Diyeceğimiz şudur: Bizi ne ihtiyarlatıyorsa aslında onu ciddiye alarak pratiğe dökmenin, yani değer atfettiğimiz şeyi yaşıyor olmanın sancısını çekiyoruz demektir, çünkü bir şey ancak hissedildiği ve yaşandığı takdirde insanda iz bırakır. Bir tınıya sahip olmak istiyorsak ve bu yönüyle iyi, erdemli ve dosdoğru bir insan olarak tınımızı ikame etmek istiyorsak en başta bu "olmaklığın" acısını ve sancısını hissetmeli ve de bu şekilde o ideali/hayali günlük hayatımıza hâkim kılmalıyız. Sahabenin her daim bir araya geldiklerinde Asr suresini okumadan ayrılmamalarının bir hikmeti de mezkûr "olmaklığın" ehemmiyetini birbirlerine unutturmak istememeleri olmalıdır. Unutmayalım ki, bizi ihtiyarlatan şey her neyse bizi inşa eden şey de hiç şüphesiz ondan başkası değildir. Bu yüzden şahsiyetimizi hangi marka boya ile boyadığımızın tespitini yapabilmek için evvela bizi neyin ihtiyarlattığına yönelik bir tefekkürle işe başlayabiliriz.