• 5- İsrail ve Suriye arasındaki Golan problemini çözüme ulaştırmak yönünden Lübnan'ın büyük bir bölgesinin Suriye'ye verilmesi gerekmektedir."
    Soner Yalçın
    Sayfa 480 - Doğan Kitapçılık
  • Son yüzyıl içinde Hitlerin Yahudi soykırımı yaptığını çoğumuz duymuşuzdur. Efendim gaz odaları, ceset yakma fırınları, toplu biçimde ateşte insanları yakmalar filan. Resmi veya adına ne derseniz deyin, işte o rakamlara göre 6 milyon Yahudi insanı soykırıma uğramıştır. Peki bu ne kadar doğrudur? Meşhur Auschwitz toplama kampında yaşananlar gerçek midir? Çekilen bazı fotoğraflar ve sonrasında yapılan dram filmleri bu soykırım iddialarını daha da güçlendirerek insanlığa fayda mı zarar mı veriyor? Fransız Yazar Garaudy, bu soykırım iddialarına tarihi belgelerle değiniyor. Hem de büyük bir titizlikle. Nitekim Fransa'da yayınladığı kitabı yasaklı duruma düşüyor ve kitabını bazı ülkelerde basmak zorunda kalıyor. Çünkü eserinde değinmiş olduğu esas konu, katledilen Yahudi insanların üzerinden prim yapmaya çalışan Yahudi lobisi. Nazi Almanyası döneminde yüzbinlerce insanın özellikle Yahudilerin kamplarda veya bazı şehirlerde eziyet görmesi, öldürülmesi, birtakım zengin Yahudilerin, bugünkü İsrail'e göç adı altında yerleşerek, büyük güce(İsrail'e), bir medeniyetin temelleri atılma şansını veya sebebini oluşturmuştur.

    Öncelikle kitapta dikkatimi çeken Gaz odaları konusu. Birkenau'da bulunan 46 adet fırın günde 4400 ceseti yakıyormuş. Lagace adlı bir kişi de, bu fırınların teknik özellikleri bakımından günde en fazla 150 gibi bir ceseti yakacağını söylüyor ve 4400 sayısı iddiasını imkansız ve saçma buluyor. İşte bu türden açıklamarla yazarımız derinlere iniyor ve belgelerle sunum yapıyor. Gaz odalarının fotoğrafı dahi olmadığını, ileriki yıllarda Yahudilerin birkaç kopyasını yaparak insanlığa bir dram sahnesini sergilediğini bahsediyor. Tabii asla red etmiyor. Çoğu insanın gerçekten zulüm gördüğünü, ağır işlerde çalıştığını, tifüs ve koleradan yaşamlarını kaybettiğini bir bir açıklıyor. Tabii ilerili yıllarda Nuremberg Mahkeme ve diğer kuruluşlar, ölenlerin sayısının 6 milyon değil de, 1 milyondan biraz fazla olduğunu açıklamışlardır. Peki azımsanamayacak bu 5 milyon sayısı nereden çıktı?

    Şimdi de İsrail ve Filistin konusu hakkında eser ve yazarın bağlantısından biraz bahsedeceğim; Bazı Yahudi kesimlerinin açıkça söylediği bir metin vardır: '' Bizim gelip yurtlarını ellerinden alıp dışarı attığımız anlamda değil ama gerçekten var olmadıkları için Filistin halkı biye bir halk yoktur.'' Aslında bu söz ne kadar açık ve nettir. Yani İsrail Filistin yok olup kendileri tamamen hakim oluncaya kadar kimseyi dinlemeyecektir. Bu savları gerek Dünya politikalarında izlediği güç gösterisi, gerek Abd Başkanlarının Yahudi lobisine itaatleri manasında değerlendirebiliriz. Bu kitabı okudum, gerçekten şok oldum bazı yerlerde. Mesela 1967 yılında İsrail Golan Savaşı bahanesi için ABD gemilerini bombalıyor. Hem de bile bile. İşte vaad edilmiş topraklar için dolarlarının gücüne sığınan İSrail kardeşini vuruyor ve kimsenin aklı almıyor. İşte burada Yahudinin ne şeytani bir güçte olduğunu anlıyoruz.
    Tabii bununla bitmiyor. Malum kampta bulunan ateş çukurları diye bahsedilen yerlerin birer bataklık olduğu ve buralarda bu ateşlerin yakılamayacağı tespit edilştir. Bir de edebiyat yönü var ki, burada da karşımıza Yahudiler çıkıyor. #29614705

