9/10
·116 syf.··
2021 3. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2021 18:10
*Spoiler* *Bgm : Daniel Jang - Lost Boy Violin Cover* Bu kitabı bir tek ben okumamış gibi hissettiğim ve sevdiğim birilerinin konsept olarak kullanmasından dolayı okumak istedim. Açıkçası hafif bir önyargı ile yaklaştım. O kadar övüyorlar bakalım ben beğenecek miyim falan diye.. Neyse gerçekten çok hoşuma gitti. İlk sayfalardan bayıldım mı desem beni içine mi çekti desem. Arkadaşım 1 saatte biter demişti yok ben yavaş okurum bitmez dedim ama bi baktım cidden bitmiş :) Sayfalar arasında uçtum dolaştım resmen, Küçük Prens ile birlikte gezegenlerde gezdiğimi falan düşündüm. Kitap boyunca Küçük Prens'imizin o çölde yiyip içmediği falan aklıma geldi ama sus bunlar gereksiz diyip geçiştirdim. Böyle şeyler okurken hikaye gerçekmiş gibi hissediyorum sanki gerçekten bir Küçük Prens varmış gibi. Uzatmadan ne anladığıma geçeyim. Çok genel olarak kitabın çok genel olduğunu düşünüyorum :D Birçok konuyla ilgili güzel şeyler var. Ama sanırım en çok dikkat çekilmeye çalışılan şey insanların büyüdükçe 'şey'lerin içine/hakikatine değil de dış görünüşüne bakması. "Büyüklerin hep açıklamaya ihtiyacı oluyor." ifadesi bunu güzel anlatmış. "Öz göze görünmez." ne güzel bir açıklama. Küçükken daha derin, daha geniş düşünürken başta hayal dünyamız kısıtlanıyor küçülüyor, küçülüyoruz.. Görüşümüz kısıtlanıyor, her şeyin dışına bakmayı öğreniyoruz. Kısacası büyüyoruz.. Başka dikkatimi çeken kısım "Eğer baca temizlikleri iyi yapıldıysa volkanlar sakin ve düzenli yanar, püskürmezler." oldu. Bazıları psikologlara baca temizleyicileri der. Yani terapiye gelip sıkıntılarını anlatanlar da bacalarını temizlemeye gelirler. Bu cümle bana bacalarını temizlemeyen ve içine ata ata sonra da bir yerde ya bir patoloji ile ya da gerçek bir patlama ile püskürme yaşayan kişileri düşündürdü. Sıkıntılarını düzenli olarak dışarı boşaltan kişilerin ruh hali de sakin ve düzenli oluyor, temizlik güzel yapılmadıysa püskürüyor.. "Dokunduğum canlıyı geldiği toprağa geri yollarım ben," diye devam etti. "Ama sen tertemizsin ve bir yıldızdan geliyorsun..." Şu kısmı ilk başta anlamamıştım ama sonradan ölümden bahsettiğini fark ettim. Biraz içim acıdı. Küçük Prens'in gezegenine dönmesi için ölmesi gerekiyor sanırsam :( Bunu düşündükten sonra aklıma onun sıradan bir insanı temsil ettiği düşüncesi geldi. Hepimiz bir yerden geliyoruz, çok azımız Küçük Prens gibi safiyetini koruyarak geldiği yere geri dönüyor.. Ama senin altın rengi saçların olduğu için, altın rengi buğdayların benim için de bir anlamı olur eğer beni evcilleştirirsen. Altın rengi buğdayları her görüşümde seni hatırlarım. Dahası rüzgârın buğdayların arasında çıkardığı sesi de severim.' bu kısımda sevgiyi ve bağlılığı çok güzel anlatmış. Birisini sevince onunla ilgili her şey anlamlı gelir, her şey onu hatırlatır ve hepsi bi seveni mutlu eder. Çok naif bir şekilde anlatmış, çok hoşuma gitti. "Eğer," dedi Küçük Prens, "gönlümce harcayacak elli üç dakikam olsaydı, bir çeşmeye doğru ağır ağır yürüdüm." bu kısımdan önce insanların vakit kazanmak için uğraştığından bahsediyordu. Sonra Küçük Prensimiz böyle bir cevap verdi. Hayatın hızına yetişebilmek için yemeden içmeden vakit kazanmaya çalışıyoruz. Tüm bu zaman içinde kendimize vakit ayırmak aklımıza pek gelmeyebiliyor. 53 dakikam olsaydı ben ne yapardım? "Hoşsunuz ama boşsunuz," diye devam etti Küçük Prens. "Sizin için kimse ölmeyi göze almaz. Elbette yoldan geçen biri rahatlıkla gülümü size benzetebilir. Ama o kendi başına, sizin hepinizin toplamından daha değerli. Cünkü ben ona su verdim. Çünkü ben onu fanusun altına koyup korudum. Çünkü ben paravanla onu kolladım. Çünkü ben onun için tırtılları öldürdüm. (Kelebek olmaları için bıraktığım iki, üç tanesi hariç.) Ben onun şikâyet edisini, böbürlenişini ve hatta zaman zaman susmasını dinledim. Çünkü benim gülüm o." Bu kısmın başında baya güldüm :DD Devamı ise gerçekten sevgiyi yine çok hoş tarif etmiş. Dünyada yaşayan milyarlarca insan arasından bize değerli görünen, diğerlerinden farklı olduğunu düşündüğümüz kişinin farkı nedir? Ona ayırdığımız vakittir, harcadığımız emektir. Onu koruyup kollamamız, onun için bir şeylerimizi feda etmemiz onu değerli kılar. Onun sıkıntılarına katlanırız, böbürlenişini, şikayetlerini ve bazen susmasını dinleriz. Çünkü o bizim gülümüzdür.. "Hata ettin. Acı çekeceksin. Ölmüş gibi gözükeceğim ama aslında ölmeyeceğim," dedi. Susuyordum. "Anlıyorsun değil mi? Orası çok uzak. Bu bedeni oraya götüremem. Çok ağır." Son olarak ölümün bu şekilde verilmesi biraz inanç meselesi ama bence güzel. Bu dünya için ölüyoruz belki, vücut kıyafetimizi burada bıraksak da başka bir dünyada/gezegende ölmüyoruz. Sadece dünyada ağırlaşan, tertemizliğini yitiren bu dış bedenimizi bırakıyoruz ki ağırlık yapmasın. Zaten önemli olan öz değil midir? Göze görünmeyen öz.. Uzun mu yazdım bilmiyorum birkaç sene sonra döner bakarım bakalım düşüncelerim nasıl değişmiş olacak :) Bu güzel hikayeyi okuyup böyle bir yazı yazdığım için kendime teşekkürler <3
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Karbon Kitaplar · 2016279,9bin okunma
·
41 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.