
    Bu sefer söz konusu olan gizli bir anlamın kabuğunu çatlatıpaçmak ya da anlamı anlamsızdan ayırt etmek değildir. Söz ko­
    nusu olan, bizzat anlam sorusunu başka bir şekilde ortaya koy­mak ve bunun için de onun önceki hâlinin yapısını sökmek,
    özellikle 19. yüzyılda ve öncesinde kurulan tarihsel özne, iler­leme, devrim, insanlık fikri gibi büyük yapıları dağıtmak, boz­mak gerektiğini göstermek ve hem düşüncede hem de eylem­de indirgenemez bir kayıtlar (registre) ve diller çokluğu, yani
    anlama dair bütünselleştirici bir sorunsal içinde soğurulmaya ve birleştirilmeye izin vermeyen bir çoğulluk olduğunu göz­
    ler önüne sermektir. Temelde postmodern düşüncenin gayesi bütünlük fikrini yapısöküme uğratmaktır; bu yolla felsefenin
    kendisi masaya yatırılır ve istikrarı bozulur. Öyle ki postmo­dern akım daha ziyade melez ya da arı olmayan uygulamalar diye adlandırılabilecek şeyleri etkinleştirecektir. Düşünceyi sınırlara, kenarlara, ara cümlelere yerleştirecektir. Özellikle de
    postmodern akım felsefi düşünce mirasım, onu sanatın yazgı­sına bağlayan bir oyunda konumlandıracaktır. Velhasıl devrimci
    arzu yeni yaşam biçimleri icat etme arzusudur ve gerçek mutluluk da bu biçimlerin zevkinden başka bir şey değildir.
    Öyleyse şimdi bizi ilgilendiren, kendimize bu üç başat yö­nelimde ortak özellikler olup olmadığım sormaktır. Bunların,
    dünyanın felsefe arzusuna karşı koymak için tutuştuğu bahse karşılık verme ta alarmda, şu ya da bu noktada koşut ya da kar­
    şılaştırılabilir yollar tutup tutmadığım kendimize sormaktır.

    Öncelikle çok önemli olumsuz bir özellik vardır. Bu üç akım metafiziğin sonunu ve dolayısıyla adeta felsefenin, en azındanklasik anlamında ya da Heidegger’in söyleyeceği gibi yazgısal anlamında felsefenin sonunu ilan eder. Heidegger’e göre, meta­
    fiziğin tarihinin sona ermesi/kapanışı (clöture) söz konusudur. Felsefe metafizik unsurun içinde daha ileri hareket etmekte
    yetersiz kalmaktadır. Ve bu sona erme, varlığın ve düşüncenin tarihinin tüm bir döneminin de sona erişidir. Aynı zamanda, “hakikat arayışı” diye tarif edilen geleneksel tanımıyla klasik felsefeye yön veren hakikat idealinin yerini anlamın çoğullu­
    ğu fikri alır. Felsefenin güncel parolasının, klasik felsefenin (ya da dilerseniz metafiziğin) merkezî kategorisi olan hakikat ile
    modernlikte klasik hakikat sorusunun sona erdiği yerde vücut bulduğu varsayılan anlam sorusu arasındaki kesin karşıtlık et­
    rafında şekillendiğine ben derinden kani olmuş durumdayım.


    Hermönetik akım için hakikat, varlığın yazgısal anlamı yö­nünde aşılması gereken, metafiziğin bir kategorisidir. Dünya,
    hiçbiri aşkın olmadığı için öne çıkamayan birbirinin içine geç­miş yorumlardan mürekkeptir. Açıklığın müstakbel egemenli­
    ği bizi, vaktiyle doğru fikrin temsil ettiği soyut tekanlamlılıktan kurtarır.

    Analitik akım için, “hakikat arayışı” gibi büyük bir tasarıyırafa kaldırmak gerektiği açıktır. Yegâne başlangıç noktası öner­
    me tümcelerinin oluşturulmasıdır. Anlamın kendisi referans alman dil bilgisine bağlıdır. Anlam ile anlamsız arasında sınır
    çekmek istendiğinde hep, içinde yapıp ettiğimiz kurallar evre­nine göndermede bulunmamız gerekir. Netice itibarıyla kıyas
    götürmez pek çok anlam ya da birçok anlam rejimi vardır vebu da tam olarak Wittgenstein m dil oyunları diye adlandırdı­ğı şeydir. Dil oyunlarının çoğulluğu, hakikatin yönlendirdiği
    saydam bir düşünceye dalma (recollection transparante) fikrine
    açıkça karşıttır.