    Aslına bakarsanız İsrail Devleti, ne Yahudileri ne de tüm ırkları düşünüyor ve de onlara saygı duyuyor. Tamamen vaad edilmiş topraklar ve üstün ırk inancı ile hareket ediyorlar. Bu uğurda önlerine kim çıkarsa hem ekonomi hem askeri güç kullanacağı çok bariz. Dünyaya bakıyorum da kimsenin gıkı çıkmıyor. Çünkü her yönüyle 'gizli'/ 'lobi' bir güç var ortada. İnancımdan dolayı derim ki Allah ve yolundan ayrılırsak bizler de bu lobinin kölesi olacağız ve oluyoruz da. Soykırım hiçbir zaman iyi değildir ve ölü sayısının rakamsal değeri olmasa da bu sayıların abartılması da tarihi açıdan asla hoş karşılanmaz. Ve genel olarak bakmak lazım. Bir yandan Nazi katliamlarını unutmayacağımız gibi, bir yandan da Dresden, Hiroşima ve günümüz Halepte yaşanan katliamları da unutmamalıyız. Yahudi insanlarının yasını tutan zihniyet, Suriye'de ve diğer ülkelerde acımasızca yitip giden canları, öldürülen bebekleri ve yine gaz odası mantığıyla hareket eden kişiler, fosfor ve klor gazlarıyla can çekişip ölen onbinlerce insanın da yasını tutacak mı?
  • Asimov'un milyarlarca gezegene yayılmış galaktik imparatorluğun Hari Seldon adında bir bilim adamı tarafından psikotarih adıyla hayata geçirdiği bilimsel metod ve bilgi aracılığıyla karşı karşıya olduğu yıkımı minimum zararla atlatma sürecini anlatan Vakıf serisinin 5. kitabı Asimov kitabı olmanın getirdiği tipik özellikleri barındıran, serinin önceki kitaplarına kıyasla heyecan düzeyi daha altta kalan bir eser.

    Her şeyden önce Vakıf ve Dünya'yı kesinlikle İnkılâp Kitabevi'nin baskısından okumamak gerek; çünkü kitabın vereceği keyfin önemli bir kısmı berbat çevirisi nedeniyle gerçekten heba oluyor. İthaki'nin yeni baskısını beklemek çok zaman alabilir diye sahaflardan aldım kitabı, pişman da oldum demek istemiyorum, ama pişmana yakın bir duruma da geldim; zira çevirmenin işkence etmek niyetiyle cümleleri katlettiği bir çeviri bu.. Örneğin Üç Robot Yasası'nın yeni yasası olarak Sıfırıncı Yasa yerine Zeroth adını kullanabilmesi (zero=sıfır, th=-ıncı)... bilmem ki ne desem..Cümlelerin çok büyük bir çoğunluğunda "-dır, dir" eki kullanılır mı? Konuşurken böyle mi konuşuyoruz? "Gelmezsen üzüleceğimdir".. Çevirmen bir çok cümlede bu hataya düşüyor. Bu da doğal olarak kitaptan soğutuyor insanı.

    Ayrıca Vakıf Ve Dünya serinin bir önceki kitabına da saygısızlık yapıyor diyebiliriz. 4. kitap olan Vakıfın Sınırı'nda dünyanın adı Arz ve bütün kitap boyunca böyle kullanılıyor. Bu kitapta ise Arz kelimesi hiç bir şekilde kullanılmıyor. Neden peki?

    Kötü çeviriyi bir kenara koyarsak Vakıf ve Dünya, serinin en heyecansız kitabı; çünkü bu sefer politik oyunlar, dolaplar yok; iktidar oyunları bizi şaşkına çevirmiyor; karşımızda yeni bir Seldon krizi yok; 4. kitapta tanıştığımız Vakıf üyesi Golan Trevize ve arkadaşları dünyayı arıyorlar. Bütün kitap dünyayı aramaktan ibaret. İmparatorluk gezegenlerinde her şeyin kökeni olan bir gezegenden söz ediliyor; orası da dünya elbette. Yirmi bin yıllık galaksi imparatorluğu tarihinde köken sorunu bir şekilde görmezden gelinmiş... ama işin aslı elbette öyle değil. Asimov bu kitapta karakterlerimiz yasak gezegenlerde dünyanın izini ararken farklı insan kültürleri, farklı cinsiyet özellikleri taşıyan insan topluluklarını da anlatıyor; Ursula K. Le Guin'in yarattığı dünyaları düşünürsek çok ama çok yavan kalıyor yazarın dünyası, ama yine de ilgi çekmediğini, kitaba ve bütün serinin kendine özgü yavanlığına yakışmadığını da söyleyemeyiz.

