"Arzunun ve hevesinin perişan etmesi bende ne zihin bıraktı ne şuur. Bu yüzden her halim ve sözümde bin küstahlık etmekteyim. Nihayet sözlerimin perişanlığından incinip bana fena söz söyledin, beni azarladın. Lakin ben azarı pek beğendim, o lâl gibi dudaklara, şeker çiğneyip şeker akıtan ağza acı söz yakışır mı? Elbette o gül goncası ağızdan çıkan her söz benim için tatlıdır."
Sırrına her şey yaşanıp bittikten sonra erebildiğim gizli gülüş yüzümde canlanıyor. Ansızın, alaycı bir hayal gibi... İçimizin boşluğundan yansıyan ışınları, ön yargı gücüyle kırdığını anlamak neyi değiştirir?
“Tenekeye hanımeli ektim, toprağı az geldi. Bakalım… Çiçekleri tanımıyorum pek, adlarını bile doğru dürüst bilmiyorum. Ama açsınlar istiyorum, gözümün önünde serpilsinler, balkonu sarsınlar: o zaman tanıyabilirim ancak."