• Bize öğretilmemiş de olsa, hepimizin içinde bu dinden bir şeyler var.

    - Goethe
  • 240 syf.
    ·66 günde·Puan vermedi
    Daha önce yayımladığımız Roger Garaudy'nin 'Geleceğimizde İslâm Var' ve 'İslâm ve İnsanlığın Geleceği' kitaplarının ardından Yusuf Kaplan Hoca'nın 100 kitaplık listesinin 19. kitabı olan 'İslâm'ın Vadettikleri' kitabının tahlilini de uzun bir aradan sonra yayımlıyoruz. Bu tahlil Garaudy'nin listedeki 3. ve son kitabı olduğundan tahlil daha da eleştirel bir perspektiften ilerleyecektir. Okurlarımıza şimdiden bunun haberini veriyor ve faydalı okumalar diliyoruz.

    Garaudy'e Dair Şüpheler
    Öncelikle bu iddiaya geçmeden önce 24 Haziran 2012'de Garaudy'nin ölümünün üstünden birkaç gün geçtikten sonra 'Yeni Asya'da "Garaudy Muamması" başlıklı yazı kaleme alan Kâzım Güleçyüz'ün mezkûr yazısından bir iktibasla başlayalım:

    "Dış dünyadan İslâm saflarına girenlerin sayısı artarken, yeni Müslümanların, eski mâlûmatlarıyla birlikte geldikleri gerçeği unutulmamalı. Küçük ihmaller, Müslümanların zihninde İslâma yabancı fikirlerin yer etmesine yol açabilir.
    Bu, uzun yıllar Fransız Komünist Partisinin teorisyenliğini yaptıktan sonra İslâma girdiğini açıklayan felsefeci Prof. Garaudy için de geçerli.
    Partideyken Marksizmle Hıristiyanlık arasında diyalog kurmaya çalışması, döneklikle suçlanıp ihraç edilmesine sebep oldu. Müslüman olunca aynı diyaloğu İslâmla da kurmaya çalıştı.
    Türkiye’de yaptığı açıklamalarda Marx ve Lenin’e hayranlığını gizlemedi; Marx’ı Yahudiliğin insanlığa kazandırdığı değerler arasında zikretti.
    “İslâmiyetin olduğu kadar, Hıristiyanlık ve Marksizmin de militanıyım” ifadesini kullandı.
    Kur’ân’da her halk ve zaman için geçerli bir hukuk sisteminin bulunabileceği fikrini, İslâmın istikbali için öldürücü bir yorum olarak niteledi.
    Mezheplerle uğraşmayı zaman kaybı saydı ve yeni içtihadlar yapılması çağrısında bulundu.
    Tesettür bahsinde, kıyafet konusunun çok önemli olmadığını, günümüz Müslümanlarının önündeki en mühim meselelerin büyüme ve kültür modelleriyle ilgili hususlar olduğunu söyledi.
    İslâm dünyasından refesans gösterdiği örnekler, kendi sosyalist görüşleriyle çakışan Nâsır, Kaddafi, Bumedyen gibi diktatörler ve Benî Sadr, Bin Bella gibi—aktif şekilde destek verdikleri devrimler tarafından dışlanan—kişiler oldu. " (1)