    Asimov 5. kitapta da olayları robotlara, yapay zekâlara, robot yasalarına, ait olma temasına bağlıyor; okudukça genişleyen ve bizi içine alan Asimov dünyasının kuru cümlelerden oluşan ve karakterleri gelişemeyen, arada bir derinlik hissi veren yapısı bir edebiyat tadı kesinlikle vermiyor,elbette dil ve anlatım çok önemliyse bizim için; çünkü betimlemeler yine basit, yazar süslemekle uğraşmıyor, her neyse onu vermeyi, onu göstermeyi istiyor. Bu durum yazarın tarzına alışınca rahatsızlık vermiyor elbette, bu süssüz, neredeyse renksiz bilimkurgu dünyasında herşey renklendirilmemiş uzay fotoğrafları gibi: gerçekler ve önce ilgi çekiciler, ama renksizler ve çok da uzun süre ilgimizi ayakta tutamazlar gibi. Bu yavanlığın arkasında yükselen fikirler, düşünceler, yepyeni bir evren yaratma ve bu evreni şiddete minimum düzeyde başvurarak, özellikle 4. kitapta tanıdığımız ve bu kitapta da süren bir Gaia gezegeni düşüncesi- yani ekosistemle bir olmuş canlılar, insanlar, varlıklardan oluşmuş bir galaksi cenneti düşüncesi Asimov'un politik görüşlerine de uygun bir vaha yaratmak derdinde olduğunu düşündürüyor.

    Asimov'un dünyasını bilimkurgu okuyan herkese muhakkak öneriyorum.
  • Suriyeliler de İsrail karşısında fazla dayanamadılar. İsrail kuvvetleri Golan Tepeleri'ni aldıktan sonra, Suriye topraklarında ilerlemeye başladılar. İsrail kuvvetlerinin ilerleme istikameti Şam'dı. İşte tam bu sırada, 10 Haziran günü Sovyetler Amerika'ya başvurarak, İsrail ilerlemesi durdurulmadığı takdirde, "askerî harekât" da dahil gerekli tedbirleri alacaklarını bildirdiler. Bu sırada İsrail kuvvetleri, Şam'a 40 mil mesafedeki Kuneitra'ya girmiş bulunuyordu. Dolayısıyla, İsrail Kuneitra'da durdu ve o gün saat 16:30'da da İsrail ile Suriye arasında ateşkes başladı. Altı Gün Savaşı böylece sona ermiş oluyordu.

    Okurun Notu: Ruslar Suriye rejimini geçmişte de kurtarmış.
    Fahir Armaoğlu
    Sayfa 632 - Timaş Yayınları, 20. Baskı
  • Bu kısa savaşın sona ermesiyle, İsrail Gazze şeridini Mısır'dan, Batı Şeria'yı Ürdün'den ve Golan Tepelerini Suriye'den ele geçirdi. 1948'den beri İsrail ile Ürdün arasında bölünmüş olan kutsal Kudüs şehri, şimdi İsrail tarafından ilhak edildi ve Yahudi devletinin ebedi başkenti ilan edildi.
    Karen Armstrong
    Sayfa 410 - ALFA - Temmuz - 2017
  • Hak gelecek batıl zâil olacak biiznillah. O, Golan tepelerine elbet bir gün karargah kuracağız, Tıpkı Selahaddin gibi, Yavuz Sultan Selim Han gibi.
  • "İki büyük felakete şahit olduk. Birinci felaketi 1948'de Israil kurulduğunda; ikinci felaketi ise 1967'de Israil'in Filstin'in geri kalanını (Batı Şeria'yı, Kudüs'ü, Gazze'yi), Sina'yı, Golan'ı ve Lübnan'ın güneyini işgal ettiğinde yaşadık."