İlişkiler alanında başıma gelenler bazen bir rüya gibi, bazen de kabus kuyularında bir Yusuf gibi hissettiriyordu. Bir hikâye duymuştum: Eski zamanlarda derviş dergâhlarının kapısını biri ilim öğrenmek için çaldığında, ona önce “Hiç âşık oldun mu?” diye sorarlarmış. Eğer ilim öğrenmek isteyen kişi hiç âşık olmamışsa, “Önce git, âşık ol; sonra gel,” denirmiş.
Zira ben âşık olmuş bulundum. Bu deneyim bazen o kadar yakıcı olabiliyor ki, Mecnun olmak hiç de uzak bir ihtimal gibi durmuyor; hele ki hiçbir çaren yoksa… Fakat bunu deneyimledikten sonra artık eskisi gibi âşık olamayacağımı biliyorum. O yakıcı aşk, egomu öyle bir yaktı ki, “ben” diye bir şeyin küllerden ibaret olduğunu anladım.
O karanlık gecede, yaratıcıdan başka hiçbir şeyin olmadığını idrak ettim. Kalbimi sevgisiyle öyle bir doldurdu ki, dışarıdaki her şey artık gelip geçici görünüyor; insanlara tutunmak ise boşuna.