• Gökler kuruldu
    Yeryüzü tamamlandı
    Ya şimdi kim hayatta kalmalıdır, ey tanrılar ?
  • https://www.youtube.com/watch?v=upskmuq7mBo

    Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
    Baba katiliyle baban bir safta!
    Bir de, geri adam, boynunda yafta...
    Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
    Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!

    Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
    Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.

    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
    Bir âlem ki, gökler boru içinde!
    Akıl, olmazların zoru içinde.
    Üstüste sorular soru içinde:
    Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
    Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
    Kaydını düştüler, mühür basıldı.
    Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
    Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
    Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

    Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
    Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
    Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
    Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
    Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
    Sayım var, maltada hizaya dizil!
    Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
    İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
    Urbalarla kemik, mintanlarla et.

    Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
    Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
    Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
    Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

    Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
    Dakika düşelim, senelik paydan!
    Zindanda dakika farksızdır aydan.
    Karıştır çayını zaman erisin;
    Köpük köpük, duman duman erisin!

    Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
    Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
    Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
    Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
    Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

    Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
    Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
    Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
    Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
    Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

    Ses demir, su demir ve ekmek demir...
    İstersen demirde muhali kemir,
    Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
    Garip pencerecik, küçük, daracık;
    Dünyaya kapalı, Allaha açık.

    Dua, dua, eller karıncalanmış;
    Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
    Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
    Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
    İplik ki, incecik, örer boşluğu.

    Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
    Karanlığında nur, yeniden doğuş...
    Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
    Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
    Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

    Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
    Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
    Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

    (1961)
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 420 - Büyük Doğu 67. Baskı 2009
  • 10. O, gökleri, gördüğünüz üzere direksiz yarattı. Sizi sarsmasın diye yere de sabit dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden su indirip orada her hoş çifti bitirdik.
    11. "İşte bunlar Allah'ın yarattıklarıdır. Şimdi siz, O'ndan başkasının ne yarattığını bana gösterin!" (de). Hayır, (gösteremezsiniz!) Doğrusu zalimler açık bir sapıklık içindedirler.

    10. «O,» Allah Teâlâ «gökleri,» yedi göğü, Kürsü'yü ve Arş'ı, «gördüğünüz üzere direksiz» ya da görebildiğiniz bir direk olmaksızın «yarattı.» Bil ki, göklerin ve yerin bu nizam üzerinde, herhangi bir düzensizlik ve bozukluk olmaksızın durması, ancak Yüce Allah'ın kudreti sayesinde olmaktadır.
    «Sizi sarsmasın diye yere de sabit dağlar koydu.» "İlkâ": Bir şeyi karşılaşacağın ve göreceğin zaman atmak ve bırakmak demektir. "Ravâsi" ise, sabit demek olan râsiye kelimesinin çoğuludur. Âyetteki "Ravâs" kelimesinden maksat, sabit dağlardır. Çünkü bu dağlar yer yüzünde sabittir ve yer de onlar sayesinde sabit olmuştur. Allah Teâlâ, sabit dağları -her ne kadar yaratılan büyük cisimler ise de- önemsemeyerek ve sayıca az görerek, bir kimsenin eline alıp yere attığı taşlara benzetmiştir. Bu husus, Allah'ın büyüklüğünü tasvir etmekte ve kudretini dolaylı olarak dile getirmektedir. Çünkü zihinlere durgunluk verecek derecede büyük olan her iş, Allah'a kolaydır. Yani Allah Teâlâ arza, "Ol" demiş, o da varolmuş ve yeryüzü haline gelmiştir. Bu yer, başlangıçta sallanır halde, iken dağlarla sabitleştirilmiş, fakat kimse onun neden yaratıldığını anlayamamıştır.

    «Ve orada» çokluğu ve farklı türleriyle «her çeşit canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden» buluttan «su», yağmur «indirip» bu su sayesinde «orada» yani arzda «her hoş» faydası çok «çifti», türü «bitirdik.» Ayet-i kerimede, üçüncü şahıstan birinci şahsa geçiş, göklerin ve arzın durumuna çok önem verildiğinin bir göstergesidir.

