·416 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Ocak 2021 18:53 "Çarpık gözlere gerçeğin yüzü ekşi gelebilir."
Bunca yıldır bir dolu insanın okuduğu, bunlardan bir dolusunu da kendisine delice hayran bıraktıran, en ufak ayrıntısına kadar öğrenilmeye teşvik eden bu serinin ikinci cildine üretilmeyen bir fikir katkısı yapabilir miyim emin değilim. Ancak okurken hissettiğim ufak ama etkili duyguları, bu hislerin bütününün oluşturduğu aurayı dilim döndüğünce anlatabilirim diye düşünüyorum. Zira Orta Dünya benim için bir alt metinler bütününden, bir öğreti havuzundan daha çok bir duygular, atmosfer gezintisi.
Sanal turizmin hayatımıza girdiği bir dönemdeyiz. Özellikle oyunlar ile birlikte gidemediğimiz konumların hatta gidemediğimiz zamanların atmosferini neredeyse gerçek düzeyinde tadabiliyoruz, bir görsel şölen yaşıyoruz. Ancak J.R.R. Tolkien'in Orta Dünya ile kanıtladığı üzere lokasyon değiştirmeden bir turizm gerçekleştirmenin tek yolu görselleştirmek değil. Hatta edebi turizm çok daha etkili. Evet, LotR'un üç cildi benim isimlendirmem ile bir "edebi turizm". Zira okuyucusuna karanlık ormanları, aydınlık vadileri, rüzgarı hissettiriyor. Shelob'un inindeki leş kokudan, bataklıkların ağır kokusuna kadar duyulaştırıyor. Cirith Ungol'un merdivenlerinden tırmanmak heyecan içerisinde, ilk kez görülecek tarihi bir tapınağa tırmanmak gibi. Elf topraklarınde dolaşmak eski bir medeniyetin güzelliğine hayret etmek gibi. Ve gerçekliğe kafa tutan tüm mekanlar bir insan yaratısı. Üstelik fantastik tarafı da bu gerçekliği sindiremeyecek kadar güçlü.
Kısacası keşfetmenin geç veya erken olmadığı bazı şeyler vardır. Orta Dünya'nın sıklıkla yeşil, zaman zaman gri, zaman zaman kapkara topraklarını keşfetmek için hala geç değil. Okuma sırası gibi ıvır zıvırlar ise gözünüzü korkutmasın. Benim yaptığım gibi direkt LotR üçlemesinden başlamak keyfinizi ziyan etmez, evrenin tadını kaçırmaz.