• Albert Caraco... Düşünceleri ile çok güçlü bağlar kurabileceğiniz bir yazar mı bilemiyorum. Bu çoklu bir değişkenlik içeriyor. İnançlı bir insan mısınız, idealist veya umutlu ... Caraco’nun dünyasında size yer yok. Çünkü ona göre yok olmanız gerekiyor. Öyle öyle de değil hani, yarattığınız cehennemde yanmanızı istiyor. Derileriniz soyulana, ciğerleriniz deşilene dek acı çekmenizi istiyor. Bunun sonunda temizlenmeyi hak etmişler ile yeni bir gelecek planı yapıyor. En derin içgüdüleriniz ile yüzleşmenizi istiyor. Karanlık bir aynadan kendinize bakmanızı..Gördüğünüz şeyden ne anladığınızı sorguluyor. Ona göre insanlar üreyerek, umut ederek, inançlı olarak korkunç bir düzen kuruyorlar. Bu da kaçınılmaz bir kaos’u getiriyor. Bu illet sararken okyanusları, gökyüzü ve kurtarılmayı bekleyen yitik ruhları , var olan tüm güzellikler yok oluyor. Ve tüm bunların suçlusu insan.. ya da ondan geriye kalan her ne varsa.. Sürekli üreyerek çoğalıyor insan, vicdansız, merhamet denen gereksiz acizlik ile donatılmış sahte yaratıklar kaplıyor her yanı.. oysa her biri değersiz birer otomat gibi Albert’a göre... kısırlık onun için bir kusurdan çok erdem.. yok oluş bir hediye...Öyle pembe pembe panjurlu evlerin, çiçekli bahçelerinde geçen kitapları seviyorsanız Kaos’un kutsal kitabı size göre değil diyebilirim.. Eğer Tanrı’ya inanıyorsanız , inandığız tüm değerlere açık, keskin ve güçlü saldırılar var. Hassas iseniz ciddi anlamda sizi rahatsız edebilir. Ben okurken genelde teistlerin cehennemde yaktığı kafirleri anımsadım, bu onlar için ciddi bir eşitlik manifestosu olabilirdi...Tabii amaç bu olsaydı....İstanbul‘da doğmuş olan Albert ailesi ile bir çok ülkeye gitmiş ve ailesini önemsemiş bir adam.. Annesi öldükten sonra, babasının ölümünü beklemiş ve o öldükten sadece bir kaç saat sonra intihar etmiştir...Tüm bu cehennemi yaratan adamın, bu konuda ki hassasiyeti beni gerçekten çok şaşırttı.... ara sıra tekrara düşme dışında, tutarlı ve nefret ile harmanlanmış bir metindi “Kaos’un Kutsal Kitabı” ... Okunmaya değer miydi?? Benim için bu cevap kesinlikle “Evet” olurdu. Ölüm ve doğuş şüphesiz aynı şey idi...ve beklenen kızıl şafaklarda bu dünya çok daha çekilmez bir yerdi... kalkın, silkelenin ve tüm dünyayı ilgilendiren sorunlar için kolları sıvayın... yoksa herşey için çok geç olabilir...
  • Şimdilik
    sen benden daha mavisin
    Ucusurken gökyüzü
    demir kanatlı bir yüzde
    Hadi diyelim söz eseri esirinim
    İzsiz tozsuz bi serap
    Ardında bi gölge

    Unutma
    o yumurcak kederin gözlerini,
    hele  bakmaya hic korkma
    Sesindeki kırık yalnızlığa
    Nefesi limonlu dondurma
    Ve bu yüzden öylesine mağrur
    Aldırdığın ne varsa aldırma
    bin çiçekli tevbeler ektim şarkılarına
    Sırılsıklam
    Tüm dualarım yanı başında
    Ve bi köşesinde gizleri rüyalarımın
    Belki unufak olurda dağ yeşilleri
    Belki bir gün özlersin...
  • "Hayallerin güzel de, gerçek olmadıklarını unutmamak gerek. Kafamın içinde pespembe bir gökyüzü, çiçekli, yemyeşil bir cennet bahçesi var. Ama gerçekte arşınlamam gereken dikenli yollar olduğunun da farkındayım ben."
  • GEYİKLİ GECE
    Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
    Her şey naylondandı o kadar
    Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
    Ama geyikli geceyi bulmadan önce
    Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

    Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
    Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
    Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
    Hepimizi vakitten kurtaracak
    Bir yandan, toprağı sürdük
    Bir yandan kaybolduk
    Gladyatörlerden ve dişlilerden
    Ve büyük şehirlerden
    Gizleyerek yahut döğüşerek
    Geyikli geceyi kurtardık

    Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
    Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
    Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
    Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
    Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
    Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
    Bilir bilmez geyikli gece yüzünden

    Geyikli gecenin arkası ağaç
    Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
    Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı

    İster istemez aşkları hatırlatır
    Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
    Şimdi de var biliyorum
    Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
    Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli

    Hiçbir şey umurumda değil diyorum
    Aşktan ve umuttan başka
    Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
    Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.

    Biliyorum gemiler götüremez
    Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini
    Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi
    Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
    Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
    Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
    Geyikli gecenin karanlığında

    Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
    Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
    Gümüş semaverleri ve eski şeyleri
    Salt yadsımak için sevmiyorduk
    Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
    Ne iyiydik ne kötüydük
    Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
    Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı

    Ama ne varsa geyikli gecede idi
    Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan
    Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
    Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
    Büyük otellerin önünde garipsiyorduk
    Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
    Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
    Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
    Yahut bir adam bıçaklasak
    Yahut sokaklara tükürsek
    Ama en iyisi çeker giderdik
    Gider geyikli gecede uyurduk

    Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
    İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
    Sultan hançerleri gibi ayışığında
    Bir yanında üstüste üstüste kayalar
    Öbür yanında ben

    Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
    Eskimiş şeylerle avunamıyoruz
    Domino taşları ve soğuk ikindiler
    Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
    Gölgemiz tortop ayakucumuzda
    Sevinsek de sonunu biliyoruz
    Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
    İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
    Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
    Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
    İyice kurulamıyorum saçlarını
    Bir bardak şarabı kendim için içiyorum

    Halbuki geyikli gece ormanda
    Keskin mavi ve hışırtılı
    Geyikli geceye geçiyorum

    Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.
    (Turgut Uyar,”Geyikli Gece”,Büyük Saat)
  • Sevişilmez böyle bir gecede. Uyuyamaz da insan.
    Tatlı bir yaz yağmuru dökülüyor çatılarına evlerin.
    Bir cırcır böceği kesti şarkısını
    Ay, bir bulutun terkisine atlayıp da savuşup gidince.
    Öksüz kaldı gökyüzü. Usuldan bir rüzgar çıktı.
    Ötelerdeki apartmanlara kadar taşıdı
    Soğan ve ucuz şarap kokularını
    Kulak verdi cırcır böceği
    Rüzgarın ve yağmurun çıkardığı seslere.
    Suskunluğunun farkına vardı, sonra başladı yeniden
    Şarkısında şimdi biraz soğan kokuları.
    Daha çok da toprağın baygınlığı var.
    Yeni evli iki insan düştüler beyaz yastıklarına,
    Çiçekli yorganlarına sarıldılar
    Mutluluğun verdiği bir baş dönmesiyle.
    Sürdürdü şarkısını cırcır böceği
    Bir şeylere öykündüğünü bile bile
  • 'Hayallerin güzel de, gerçek olmadıklarını unutmamak gerek. Kafamın içinde pespembe bir gökyüzü, çiçekli, yemyeşil bir cennet bahçesi var. Ama gerçekte arşınlamam gereken dikenli yollar olduğunun da farkındayım ben,'
  • Hayallerin güzel de, gerçek olmadıklarını unutmamak gerek. Kafamın içinde pespembe bir gökyüzü, çiçekli, yemyeşil bir cennet bahçesi var. Ama gerçekte arşınlamam gereken dikenli yollar olduğunun da farkındayım ben.