    Bil ki -Allah, hepimizi O'nun varlıklarının olağanüstü durumu ve gücünün fevkalâdeliğini düşünmeye muvaffak kılsın- akıllı kişilerin akılları, bitkiler, ağaçlar ve onların hayret verici yönleri, özellikleri, zarar ve faydaları konusunda yetersizdir, şaşkındır. Nasıl olmasın ki? Sen de o bitki ve ağaçların farklı şekillerini, değişik renklerini, hayrete düşüren yapraklarının şekillerini ve çiçeklerinin kokularım seyredip durmaktasın. Sahip oldukları renklerin her biri kısımlara ayrılmaktadır. Meselâ gül rengi, mor, altın sarısı vs. gibi renkler kırmızılıkta müşterek olmakla birlikte birbirinden farklıdır. Bununla birlikte kokuların eşsizliği, güzelliği, meyve, tane ve yaprak şekillerinin olağanüstülüğü konusunda hepsinin ortak yönleri vardır. Her birinin rengi, kokusu, tadı, yaprağı, meyvesi, çiçeği ve diğerine benzemeyen bir özelliği vardır. Bunlardaki gerçek hikmeti sadece Allah bilir. İnsanın bu konuda bildikleri, bilmediklerine oranla tıpkı denizden bir damla gibidir.

    11. «'İşte bunlar»; zikredilen gökler, arz, dağlar, canlılar ve bitkiler «Allah'ın yarattıklarıdır.» Ey Müşrikler! «Şimdi siz, O'ndan başkasının» yani Allah'tan başka kullukta kendisine ortaklar edindiklerinizin «ne yarattığını bana gösterin!' (de).» Ki onlar, kullukta O na ortak olmayı haketmiş olsunlar.
    «Hayır, (gösteremezsiniz!) Doğrusu zalimler açık bir sapıklık içindedirler.» Burada, inkârcıların susturulmasmdan, her yönüyle açık olan sapıklıklarını tescil etmeye yöneliş vardır. Yani onların haktan uzak oluşları açıktır, belirgindir.
    Bil ki şirk en büyük günah olduğu gibi tek Allah inancı da en büyük fazilettir. Şirkin ateşi olduğu gibi tevhidin de nuru vardır. Şirk ateşi, Allah'a ortak koşanların iyiliklerini yakarken; tevhîd nuru da Allah'ın birliğini kabul edenlerin kötülüklerini yakmaktadır.

    Tevhid, ibadetlerin en üstünü, Allah'ı zikretmek ise O'na en büyük yakınlıktır. Nitekim Allah'ı anmak, oruç ve namaz gibi diğer amellerin aksine zaman ve vakitlerle sınırlı değildir. Sapıklıktan kurtulmak, ancak tevhide yönelmek ve ibadeti, övgüye lâyık olan Allah'a ait kılmakla mümkündür. Kim, "Lâ ilahe illallâh" (Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur) der ve Allah'tan başka tapılan şeyleri inkâr ederse, malı ve kanı haram olur. îhlâs vs.den gizlediği şeyler için âhiretteki hesabı Allah'a aittir. Bu itibarla Allah'tan başka, bir şey yaratamayan ve mükâfat veremeyen birine kullukla yönelmenin bir anlamı yoktur. Öyleyse ey mü'minler! Allah'a koşunuz ki, iyi kulların bulunduğu yerlerde konaklayasınız.
  • Her yerde aynı hava, aynı koku, aynı dert
    Korkuyorum
    Sen de kaçma bu şehirden
    Yalnız bırakma beni
    Gökler bile değişiyor lahzada
    Ardından geliyor bak
    Güneşiyle bulutuyla gökyüzü
    Bütün şehir, bütün deniz, yeryüzü
    Sen de kaçma bu şehirden
    Yalnız bırakma beni
    Ben fakir bir sahilin
    Kahır yüklü çocuğu
    Korkuyorum

    ..Cahit Irgat..
  • “De ki: ‘Ey câhiller! Bana Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?’ Ey Muhammed! And olsun ki sana da, senden önceki peygamberlere de vahyolunmuşıur. And olsun, eğer Allah’a ortak koşarsan amellerin şüphesiz boşa gider ve hüsrana uğrayanlardan olursun. Hayır, yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol. Onlar, Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Hâlbuki kıyâmet günü bütün yeryüzü O’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun eliyle dürülüp bükülecektir. O, müşriklerin ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.“(1)
    (1)  39/Zümer, 64-67

    İnsanın Dünya ve Ahiretini Mahveden Virüs ;Şirk /Ahmed KALKAN