    Son olarak postmodern akım, hakikatlerin geleneksel da­yanağını, yani felsefenin geleneksel olarak özne adını verdiği
    şeyi -ki hakikat özne için vardır- yapısöküme uğratır. Özne kategorisinin metafiziğin bir ürünü olması nedeniyle yapısö-kümü amaçlamanın postmodern akımın asli bir ekseni olduğu söylenebilir. Dolayısıyla kendisi için, kendisi aracılığıyla ya da kendisinden hareketle bir hakikatin var olacağı bir özne yok­tur. Yalnızca birbirine benzemeyen oluşlar, vakalar ve meyda­na çıkışlar vardır ve bu bambaşka vakaları karşılamak için de
    birbirinden farklı söylem türleri vardır.
    Nihayetinde, hermönetik, analitik ve postmodernlik, mo­dernliğin simgesi olan açık ve çoğul anlam ile metafizik, arka­
    ik, hatta “totaliter” olarak görülen tekanlamlı hakikat fikri ara­sında üç açıdan karşıtlık ortaya koyar. Olumsuz ortak özellik
    için bu kadar söz yeter.


    Şimdi de olumlu açıdan bakarsak, çok çarpıcı ortak bir özellik vardır: Dilin merkezî önemi. Hakikaten de bu üç akım aracılığıyla ve bunların yapısı içinde, Batı felsefesinde büyük
    dil dönemeci diye adlandırılabilecek şey vuku bulmuştur. Di­lin merkezî yeri, yine burada da, bu üç akım içinde farklı farklı biçimlerde ortaya çıkmış olsa bile üçünün belki de en görü­nür ortak özelliğidir. Hermönetik akım için, elbette, yorum,yorumlama etkinliği temelde söz edimlerinden, anlamlama
    edimlerinden hareketle gerçekleşir ve dil son tahlilde açıklık meselesinin işlediği mahallin ta kendisidir. Başka hiçbir yer­
    de değil de işte burada, “söze doğru yolda [olmada]”3 bizim düşünceye yatkınlığımız gerçekleşir (zira söz/dil de (parole) yorum usulü içinde anlaşılmalıdır). Analitik akım için, ana madde önerme tümceleridir ve nihayetinde, felsefe kuralın gücünün etkisi altında genelleşmiş bir tür dil bilgisidir [gra­
    mer]. Var olanlar, cümleler, fragmanlar ya da söylem türleridir.

    Son olarak, postmodern yapısöküm, metafizik soyutlamaların sabitliğine karşı yürütülen bir dil ve yazı faaliyetidir. Böyleceüç akım da, dil meselesini olduğu hâliyle felsefenin mutlak
    merkezine yerleştirir ve ister yorum ister kural ister söz ve yazı karşıtlığı kisvesi altında yapısöküm söz konusu olsun, en niha­
    yetinde dil, zamanımızın büyük tarihsel aşkınlığı diye adlandı­rılabilecek şey olarak kabul edilir. Sonuç olarak, basitleştirerek
    söylersek, ana eğilimleri içinde çağdaş felsefenin iki aksiyom
    öne sürdüğünü söylemek gerekir, onun kurucu mantığı budur:

    - ilk aksiyom: hakikat metafiziği olanaksız hâle gelmiştir.
    - ikinci aksiyom: dil düşüncenin ana yeridir çünkü anlam
    meselesinin mesken tuttuğu yer orasıdır.
    Bu iki aksiyom kendi tarzlarında bugünün felsefi sorusu­nun asli parolası olan karşıtlığı yapılandırır.

    Benim kendi konumuma gelecek olursak, bu iki aksiyomda -hakikat metafiziğinin olanaksızlığı ve dilin kurucu niteliği- büyük bir tehlike vardır. Bu tehlike, felsefenin, kendi aksiyomlarından yola çıkarak kendi arzusunu, çağdaş dünyanın bu arzuya uyguladığı baskı karşısında ayakta tutmaktan aciz olmasıdır. Kısacası bu, her türlü devrimci erdemi kaybetme ve hatta salt bireyci ve kimlikçi tatmin öğretisinden yana durarak hakiki yaşam ve dolayısıyla mutluluk gayesini terk etme tehlikesidir.
  • Sonunda yazınsal metni çözümlemek, öteki bütün öğeleri yanında, bazen de öncelikle, metnin dilini çözümlemektir. Doğrudan verilmiş anlamların yanında, yazınsal dilin susku noktalarının bulunduğu bağlamdan çıkarılacak anlamlar, bazen yazarın da öngörmediği gizil anlamlar taşıyabilir ki, bu anlamlandırma süreci büyük ölçüde dil içinde yaşanır.