·296 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Şubat 2021 17:00 Yazarla tanışma kitabım Kadın Destanı. Kitabı 2017 Tüyap'ta almış ve yazara imzalatmıştım. Daha sonra okumak için elime aldığımda anlatım biçimine adapte olamayıp yarım bırakmıştım. Kitaplığımda okumadığım kitaplar sırtıma kambur olur, bu kitabı da eritmek istedim ve okumak için çok doğru bir zamanı seçmişim, bu kitabı okumak için kendimi beslemişim sanki.
Kitabı okumaya ilk kalkışmamda beni rahatsız eden her şeyi şu anki halimle çok sevdim. Başta kapak tasarımı rahatsız etmişti beni. Bu süreçte Frida Kahlo ile tanıştım ve bu kitaba daha iyi bir kapak nasıl olurdu bilemiyorum. İkinci olarak da kitabın adı üstünde 'destan' biçiminde şiirsel ve epik bir anlatımla yazılması okumamı zorlaştırmıştı. Şimdi, kitabı okuyup bitirdikten sonra diyebilirim ki klasik roman şeklinde yazılsaydı bu kitabın şu anki özgür anlatımı çok kısıtlanırdı.
Buradan sonrası tamamen spoiler.
İçeriğe gelecek olursak romanın ilk bölümü aslında kitabın sonu. Bu anlatım da kitabı anlamamı biraz zorlaştırdı ama okumaya devam ettikçe her şey yerli yerine oturdu. İlk sayfalarda karakter olarak başrahibe Nippukir'i görüyoruz. Kitapta aslında Liyotani'nin Nippukir'e, bir tapınak yosmasının tapınağın başrahibesine, önemsiz bir kadının destansı bir karaktere dönüşmesini okuyoruz. Gılgameş Destanı'nı bu kez kadın bir kahramanın dilinden okuyoruz.
Gılgameş'i yok etmesi için Dicle'nin çamurundan tanrılarca yaratılan Engidu, bir orman yaratığı. Hayvanlarla dost. Onu insana çevirmesi, insanlığı öğretmesi için kentin en güzel kızı seçiliyor, Liyotani, tapınak yosması. Yedi yaşında tapınağa hizmet etmesi için getirilen, büyülü sular içirilip annesi unutturulan, on bir yaşından beri rahiplerin hazlarını dindiren Liyotani. Dişiliğiyle Engidu'ya insan olmayı öğretecek, onun masumiyetini alacak ve Gılgameş'i yok etmesi için Engidu'yu peşine takıp Sumer kentine getirecek. Kitapta bolca erotizm olduğunu söylemeden geçmeyeyim. En sevdiğim kısımlar da Liyotani ve Engidu'nun mistik bir atmosferde sevişmesinin betimlendiği kısımlardı. Liyotani bir sürü erkekle birlikte olmuştu o ana kadar ama ilk kez Engidu'ylayken kendi arzularıyla yapmıştı bunu. Engidu kadını tanıdı, insanlığı öğrendi ve yakıp yıkmak için Sumer kentine gitti. Düşmanı Gılgameş'le karşılaştığındaysa bu iki erkek arasında bir aşk filizlendi. Engidu, Gılgameş'i öldürmedi.
Engidu, Gılgameş'in ordusuyla çıktığı seferde vahşi ormanın koruyucusu Huvava'yı öldürdü ve tanrıların öfkesiyle karşılaştı. Engidu, tanrılar tarafından öldürüldü. Gılgameş ölümsüzlüğü aramanın peşine düştü, oysa ölümsüzler de memnun değildi halinden. Ölümsüz olmak sonsuz bir hayat sürmek değildi, Liyotani bunu biliyordu. Liyotani karnında Gılgameş'in çocuğunu taşıyordu, çocuğu bir mağaraya terk etti. Çünkü bir insan değildi doğan. Daha sonra kente Liyotani olarak değil, başrahibe Nippukir olarak döndü. Bir azizeye dönüştü. Liyotani adı unutuldu, güzeller güzeli annesinin tapınaktan kaçıp başkaldırdığında unutulan adı gibi.
Yıllar sonra kendi oğlu, başrahip, kentin geleceği için bir tehdit olarak çıktı karşısına. Nippukir kendi oğlunu öldürdü, Sumer halkının acılarını dindirmek için. Onunla aynı odaya hapsolarak kendi ölümünü de çağırdı. Gılgameş'in, bir yarı tanrının köşe bucak kaçtığı ölüme kendini attı. Ölümsüzlük sonsuza dek yaşamak değildi, sonsuza dek hatırlanmaktı. Liyotani geriye bir destan bıraktı, Ayla Kutlu'nun anlatımıyla.
Çok sevdiğim bir kitap oldu Kadın Destanı. Okuduğumda bana bir şeyler katan kitapları seviyorum. Eşsiz bir eser okudum diyebilirim. Yazarın diğer kitaplarına da göz atacağım ileriki zamanlarda.