Trene binmek için 20 yaşında istasyona gelip, oradan 70 yaşında ayrılan kadının hikâyesi bu. Yanlış anlaşılma olmasın, kendi ayakları üzerinde yürüyerek ayrılmadı oradan. Bankta başının üstüne bir bostan korkuluğuna konmuş gibi duran güvercinler, çocukların bir terslik olduğuna dair kadını işaret eden küçük, pembe parmak uçları ve irileşmiş gözbebekleri onun bankta beklerken öldüğünü ortaya çıkardı. İstasyon memurunun şöyle bir düdüğüyle dürtmesiyle kadının asası kemirilerek kırılmış Hz. Süleyman gibi devrilişi, o an orada olan herkesi paniğe düşürmüştü.
Peki ne yapmıştı bu kadın 50 sene boyunca? Geleceğini, kariyerini inşa edeceği yere giden trene bir bilet almış ve onu beklemeye koyulmuştu. Sonra sol eliyle cebinden savsaklamanın çakmağını çıkarmış ve çok değil, sadece ucunu tutuştaracak kadar sağ elindeki bileti ateşe yalatmıştı. Sonra yavaş yavaş biletin yanışını izlemiş, ateş parmak uçlarına kadar gelince de raylardaki taşların arasına atmıştı. Onu gören herkes, kadının belli bir mekânı belleyip zaman içerisinde oradaki çalışanların sempatisini kazanan şu ruhsal veya mental sağlığı yerinde olmayan insanlardan biri olduğunu, birazdan iyi niyetli bir memuru gelip kendisine yeni bir oyuncak verir gibi yeni bir bilet vereceğini falan düşünüyordu. Fakat gidip kendisine sorsanız, o da bilmiyordu bunu niye yaptığını. Ertelemek, biletini aldığı trenin içinde kendisi olmadan ağır ağır uzaklaşmasını izlemek ona zevk veriyordu herhalde. Ama bundan da tam olarak emin değiliz. Her kaçan trenden sonra "Demek ki bu tren bana iyi gelmeyecekti, belki kaza yapacaktı, belki o trenden indiğimde sevmediğim biriyle karşıacaktım!" diyerek kendini avutuyor, memurun kendisine yeni bir bilet getirmesini bekliyordu. Nihayetinde bu böyle devam etti. Yenilenen biletler, gazı doldurulan çakmaklar ve raylardaki taşların arasında artık iyice seçilen küller, ve gittikçe büzüşen bir deri. Kadın, ertelediği şeyin treni değil, varoluşu olduğunu anladığında artık mavi kırmızı damarları iyice seçilen lekeli ayaklarından göğsüne doğru yayılan soğuğu hissetti, belleğinin çürümeye yüz tutmuş sayfalarında içinde bulunduğu bu durumdan nasıl kurtulacağına dair bir bilgi aradı ama kayda değer bir şey bulamadı, sonra ümitsizlikle yüzü çiçek bozuğu bir hâl aldı ve öldü. İstasyonda olduğu gibi, bugün de mezarına güvercinlerin konmaya devam ediyor olması, görenlerde birkaç saniyelik melankolik bir kabarmaya sebep olur hâlâ.