• o vakit sayfalar dolusu mektuplar yazarız. umudu anlatırız ve apaydınlık biten masalları. evet, evimiz(d)e bir posta kutusu yapalım. ahşaptan olsun, ağaçların ruhu vardır derdi nenem. böylelikle posta kutumuzun da bir ruhu olur. maviye boyayalım. ama denizin değil, gökyüzünün mavisi olsun. çünkü ben sevdikçe gökyüzü oluyorum.. ya da oluyordum.. sait faik gibi sevmekten korkmaya başlamadan evvel. yıllarca yanılmışız sevginin zıttı olan duygu nefret değil, korkuymuş meğer. korkuyorum.. radyodan bir ses yükseliyor yine:
    'bağışlayın beni sevdalarım
    kendimi parçalara ayıramadım
    alın gidin korkularımı
    hiçbir ayrılık yeniden yaratmıyor beni..'
    neden kar yağmıyor bu şehir(d)e? hâlbuki aralık ayındayız. yine yağmur başlamış. . bir vakitler yağmura yakalanmayı ne çok severdim. yağmurla küçük bir çocuk gibi birikintilerin üstünde yaprak yüzdürmeyi, kendi etrafımda dönüp damlaları yakalamayı, ve salyangozları selamlamayı ne çok severdim.
    radyo dinlemek incitir mi?
    'aşk ağır yükler bindirdi
    küçülen omuzlarıma
    kalplerinizden kaçtım
    hep varıp gittim
    en karanlıklara
    yağmur ıslak mazeretler yükledi
    büyüyen yangınıma..'
    diyor radyodaki bey, inciniyorum...
    mutlaka evimiz(d)e bir posta kutusu yapalım ki inciten her şarkı için bir mektup yazalım. sahi, hangi ağaçtan olmalı kutumuz? çınar ya da leylak ağacından olsun yahut incir ya da zeytin ağacından. her bahar ezginin günlüğünden 'hişt'i söylerdim bağıra bağıra. 'leylaklar açmış gördün mü' derken mor leylakların kokusuyla başım dönerdi.. çocukluğumdan beri incirin kurusuna da yaşına da bayılırdım. çınar ve zeytin ise yüzlerce yıllık varoluşu ile ân'da olmayı başaranlar değil miydi? ân'da, yani geçmişin ve geleceğin keşistiği yerde. belki onlarla birlikte ben de ân'a teslim olabilirdim. aynı yıl iki psikiyatrist nasıl iki farklı tanı koymuştu: depresyon ve kaygı bozukluğu. birine göre geçmişe takılıp kalmıştım, diğerine göre ise kavgam gelecekle idi. hâlbuki ikisi de yanılmıştı..
    yıllar geçtikçe anlıyorum: siyah ya da beyaz değil dünya. griler de var.. değişiyorum.. bazı konularda ise değişmiyorum.
    mesela hâlâ göğe bakıyorum. sevinçli iken de, ruhum çaresizlik içinde kıvranır iken de bakıyorum göğe.. göklerden bir mucize gelir diye bekliyorum: kendimi bağışlamanın mucizesi
    ya da bazı geceler ağlıyorum, çok ağlıyorum.. içimdeki o çocuk için ve yeryüzündeki tüm çocuklar için..
    kalbim, beni bağışla yine hüzünlerle sarmaladım seni..

    https://youtu.be/NLW_-_jbBSY
  • UZUN YAĞMURLARDAN SONRA

    Sen yağmurlu günlere yakışırsın
    Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler
    Islanan yapraklar gibi yüzün ışır
    Işırsa beni unutma

    Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün
    Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün
    Bir yer sızlar yanae içinde büsbütün
    Her şeye rağmen ellerin üşür
    Üşürse beni unutma

    Yeni dostlar yeni rüzgârlar gelir geçer
    Yosun muydum kaya mıydım nasıl unuttular
    Kahredersin başın önüne düşer
    Düşerse beni unutma
  • Kaderde senden ayrı düşmek te varmış
    Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim..
    Seni tanımadan
    Hele seni böyle deli divane sevmeden
    Yalnızlık güzeldir diyordum
    Al başını, kaç bu şehirden
    Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
    Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
    Git gidebildiğin yere git diyordum
    Oysa ki, senden kaçılmazmış
    Yokluğuna bir gün bile dayanılmazmış.
    Bilmiyordum.

    Yine de dayanmağa çalışıyorum işte
    Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
    Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
    Rüzgar güzel bir koku getirmişse
    Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
    Yaşamak seninle bir başka zamanı
    Bir başka zamanda seni yaşamak
    Her şeyden önce sen
    Elbette sen
    Mutlaka sen
    İster uzaklarda ol
    İster yanı başımda dur
    Sen ol yeter ki bu zaman içinde
    Ben olmasam da olur
    Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
    Bitmiyorsun
    Çaresizliğim gün gibi aşikar
    Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
    İnceliğin ışık yüzüme vuran
    Sen güneş kadar sıcak
    Tabiat kadar gerçek
    Sen bahçelerde çiçekler açtıran
    Sudan, havadan, güneşten yüce varlık
    Sen, o tek sevgi içimde
    Sen görebildiğim tek aydınlık

    Bir nefeste benim için al
    Havasızlıktan öldürme beni
    Bulutlara, yıldızlara benim için de bak
    Susadım diyorsam
    Bir yudum su içmelisin
    Ben yorulduysam sen uyumalısın
    Ellerim sevilmek istiyor
    Saçlarım okşanmak istiyor
    Dudaklarım öpülmek istiyor
    Anlamalısın.

    Ağaçların yeşili kalmadı
    Gökyüzünün mavisi yok
    Bu dağlar o dağlar değil
    Rüzgarında kekik kokusu yok
    Kim bu çaresiz adam
    Bu kan çanağı gözler kimin
    Kaç gecedir uykusu yok
    Gündüzü yok
    Gecesi yok
    Yok
    Yok
    Anladım
    Sensiz yaşanmaz bu dünyada
    İmkanı yok.
    Ümit Yaşar Oğuzcan
  • Bu beş li­ray­la pe­kâ­lâ kar­nı­mı do­yu­ra­bi­lir, ısı­na­bi­lir, gi­yi­ne­bi­lir, dün­ya­nın pa­ra­sız olan bü­tün ni­met­le­rin­den fay­da­la­na­bi­li­rim. Gök­yü­zü­nün par­lak­lı­ğı, de­ni­zin ma­vi­si, ağaç­la­rın ye­şi­li, top­ra­ğın sı­cak­lı­ğı, su­la­rın se­si, ha­va­da uçan kuş­lar, rüz­gâ­rın ge­tir­di­ği çi­çek ko­ku­la­rı... Na­sıl vaz­ge­çe­rim bun­lar­dan? Ha­yır, öl­mek is­te­mi­yo­rum...
  • UZUN YAĞMURLARDAN SONRA
    Sen yağmurlu günlere yakışırsın
    Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler
    Islanan yapraklar gibi yüzün ışır
    Işırsa beni unutma
    Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün
    Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün
    Bir yer sızlar yanar içinde büsbütün
    Her şeye rağmen ellerin üşür
    Üşürse beni unutma
    Yeni dostlar yeni rüzgârlar gelir geçer
    Yosun muydum kaya mıydım nasıl unuttular Kahredersin başın önüne düşer
    Düşerse beni unutma

    Gülten AKIN
    Gülten Akın
    Yapı Kredi Yayınları
  • Sanki denize vuran güneş solmuş,gökyüzünün mavisi koyulaşmaya başlamıştı, akşam nasıl da hızlı çöküyordu şehre.