Puan vermedi·207 syf.··
2021 59. kitabı
Acıyı kalpten kaleme işlemek..! Vatan aşkını ateşleyen kıvılcımı arayanlara... Tüm kitapta anlatılacakları aslında giriş cümlesi gayet net bir şekilde özetliyor. Kiev doğumlu ve daha sonra göçmen olarak gittiği İsviçre'de 1983 yılında vefat eden Valeri Tarsis, 1962 yılında yazdığı Mavi Kantaron kitabı dolayısıyla rejim tarafından, Moskova'daki Kaşçenko Kliniği'nde, akıl hastaları arasında geçecek bir 'sekiz ay istirahat' ile ödüllendirilir. 1965 yılında ''Yedinci Koğuş'' adlı, 'akıl hastanesi'nde geçen günlerini anlattığı otobiyografik eserinde, ''Komünistler vatanımı... Vatanımın ruhunu çaldılar. Komünizm büyük bir felakettir. Yalnız Rus milleti için değil bütün dünya için. Biz komünizmi yokedemezsek, bu bütün insanlığın çöküşü olacaktır.'' diye yazar. Kırım Kurbanları da işte o anılan sistemin, Kırım'ın payına düşen kısmını anlatan bir roman. Komünistler, işsizliği ortadan kaldırmak için iktidara gelirler ve hakikaten de kaldırırlar çünkü, köleliğin olduğu yerde artık gerçekten de işsizlik söz konusu olmaz, olamaz. Kırım'da Veli İbrahim, Doktor Halil, Doktor Ahmet beylerin öncülüğünde bir grup Türk Milli Mukavemet Teşkilatı'nı kurarlar. Aynı zamanda dikkat çekmemek için hepsi de tek tek Komünist partisine üye olmuşlardır. Görüntüde komünist ama gerçekte birer milliyetçidirler. Amaçlarına ulaşabilmek uğruna, toplum içinde bol bol Sovyet sistemi lehinde nutuklar atıp, gizlenmeye çalışırlar. O kadar inandırıcıdırlar ki bazı Türk tanıdıkları bile bu duruma şaşırıp, hatta kızmakta ve kendileriyle konuşmamaktadırlar. Roman kahramanımız, gençliğinde Kırım'daki Rus lisesini bitirmiş, aslında tam bir Rus kadar Rusça'ya hakim olan Ahmettir. O da artık kendi zamanının geldiğini düşünüp, Komünist partisine müracaat edip gizli polis teşkilatına girmeyi dener ve başarıp NKVD'ye dahil olur. Kısa bir süre Kırım'da çalıştıktan sonra da, görev icabı başka bir şehre tayin edilir. Orada yasal görevi, Komünizm karşıtlarını tespit etmek için bir bomba fabrikasına işçi olarak girmek ve rejim muhaliflerini yakalamaktır. Görev yerinde, yine kendisi gibi gerçek kimliğini saklayan Türk arkadaşlarıyla çalıştıkları fabrikayı uçurmaya çalışırlar. Bu konuda kendilerine yardım edecek bir de Alman ajan vardır. Romanın biraz daha tatlı olacağı düşünüldüğünden olsa gerek, öyküye bir de aşk katılmış. Sonradan Ahmet'in nişanlısı da olacak Marusya da, aslında tamamen Türk bir anne babanın kızlarıdır ancak, o da sevgilisi gibi kendi öz kimliğini gizleyerek, NKVD hesabına çalışıyor görünse bile, aslında farklı amaçların peşindedir. Sanırım o yıllarda konusu Rusya'da geçen romanlarda, kadın kahramanların Rus görüntüsü altında Türk olmaları sık rastlanılan bir durum olsa gerek çünkü, Oğuz Özdeş'in 1963 basımı Rusya'da bir Türk Subayı- Şafak Sökerken kitabında da aynı olaya rastlıyoruz. Şefinin güvenini kazanan kahramanımız, özellikle arkadaşını da işe aldırdıktan sonra amaçlarını daha kolay gerçekleştirip, fabrikayı havaya uçurmayı becerirler ancak Topal Hasanof hainlik edince maalesef Ahmet de yakalanmaktan kurtulamaz. Ahmet, tam da nişanlısı Marusya (Hüsna) ile Türkiye'ye kaçmayı planlarken yakalanmıştır ve ondan sonra da ölüm gibi bir sürgün hayatı başlar. Uzun süren bir sürgün hayatından, ilk bulduğu fırsatta iyi kalpli ve sistem karşıtı Rusların da yardımıyla kaçarak Moskova'ya gelen Ahmet, orada sevgilisi ile buluşup, Almanların Moskova'ya saldıracakları anı beklemeye başlar. Amaçları o sırada çıkması muhtemel kargaşada, kaçıp karşı tarafa geçmektir ama...Okumanızı tavsiye ederim.
1000Kitap
Kırım KurbanlarıMehmet Coşar · Yağmur Yayınları · 197210 okunma
·
85 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.