Sabahattin Ali'nin dilini, tarzını romanlarında çok beğenirdim. Bu, okuduğum ilk öykü kitabıydı ve en az romanları kadar hoşuma gitti. Aynı ustalık, aynı ince işçilik, aynı kusursuz anlatım...
Kitap kısa hikayelerden oluşuyor. Eski zamanları tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. Kişiler, olaylar öyle canlı ki... Bazı hikayeleri okurken kendimi eski Türk filmlerini izler gibi hissettim. Hatta bilmem hatırlar mısınız Hülya Avşar'ın gençlik yıllarında oynadığı bir film vardı Hasanboğuldu diye. Bu kitabın son hikayesi işte o hikaye. Adı da aynı: Hasanboğuldu.1942 yılında yazılmış, filme buradan uyarlanmış demek ki, bilmiyordum. Filmi çocukluk yıllarımda izlemiştim, hikayeyi okurken bütün sahneler gözümde canlandı, okumadım da izledim sanki. En çok bu hikayeyi sevdim.
Genel olarak kitabın anlatımını, akışını beğendim. Yormadan, keyifle okunabiliyor. Özellikle 4-5 hikayeden çok etkilendim. Aslında çok kısa sürede okunabilecek bir kitap ama ben işlerimin yoğunluğundan dolayı biraz ağır okudum.
Dilini bu kadar iyi kullanan ve bu kadar temiz cümleler kuran bir yazarın daha fazla eser verebilmiş olmasını isterdim ama ne yazık ki çok genç yaşta veda etmiş hayata. Ne diyelim, iyi ki geçmiş bu dünyadan. İyi ki tanışmışız. Tanışmamış olanlara tavsiye ederim. Herkese iyi okumalar dilerim.