Spoiler uyarısı!
Akademi dünyasında en çok karşılaşılan sorunların başında “Bir tez veya bilimsel yazının nasıl yazılacağı?” konusu en başta gelmektedir. Kaliteli bir araştırmanın nasıl yapılacağı, intihalin nasıl engelleneceği, araştırma konusunun nasıl seçileceği de bu sorunun alt başlıklarını oluşturuyor. Öğrencilerin, üniversite öğrenimleri boyunca karşılaştıkları en zorlu durum şüphesiz ki tez ödevi sürecidir. Tez ödevinin zorlayıcı olmasının elbette ki birçok nedeni var. Tez ödevi için konu ararken sanki dünyaları kurtaracakmış gibi geniş konular alan öğrenciler, araştırma sırasında kaynaklara erişimlerini hesaplamayanlar ya da tezi için seyahat etmek zorunda kalan ve buna bütçe ayırmak zorunda olduğunun farkında olmayan öğrenciler, sadece tezin bitmesini zora sokmakla kalmıyorlar aynı zamanda niteliğini de düşürüyorlar.
İlk basımı 1977 yılında yapılan ve dilimize Betül Parlak tarafından çevrilen Umberto Eco’nun “Tez Nasıl Yazılır?” kitabı akademik hayatta karşılaştığımız birçok soruna ışık tutmakta. Kitabın incelemesini iki aşamada yapmanın daha sağlıklı olacağı görüşündeyiz. İlk aşama, kitabı yazıldığı tarihten 40 yıl sonra dilimize çeviren Betül Parlak’ın önsözü ve düşüncelerini kapsarken, ikinci aşama ise kitabın kendisini kapsamaktadır.
Çevirmen önsözünde, kitapla ilk olarak yüksek lisans tezini yazarken karşılaştığını ve kitaptan etkilenerek hazırladığı bilgi fişlerini ancak geçen sene attığını ifade ediyor. Kitabın sadece üniversite öğrencileri için olmadığının altını çizen Parlak, aynı zaman da tez danışmanları için de paha biçilmez bir başvuru kaynağı olduğunu da belirtiyor.
Çevirmenin bir başka saptaması ise, Eco’nun bu çalışmasının yıllara meydan okuduğu ve güncelliğini hala daha koruduğu yönündedir. Gerçekten de Eco, çalışmasının ilerleyen safhalarında da açıkça görüldüğü gibi farklı akademik kültürlerin atıf, dipnot, yazım kurallarını da işin içine katarak kitabının niteliğini evrensel boyuta taşımaktadır. Çevirmenin bize eleştirel gelen ama bir taraftan da desteklediğimiz bir diğer saptaması ise, Türkiye’de ki yazılan tezlerin, yazarları tarafından gerekli özenden mahrum olduğudur. Bu konu da Eco’nun eserini tavsiye eden çevirmen “Ülkemizde yazılan herhangi bir tez elinizdeki kitabın işaret ettiği konulardan yarısını dikkate alsa, belki teze benzer ve daha sonra bir işe yarama şansı olur” diyecek kadar ileriye de gitmektedir.
Eco, 1985 yılında Milano’da yazdığı giriş bölümünde, kitabının güncelliğini koruduğunu ifade ederken, hedef kitlesinde ki değişikliğe de vurgu yapmakta. Eco, yazdığı eserin sadece mezuniyet tezi yazanların değil, aynı zamanda araştırma yapan herkesin ve hatta ortaokul öğrencilerinin dahi işine yaradığının da altını çizmekte. Kitabının amacının “bilimsel bir araştırmanın nasıl yapılacağını” anlatmaktan ziyade, yönetmeliklere uygun bir tezin, şekli olarak nasıl bir araya getirilmesi gerektiğini konu edinen Eco, hala daha kitabını öğrencilerine öneren meslektaşlarına teşekkürlerini sunmakta.
Birinci Bölüm, “mezuniyet tezinin ne olduğu ve ne işe yaradığı” sorularını cevaplandırmaktadır. Yazar ilk olarak mezuniyet tezi ile doktora tezi arasında ki farklılığa vurgu yapmakta, daha sonra bir tezin kalıcılığını ve yazıldıktan sonra dahi nasıl işe yarayacağını açıklamaya girişmektedir. Bölümü konu seçimi için belirlediği dört kural ile sonlandırmaktadır.
İkinci Bölüm, “tez konusunun seçimi” üzerinde durmaktadır. Eco, konu içeriklerinin nasıl olması gerektiğini monografik-panoramik, tarihsel-kuramsal, eski-yeni ve bilimsel-siyasi alt başlıklarında incelemiştir. Eco, yeterince sınırlandırılmamış bir tez konusunun araştırmacıyı yoracağını ve öğrenme aşamasında ki heyecanının kaybolacağını belirtmektedir. Bir mezuniyet tezinde kuramsal bir konunun, henüz genç bir araştırmacı tarafından seçilmesinin büyük sakıncalar barındırdığını ifade eden yazar, mezun adaylarının tarihsel tezlere yönelmesini tavsiye etmektedir.
