·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Aralık 2020 17:01 "Çok geç olmadan ülkenizi ve halkınızı kurtarın. Halk kitlelerine inin. Onları iyileştirin, öğretin, eğitin." (s.144)
Bir düşünün, bulunduğunuz zaman, yönetim ve konum hakkında. Eminim ki çok geçmeden sitem etmeye başlayacaksınız. İnsanları suçlayacaksınız, bulunduğunuz zamanı kötüleyeceksiniz, yönetimin sizin hayatınızı karartıp durduğunu söyleyeceksiniz. Peki tüm bunlar sonunda ne olacak? Oturup kendi şikâyetlerinizle kendinizi ve çevrenizi boğmaya devam edeceksiniz. Madem bu kadar dolmuş durumdasınız, neden adım atma cesareti göstermiyorsunuz? Bunca şikayetten sonra oturmaya devam etmek niye?
Size bugün gerçek bir öyküden söz edeceğim, bir bataklık ülkesinin dünyanın en iyi eğitim sistemine sahip olan bir ülkeye dönüşmesinden. Finlandiya, uzun yıllar İsveç hükümeti yönetiminde hareket etmeye çalışan küçük, gelişmemiş bir bataklık ülkesiydi. Hiçbir zaman zengin doğal kaynaklara da sahip olmadı, kendini kurtarabilecek güçlü bir yönetime de. Bundan yıllar önce Finlandiya kendi ulusunu yaşayamıyordu, benlikleri yoktu. Ancak Finlandiya halkının içinde ufak da olsa yanmaya devam eden bir meşale olması durumu farklı bir hâle getirdi. Snelman'ın başa geçmesiyle birlikte halk, kendini eğitime ve değişime adamaya başladı. Hiçbir şey kolay değildi çünkü her şeyin temellerini baştan atıyorlardı. Mücadele etme çabaları gülünç gözükse de bu, onların içinde yanıp tutuşan alevi söndürmek için bir sebep değildi. Finlandiya halkı, değişime önce kendilerinden başlayıp daha sonra eğitime ve sonra yönetime müdahele etmeye çalıştılar. Tüm bu çabaların sonucu onları şu anki en iyi eğitim sistemine sahip ülke konumuna getirdi. Ayrıca Finlandiya halkının yaşam tarzının biraz daha içine girdiğimizde bunun sadece istatistiklere dayalı bir sonuç değil, insanların düşünce yapısına olumlu etki eden bir durum olduğunu görebiliyoruz.
Rus yazar Grigoriy Petrov'dan okuduğum ikinci ve son kitap oldu. İdealist Öğretmen kitabında öğretmenliği ve onun küçük gözüken büyük etkilerini anlatan yazar, Beyaz Zambaklar Ülkesinde'de ise Finlandiya sistemini başlıca ele alıp "değişim, dünyayı değiştirme" kavramları üzerine duruyordu. Başta kitabın makale tarzında, bol bilgi içeren bir kitap olduğunu düşünüyordum fakat değildi. Yazar, Finlandiya'nın muhteşem gelişim öyküsüne yer verirken bir yandan farklı başlıkları ele alıp önemli noktalara değiniyor ve çok düşündürücü fikirler ortaya koyuyordu. Üstelik bunları yaparken kullandığı dil çok akıcıydı.
Kitabı baştan sona hiç sıkılmadan okudum. Bu kadar süre beklettiğim için biraz utandım da denebilir ancak belki de doğru zamanda karşıma çıktı. "Meliorizm" düşünce sistemine bağlı ve bu konuda büyük ideallere sahip biri olarak kitap daha fazla aydınlanma yaşamama sebep oldu. Yazar, gerçekler doğrultusunda o kadar güzel cümleler kurmuştu ki satırların altını çizmeden duramadım. Okurken biraz da son zamanlarda sahip olduğum "meliorizm" inancından aslında ne kadar uzaklaştığımı fark ettim. İyice umutsuzluğa düştüğüm bu anlarda, kitap bana hayata sarılmaya devam etmem için sahip olduğum bir düşünce sistemi olduğunu hatırlattı belki de.
Beyaz Zambaklar Ülkesi, benim için çok değerli bir yer aldı. Atatürk'ün neden müfredat olarak okullarda yer almasını istediği bir eser olduğunu okuyunca çok iyi anladım. Kitap, bizi uyandırmaya çalışıyor ve aslında ne kadar uyurgezer insanlar olduğumuzu gösteriyor. Bazı kitaplar vardır, tozlu raflarda yıllarca boş yere bekler dururlar. Umarım ki bu güzel eser onlardan biri olmaz. Gerçekten daha fazla bekletmeden bu eseri bir şekilde edinip ona kalbinizde ve kitaplığınızda özel bir yer açın. Okuduktan sonra da üstüne gerçekten düşünmeyi ve harekete geçmeyi unutmayın. Yoksa harekete geçmemek sadece kitaba karşı gösterilen bir saygısızlık olacaktır.