    Yukarıda yaptığımız iktibası kaynağıyla beraber veriyoruz ki bu tahlil üzerinden kitabı okuyacak kimseler bizim vasıtamızla farklı düşüncelere kapılıp akidenin ve İslâm'ın muhkem hükümlerinin menbaı yani ulemadan alınacağı/alınması gerektiği hakikatini unutup da fikir kitabından bu hassas mevzulara dair çıkarımlarda bulunmasınlar. Akide çok mühim, zira akidesi iptal olan kimse küfre müptela olma garabetine düşer de maazâllah farkında dahi olmaz.
    Başlıktan da mâlum olduğu üzere Garaudy'nin önce namazının kılınması ardından ise yakılmasına dair vasiyeti olduğu iddiası mevcut. Kaldı ki cesedinin yakıldığını biliyoruz, ancak Müslüman'a düşen hüsnü zan olduğundan ve bilhassa Yusuf Kaplan hocanın da ağzından böyle bir durumun vukû bulma ihtimalini işittiğimizden inşaallah bu yakılma hadisesinin kendisiyle alakalı olmadığına inanmak istiyoruz. Hoş cesedi yakılan kimse imandan çıkar mı çıkmaz, lâkin neye dayanarak cesedini yaktırdığı mevzuu imana taalluk edebilir. Biz şimdi işin bu ehemmiyetli kısmını okuyucu için dile getirdikten sonra 69 yıl ömrünü batıl inanç manzumelerinin peşinde sürdüren ve kendi yolculuğunun sonunda İslâmîn yüceliğini kabul ederek Allah'a teslim olan bu fikir adamının mevzisinden faideler elde etmeye çalışalım. Duru olanı al bulanığı bırak kaidesini uygulamak her Müslümana borç olduğuna göre duru olanları almaya bakalım.



    "Batı bir kazadır. Kültürü de çarpıktır; çünkü asıl boyutlarından kopup uzaklaşmıştır." tespitiyle cesurca kitaba başlayan müellif bu bölümde köklü bir Doğu- Batı muvazenesi ve mevzilendirmesine girişiyor. Batı medeniyetinin de esasen Doğu'lu köklere dayandığı ancak kasten kesilip atıldığı için 'Grek Mucizesi' masalının ortaya çıktığı iddiasında. İslâm'ın kendi bütünlüğünü koruyup yayması bir yana özellikle kuruyup yok olmak üzere olan medeniyetlere de hayat suyunu bahşettiğini dile getiren Garaudy yüzlerce Batı aşığı müstağribin göremediği o ince hakikati bildiriyor okurlarına. İslâm'ın "Birbirinden ayrılmaz şekilde bir din ve bir ümmet, bir inanç ve hayat nizamı" olduğu tespiti bugün bizim için Camiye hapsedilmiş İslâm anlayışının ne kadar İslâm dışı olduğunu anlatıyor adeta. Müslüman'a dair şu muazzam tespitine de bir bakın: "Müslüman kendi seçimiyle, ilk kanunu, yani hayata anlam veren birlik ve bütünlüğün kanununu yeniden hatırlamasını bildiği için Müslüman olur" -36-
    Yukarıda yaptığımız iktibasta İslâm'ın tüm zamanlar için geçerli hukuk sistemi getirdiği yorumunu öldürücü gördüğünü iletmiştik Garaudy'nin, bu meselenin tahkiki için okurların sahife 42'ye bir göz atmaları yerinde olacaktır. Zannediyoruz ki bu garabete düşülmesinin sebebi İslâm'ın asıl kaynaklarından ziyade tercümeler üzerinden ve özellikle Tasavvuf- İslâm Felsefesi vasıtasıyla İslâma dair bir tasavvura sahip olmaktan kaynaklanıyor. Yoksa usûl-ü fıkıh ve diğer İslâmi ilimlere en azından müptedi seviyesinde bir göz atış ulemâ eliyle bu iddianın butlanını ortaya koyacaktır. Biz burada sadece Kur'an-ı Azimü'şan'daki en uzun ayetin müdayene (borçlanma) ayeti olduğunu bildirerek son hükmü feraset sahibi okuyucuya teslim edelim. (Bakara 282)

    Tasavvufa Bakışı

    Tasavvufa dair açtığı bölümde köklü tarifler etrafında esaslı mülahazalarda bulunan Garaudy maalesef Tasavvuf'un daha çok 'Hümanist anlayışa muvafık kılınmaya çalışılan' kısmıyla ilgileniyor. İbnül Arabi'den bir çok iktibasda bulunan ve onun üzerinde bir Tasavvuf inşasında bulunmaya gayret eden müellif İmam-ı Rabbani'ye o kadar da temas etmiyor. Ancak hakkını teslim de etmek gerekir ki Tasavvuf'u Hristiyan Mistisizmi ve diğer mistik görüşlerden beri kılıyor Garaudy. Bölümün sonunda sorduğu " İlmi ve teknik gücün bugünün bütün insanlarına zorla kabul ettirdiği sorumluluklara cevap vermeye kendimizi hazırlamamız konusunda İslâm bize ne sağlayabilir? Bu mesele dünya çapında bir meseledir. Cevabı da ancak dünya çapında verilebilir" tespiti bize ufuk açacak muazzam bir soru/sorun. Ruhu daralmış insanoğluna işte bu soruya cevap vermekle merhem olabilir ve İslâm'ın neden diğer tüm sistem ve mezheplerden üstün olduğunu bu yolla kanıtlayabiliriz. Borcumuzdur, ödemeliyiz.