Eski konular ile yeni konular üzerine fikirlerini belirten yazar, bu durumun tez yazılacak alanla ve tezin yazarının eğilimleri ile alakalı olduğunu ve yeterince iyi çalışılmış bir yeni konunun nitelikli bir tez olarak ortaya çıkaracağına inanmaktadır. Yabancı bir yazar hakkında veya yabancı bir dilde ki eserler hakkında çalışma yapılacak ise o dilin öğrenilmesinin gereklilik olduğunu da belirtmektedir. Bilimsel kaygı gözetilerek hazırlanan bir siyasi tezinde bilimsel olduğu görüşünü savunan Eco, ikinci bölümü tez danışmanı ile tez yazarının arasında ki ilişkilere atıf yaparak sonlandırmaktadır.
Üçüncü Bölüm, “kaynaklarının temini, kütüphaneden nasıl yararlanılacağı, bilgi fişleri ile bibliyografyanın nasıl hazırlanacağı” konularını incelemektedir. Birincil ve ikincil kaynakların tasnifini yapmaya girişen Eco, bir diğer taraftan da bu kaynakların tez de nasıl kullanılacağını anlatmaktadır. Kendisinin de kullandığı “fiş sistemi” ile tezin hazırlık aşamasından sonuna kadar, belirli bir düzeninin takip edileceğine inanmaktadır. Yazar bu bölümü “Alessandria Kütüphanesi Deneyi” ile sona erdirmektedir.
Dördüncü Bölüm, tezin “çalışma planı ile bilgi fişlerinin çeşitlerini” içermektedir. Eco, tez yazarının yazmak istediği konu hakkında yaptığı ilk incelemelerden sonra, zaten aklında bir çalışma planının oluştuğundan bahsetmektedir. Bu çalışma planının hemen “içindekiler” olarak şema haline getirilmesi gerektiğini de vurgulamaktadır. “İçindekiler” kısmını hemen şema haline getirmek istemesinin nedeni ise, araştırmacının, araştırmasını derinleştirdikten sonra konu dışına çıkarak veya gerekli gereksiz her şeyi teze ekleyerek, çalışmanın süresini uzattığını ve konunun merkezinden uzaklaştığını belirtmektedir. Eco, tez yazım süreci içerisinde birtakım esnemelerin olabileceğini de kabul etmektedir.
Üçüncü bölümde kısaca değindiğimiz bilgi fişlerini daha da detaylandıran Eco, bu bölümde fişleri farklı özelliklerine göre sıralıyor. Kendi tezini yazarken karşılaştığı bir sorunu, öyküleştirerek okuyucularına sunan yazar, “bilimsel mütevazilik” konusuna vurgu yaparak bu bölümü nihayete erdiriyor.
Beşinci Bölüm, “yazma aşamasının” konu edinmektedir. Bu bölümde yazarımız, öncelikle tezimizi kimin için yazdığımız sorusuna eğiliyor. Her tez ödevinde karşılaşılan yazma sorununun çözümüne geniş yer ayıran Eco, doğru ve kurallara uygun yapılacak atıfları on kural halinde düzenlemeye çalışıyor. Yazar, atıfların, dipnotların ve bibliyografyaların nasıl tutulması gerektiğini ise hazırladığı tablolarla okuyucusuna aktarıyor. Eco, bu bölümü bitirirken okuyucularına uyarılar yapmaktan da geri kalmıyor. Yazarın niteliği ise genç araştırmacılara güven aşıladığı “bilimsel gurur” bölümü ile bir kez daha kanıtlanmış oluyor.
Altıncı Bölüm, “nihai redaksiyon” bölümüdür. Bu bölüm, Eco tarafından daktilo ile yazılmıştır. Eco, bu bölümün bir kısmında, daktiloda tez yazımının kurallarını anlatmaktadır ama günümüzde artık daktilo kullanımı olmadığı için bu bölümün güncelliği bazı soru işaretlerine de sebep olmaktadır. Yazarın bu bölümde anlattıklarının birçoğu tezin muhteviyatı ile ilgili olduğu için bir taraftan da değerini korumaktadır. Günümüzde de tez yazarken en sık karşılaştığımız sorunların başında gelen alıntılama türleri, noktalama işaretleri gibi sorunlar bu bölümün ana konusunu oluşturuyor. Eco, bu bölümü yazarlara bazı tavsiyeler vererek sona erdiriyor.
Yedinci Bölüm, yazarın okuyucusu ile yakaladığı samimi ilişkinin bir üst boyuta taşındığı bölümdür. Eco, burada bir yazar veya akademisyenden ziyade okuyucularına bir arkadaş gibi yaklaşıyor. Yapılan tezin önemini, kitap boyunca vurgulayan yazar, bu bölümde tezin, yazar için önemini vurguluyor. Tezi “ilk aşka” benzeten Eco, ne olursa olsun yazar tarafından teze gereken önemin verilmesini ve tezi yazarken zevk alınması gerektiğini vurgulayarak kitabını sonlandırıyor.