Kalemine hayran olduğum Şeyma Demir’in, Kızıl Kardelen serisinin ilk kitabı Güneşin Öptüğü Kız bitti ve ben sıcağı sıcağına yorumla geldim. Kitap bittiğinde hissettiğim ilk şey: "Hemen ikinci kitabı okumalıyım!" oldu.
Gelin, sizi tarihle harmanlanmış, buram buram samimiyet ve duygu kokan bu duru aşk hikayesinin detaylarına götüreyim.
Kafkasya’dan Osmanlı İmparatorluğu’na göç eden, henüz İslamiyet'le tanışmamış Çerkez kavminin asice parlayan bey kızı Kardelen... Herkes tarafından lanetli görülen, peçelerin arkasına saklanan bu kız aslında güneş gibi kızıl saçları, çilli yüzü ve gök gözleriyle tam bir "güneşin öptüğü kız". Üstelik erkek gibi dövüşmeyi, ata binmeyi ve ok atmayı bilen tam bir savaşçı!
Diğer yanda ise vatanına ve padişahına ölümüne bağlı, acımasızlığıyla nam salmış, "Kara Kurt" lakaplı akıncı beyi Arslan Bey (Kara Bey). Padişahın emriyle, Çerkez kavmindeki isyanları dindirmek ve sulh sağlamak için yüzünü bile görmediği bu "kusurlu ve çelimsiz" denilen kızla nikahlanmak zorunda kalır. Planı basittir: Karısını konağına bırakıp akınlarına devam edecektir. Ancak Payitaht’a doğru çıktıkları o uzun yolculuk, ikisinin de hayatını tepetaklak eder.