    Din Ve Siyaset
    Müellifin "İslâm ekonomisi, ne (mesela Amerikan tipi) kapitalizmle ne de (mesela Sovyet tipi) sosyalizmle özdeşleştirilebilir." tespiti ne Aliya tarafından sosyalizm , ne de Şeriati tarafından yapılan kapitalizm lehine hatadan ayrılarak muazzam bir hakikati ortaya koymaktadır. Özellikle bu bölüme 'Mülkün sahibi Allah'tır' mottosuyla başlayan müellif İslam iktisadı mevzuunda diğer sistemlerle mukayeseli olarak çarpıcı tefrik ve tahlillerde bulunmaktadır. Aynı şekilde kadın mevzuunda da diğer muharref kitapları da ortaya koyarak İslâmîn yüceliğini ortaya koyması muazzam. (sy 86)

    Bilimler ve Bilgelik
    Bu bölümde modern bilim ile İslâm'ın bilim anlayışını sarih bir şekilde ortaya koyan müellif Doğu-Batı mukayeselerinde yine çok önemli, mihenk taşı olacak çıkarımlarda bulunuyor.
    "Bilimcilik, bilimi bilgelikten (yani gayeler üzerinde tefekkür etme vasıtalarının tanziminden) koparmıştır. Bilim insanın gelişip olgunlaşmasını sağlaması gereken asıl boyutunu budamıştır." İşte, bilimi put edinen vedahi bilim üzerinden İslâmı mevzilendirmeye gayret edenlere haykırın bu hakikati! Batılı bir düşünür eliyle bunu kavramaları mümkün olur belki!
    Ve işte hakiki ölçülendiriş: "Müslümanlar, tekrar edelim, evrensel ilme en zengin katkıyı imanlarıyla yaptılar."
    Bilimciliğin bir fetişizm olduğunu ısrarla belirten ve daima niçin sorusundan yoksun olmaya mahkumluğunu ifade eden müellifin bu bölümdeki mülahazaları defalarca defaatle okunmalı…

