Posta Kutusundaki Mızıka, Ali Ural
Mektup ne anlatır? Derdi ne, efkarı nedir? Bunlardan başka iddiası nedir mektubun? Nerden gelir, nereye gider? Kimden gelir, kime gider? İnsan için olan ne varsa. Ondan. Benden. Bizden. Hep biz. Zaman zaman bir müjde, zaman zaman kara bir haber. Bazen eleştiri. Özlem, hasret, gurbet. İnsanı anlatan, onu betimleyen, yine onu heceleyen.
Ali Ural, "sevgili dost" diyerek bir kişiye değil, bütün bir insanlığa hitap ediyor. Uyarıyor, yol gösteriyor. Yapma diyor. 61 mektup, onlarca anlatı, yüzlerce nasihat. Her mektupta bizi anlatıyor. Hayata sahip olma derdinde olmayan her kim varsa, onu. Sokak aralarında, cadde başlarında muhabbet pınarlarında nefeslenenleri, mektuptan mektuba, zarftan zarfa hüzünlü bağlar kuranları, mektubun, zarfın bir mahremiyet olduğunun bilincinde olanları anlatıyor. Yaralıları, kaydebenleri, niyet etmişleri..
Goethe oluyor; felaketle kurtuluşun, bahtsızlıkla mutluluğun kadim akrabalığından söz ediyor. Düş. Yenil. Kaybet. Tüm bunları yaşa, yaşadığım gibi kalma diyor. Hatta daha da ileri bir boyuta taşıyor durumu: "kalmayacaksın" diyor.
Cicero oluyor; dostun, insanın ikinci bir kendisi olduğundan bahsediyor. Dost ol, dost bul, dostunla ol diyor. Sen kimsen, dostun da o. Dostun kimse sen o.
Paulo Coelho oluyor; sen yeter ki iste, bütün bir evren senin bu isteğini yerine getirmek için işbirliği yapar diyor. Nedir bunun hâl tercümesi? İste, inan, çalış, azim et. Yeter mi, yetmez! Duâ et. Tedbirini al, tevekkülü, tevekkülün sahibine bırak diyor.
Sonuç olarak; şu zamana kadar okuduğum en güzel kitaplardan birisiydi. Türkü tadında bir kitap..