·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Ocak 2021 20:58 Kısa, öz, anlamlı ve hayatın en içinden, yaşamımızın her kesitinden ayrı ayrı bahsi geçen aforizmalardan oluşan bir kitap. Arkhe yayınları ilk 52 sayfayı Cibran'ın hayatı ve eserlerine ayırmış. Kum ve Köpük'ü bu ikinci okuyuşum oldu ve ilk okuduğumda bu başlangıç kısmının yarısından sonra sıkılıp atlamıştım. Yıllar sonra bambaşka bir gözle bakma isteğim nüksetmiş olacak ki, Cibran'ın hayatını da okumak, hangi kitabı nerelerin yolculuğuna uğramış, Cibran'ın asıl yolculuğu nerelerden geçmiş, hangi kadınlar Cibran'ın hem yüreğine hem de bu hayattaki yaşam ve yazma yolculuğuna eşlik etmiş olduğunu yeni baştan okudum. Bu ilk bölümde Cibran'ın bir gece kar yağıyorken bir eserini yazmak için dışarı çıktığında yanına gelen polislerden biriyle geçen münasebeti yer alıyor. Cibran'a nereli olduğunu sorduktan sonra, "Sizin oradan bir yazar var, ne zaman ki kitapları evime girdi, eşim bana itaat etmeyi bıraktı, artık benimle tartışabiliyor. Sanırım o yazarın ismi Halil Cibran'dı. Hiç duydun mu bu adamı?" diyor. Cibran da yalnızca duyduğunu söylüyor. İşte kitabın etkisi tam da bu. Kısacık, bir solukta bitirebilecekken düşündürmeye zorluyor. Okuyup gidiyorsunuz sonra bir cümle takılıyor ki aklınıza, işte o zaman vay halimize. Aynı cümleyi baştan bir daha, bir daha okuyup 95 yıl sonra Cibran'la aynı şeyi hissedip düşünebiliyor anlayabiliyor olmaya şaşırıyoruz.
İşte, yaşıyoruz öyle ya da böyle. Ama düşün, tart, ders çıkar, yaşa ama ne dünya tümüyle senin gibi ne de dünya senden bağımsız gibi.
"Ben sonsuza dek bu sahillerde yürüyorum,
Kum ve köpükler arasında,
Yükselen sular ayak izlerimi silecek.."
-kendimenotnotnot- ayak izlerim silinse de korkusuzca atacağım adımlarımı; yaşamım sürene dek birikecek anılarım, hem gün doğumuna ermek için bile gecenin peşi sıra yürü demiyor mu Cibran?
Okuyalım, okutturalım, yaşam ile ilgili anekdotları yıllar öncesinden bir dilden dinlemek her ruha gerek.