·176 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Ocak 2000 00:00 Kuyucaklı Yusuf'tan sonra ve şiirlerinden sonra bu kitabın yeterince hakkını veremeyebilirim.
Ama yine de Sabahattin Ali'nin toplumcu çizgilerinin dışına çıktığı bir roman olmuş.
Hatta kızı Filiz Ali bir röportajında arkadaşlarının Sabahattin Ali'nin genel kimliğinin dışına çıktığı romantik bir kitap eleştirisi yaptığını dile getirmişler.
Yazarın ben de yeri ayrı.
O yüzden bütün kitaplarını okumaya özen göstereceğim bir yazar.
Başlarda Memur kimliğiyle karşımıza çıkan Raif efendi karakteri dolayısıyla sadece 14. Sayfaya kadar gelip okumaya devam etmemiştim. Ama yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Elbette benim için kitaba başlayıp kitaba 2 hafta ara vermek yeterince haksızlıktı.
Bu nedenle gün içinde kaldığım yerden devam edip başladım okumaya.
Ve tabi benim kitaba devam etmemdeki büyük etkenlerden bir tanesi önsözde belirtilen Dostoyevski ve Gogol yansımalarını taşımasıydı.
Bir diğeri de hain bir tuzak sonucu başına sopayla vurularak öldürülen bir edebi kimliğin yazdığı eserlerin hakkettiği ilgiyi görmesiydi.
Şiirlerine aşık olduğum bir adam diyebilirim sizlere kimi Toplumcu şairler doğrudan yaptıkları siyasi göndermelerle bilinirler ya da çoğunun arasına aşk karışır şiirlerinde ama tam tersi bir durum olan sevgi ve aşk temasıyla tanınan şairin, şiirlerinde bu duruma daha az rastlarsınız.
Bedeni ölü ruhu yaşayan şairime yeteri kadar aşk-ı ilan ettiğime göre dönelim artık Madonnaya;
Bu memur hayatı beni sarmadı diyerek yarım bıraktığım kitabı bir arkadaş tavsiyesi ile başlayıp tekrar bir diğer arkadaşımın ben kitabın sonlarına doğru ağladım bile demesi üzerine aldım yeniden elime.
Başta basit sıradan memur hayatını anlattığını düşündüğüm kitaba seri bir şekilde devam edince öyle olmadığını anlamam çok uzun sürmedi.
Aslında ben o yaşlı memura günlük yaşamımda da rastlamıştım.
Belki de ondan devam ettim kitaba.
Aile olupta aile olmayı başaramamış bir sürü hayat vardı oysa tam da bu kitaptaki gibi.
Öleceği an sadece ölüm korkusu sarar yakınlarını. Oysa yaşarken bir kere merak ederler mi nedir derdi sıkıntısı, neden durmadan hava almak ister, neyden kaçar?
Bu kitapta ben kendi ailemden hatta en yakınım dediğim insanı buldum oysa Raif efendi ile tek farkları o olduğunun aksine içe kapanık değil bir hayli dışa vurgun konuşkan yaramaz adamın tekiydi ama içinde dağlar koptuğunu anlamam için büyümem gerekiyormuş.
Ben artık sadece sessiz insanlar için değil neşeli, çılgın, bir hayli mutlu sıradan vs. görünen insanları hiçbir şekilde tanımanın mümkün olmadığını, sadece onlar bize ne kadarını gösterdiyse o kadarıyla tanıdığımızı anladım. İnsanları anlamak çözümlemek çok zor o yüzden gördüğüm ve yaptığım analizlerin kimseyi yeteri kadar tanımama sebep olamayacağını biliyorum kimseye önyargıyla yaklaşmıyorum bu konuda da. Raif efendi Sabahattin Ali'nin kendisiydi. Benimde candan ötem buradaki Raif efendiyi bazen bazı nedenlerden dolayı da ruhumuzu, benliğimizi, sevdamızı kimsenin tanımadığı yalnızca kendimizin bildiği birinde bırakabiliriz. Bu ölüm yahut başka nedenlerden dolayı da olabilir. Tek yapmamız gereken insanları tanıdığımızı düşünmemek...
Belki onların biriktirdiği içinde gizlediği kimliği bize göstermesini sağlayabiliriz ama fazlası değil her insan raflarda bekleyen hiç açılmamış kitap gibidir.
Sadece elimize alıp bakarız ya da onu bile yapmaya tenezzül etmeden kitaptan uzaklaşırız.
Ama bundan sonra en merak ettiğim ve yapmak istediğim hiç açılmamış bu kitaplar içinde benim için saklanmış olanı bulmak. Bir mektup, bir söz, bir kelime...
Kim bilir ne kadar ben var benden öte içinde.