    Nebevi Felsefe ve Cami'ye Dâir Mülahazaları

    Bu bölümde ise daha çok Batı'nın felsefe anlayışıyla Müslüman filozofların felsefe anlayışını karşılaştıran ama Nebevi Felsefeyi bildiğimiz manada ikisine de irca etmekten çekinen müellif daha çok İbnül Arabi yoluyla bu meselenin (yani varsa Nebevi Felsefenin) mutasavvıflar eliyle var olduğunu iddia ediyor. İbni Rüşd ve onun Aristo şerhleri yüzünden neredeyse İslâm felsefesinin Grek felsefesinin tesiri altında boğulacağı hakikatini ifade eden müellif, bu mevzuda mutedil ve makul bir görüş ortaya koymuş bulunmakta. Farabi, Kindi, İbni Sina'ya yönelttiği tenkitler Garaudy'nin anlatma gayesinde olduğu Nebevi Felsefe'nin bu filozoflardan çok uzak olduğunu ve eğer bir felsefe olacaksa bunun köklerimizle murabıt olması gerektiğini haykırıyor yüzümüze. Ne muazzam bir tespit! Bakın Batılı filozofların yazdıkları eserleri sorgusuz sualsiz teslim olarak okuyanlara nasıl uyarıda bulunuyor Garaudy: "Batılıların olayları ve insanları, evrensel kültürün global gelişmesine katkılarından dolayı değil de, kendileri için arzettikleri öneme göre değerlendirme saplantıları bizi böyle eserlere haddinden fazla önem atfetmete sevketmemelidir. " -140-
    Nebevi felsefenin İbni Rüşd ile müteal (aşkın) yönünün öldüğü ancak İbnül Arabi ile uçuşa geçtiğini ifadesi tekrar belirtmek gerekiyor ki müellifin inşasına çalıştığı ve mutasavvıfların merkezde olduğu Nebevi felsefenin mihenk taşını ortaya koyuyor. Mutasavvıflara bu kadar yakınlığı ve onları Nebevi felsefenin mihenk taşları kılmasına rağmen fukahayı yanlış konumlandırması ve iki hizbi birbiriyle zıt gibi göstermesi Garaudy'nin fukahayı ve İslâm'ın temel kaynaklarını yeterince iyi tanımayışını da ortaya koyuyor.
    "Bütün sanatlar Camiye Cami ibadete götürür" mottosuyla ortaya koymaya gayret ettiği İslâm Sanatı ve mimarisini müellif yine Batı-Doğu ölçülendirmesi çerçevesinde çarpıcı tespitlerle ortaya koyuyor. Bununla beraber sanatın ancak ne olabileceği ve nerede durabileceğini de şu satırlarda gayet güzel izah etmiş müellif: "Mümin kendi iradesiyle, dünyanın görüntülerinden ve onların putçu çekiciliklerinden yakasını kurtarmalı ve zihnini her türlü kısmi gerçekciliği aşan Bir'e, tek Allah'a yöneltmelidir." -158-

    Müjde Veren Şiir

    Bu bölümde ise Ku'ran'dan hareketle İslam şiirini ortaya koymaya çalışan müellif bol bol Mevlana, İbnül Arabi, Molla Câmi'nin şiirleri üzerinden açılımlar yapıyor. İslami şiirin bir numaralı hedefinin de bizi hayatımızda Allah'ın tezahür ve tecellisinin bilincine erdirmek olduğunu vurguluyor. İşte sanat gibi şiirin de aslına ircası! Bu bölümde Müslüman şairlein Batılı şairler üzerindeki etkisini de Goethe ve Dante üzerinden sarahaten ortaya koyuyor Garaudy.

    Sonuç Kısmı
    Bu son kısımda ise içerisinde bulunduğu dünyayı tahlil eden (1980'ler) ve Dinler ve medeniyetler üzerinden bir diyaloğu ısrarla vurgulayan Garaudy Batı'ya dair bu köklü mülahazaları ve eleştirilerine rağmen yine de dinler ve medeniyetler arası bir ittifakın olabilirliğini ortaya koymaya gayret etse de bu birliğin bir hayal olduğu ve kıyamete değin hak ile batılın savaşında batıl cephesinin daima var olacağı gerçeğinin Allah'ın bir kanunu olduğunu belirtmeliyiz. Neredeyse bir asırlık bir hayatı olan Garaudy'i tüm yönleriyle ele alıp duru olan bilgilerinden faydalanmak ve eserlerini okurken eleştirel yaklaşmayı unutmamak gerek. Mizanımız Kuran ve Sünnet olup kadim ulemamıza dayanarak bir okuma yapmadığımız takdirde belki bir müstağrib belki bir müsteşrik belki de bir İslam düşmanı gözlüğüyle her an mücehhez kılınabileceğimizi unutmamalı ve Rabbimize daima رَبَّنَا لَا تُزِغۡ قُلُوبَنَا بَعۡدَ إِذۡ هَدَیۡتَنَا وَهَبۡ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡمَةًۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ
    "Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın" (Ali İmran 8) ayetiyle yalvarmalıyız. Çalışma bizden tevfik Allah'tandır.


    https://www.yeniasya.com.tr/...audy-muammasi_207014

    Garaudy'nin kendini zamanında eleştiren ve ona iftira attığını düşünen kimselere cevabını buraya koymak da ilmin namusuna daha uygun olacaktır:

    https://m.star.com.tr/...evabi-haber-1404961/