10/10
·702 syf.··
2021 4. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2021 23:35
Kafasının içinde mahiyet bulan paradoksal döngülerin içinde, kabuğuna çekilmiş bir kaplumbağa gibi yaşar Raskolnikov. Herkesle her tür ilişkisini kesmiştir. Sanki zihni şarap tanrısı Baküs'ün etkisi altında kalmışçasına bulanık, karman çormandır. Düşüncelerinin ayakları yere sağlam basmaz, her yeni düşüncesinde sendeleyerek devam eder yoluna. Neyin doğru olduğuna karar vermek, neyi düşüncelerinin içine katacağını seçmek onun için müphem bir zulümdür. Fikirlerinin arasında kaybolmadan doğru düşünceye ulaşmak onun için Golgotha'ya tırmanmakla eş değerdir... Raskolnikov'u "Ben bir bit miyim, yoksa insan mı?" ikilemine götüren içine kapandığı yalnızlık ortamında oluşturduğu bireyci , toplumsal içeriği yönünden ise anarşik düşünceleridir. Bedeni içinde bulunduğu yüzyıla, adımları bastığı yerküreye ait değil gibidir. Hastalıklı zihninin armağanı ters yönde çalışan etkileyici zekası ve kararmış ruhu yaptırır geleceğini inşa ettiren hatalarını. Şehvetten yoksun yüreğini son ana kadar farkında olmasa da, muhafazakar bir fahişeye emanet eder, yüreğiyle sınırlı kalmaz tüm benliğiyle soyutça atılır kollarına, dizlerine atılıp prangalı ayaklarının ağırlığıyla sarılırken anlar tüm bunları. Kendi kafasının içinde kurduklarıyla, etrafında duydukları hatta gözlemledikleriyle ve sanrılarıyla günlük yaşantısını zihin kasesinin içinde çırpıp, tinin ateşli fırınına sürüp geçen zamanı hesaplayamadığından mütevellit orada unutup yakmasaydı eğer, ne Gregor Samsa' nın böceğe dönüştüğünde duyduğu, ne Bay R'nin bilinmeyen kadını asla bilemeyeceğini farkettiği, ne kavalın sesiyle bambaşka ıssız lağımlara giden farelerin anlayamadığı, ne de kütüphanesi yanan Hypatia'nın çektiği acıları duyumsayacaktı. Ama belki onun içindeki bundan bile fazlaydı. Yaşadığı şey bunlardan daha farklıydı. Aklındakileri yapamadığından duyduğu bir hayıflanma değildi, yaptığı için hissettiği bir pişmanlık hiç değildi, kavrama yetisini kaybeden zihni yaptıklarının onu neden Napolyon gibi, Muhammed gibi olağanüstü kılmadığıydı. İstediği onlar gibi olmak değildi elbet, bunu mümkün de görmüyordu. Ama süregelen tarih boyunca onların yaptıkları işe yaramıştı, onun ne farkı vardı, neden ters tepmişti? Zira yargıçların da aklında benzer bir soru vardı, soğukkanlılık ve bilinçsizlikle harmanlanılarak yapılan bu işin niçin bir amacı yoktu, değerli eşyalar satılmamış, paralar harcanmamış, kaldı ki çalınan tüm bunların ne olduğundan bihaber rastgele bir yere saklanıp, yitip gitmişti. Romandaki karakterlerin kolektif paydası belki de tam bu noktada mahiyet buluyordu. Herkesin aklında aynı soru yankılanıyordu. "Neden?". Özellikle karısına ve ailesine düşkün olan adam "neden" zil zurna sarhoş olana kadar içmeyi kesemiyordu, bilmiyordu. İçinde yanan Tanrı tutkusuna ve bulunabilecek kurtuluş çarelerine rağmen Sonya "neden" hâlâ fahişelik yapıyordu, bilmiyordu. Oğlunun hazin gerçeğini sezinlese de "neden" kendini ve tanımadığı insanları kandıran bir anne olmayı tercih etmiş bir kadındı, bilmiyordu. Ruh doktoru ve diğer tüm arkadaşlarının bildiği Raskolnikov'un akıl ve ruh sağlığının yerinde olmadığı gerçeğine, onların deyimiyle delilik, "neden" kimse yardım etmiyordu... Ortak temanın bilinmezlik olarak kalmasından daha iyi ne olabilirdi ki? Yüzlerce sayfanın ardından kesin bir son hayal ürünü olarak yaratacağımız bir sona kıyasla pek de doyurucu olmazdı zira kafamızdaki olay örgüsünün bir gün biteceğine, Raskolnikov'un bizleri terkedeceğine inanmak sahici durmuyor. Sayfalar bittikten ve rafa kaldırıldıktan sonrasında kitap üç nokta olarak okuyanlar için devam ediyor...
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · İş Bankası Kültür Yayınları · 2006194,3bin okunma
··
329 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.