Mimarinin zamanla neden kuruyup köreldiğini, artık neden ölgün bir sanat olduğunu anlatır. Bu ölüm süreci ve nedenleriyle mimariyi besleyen ana damar büyüyüp yükselerek karşımıza çıkar böylece mimariyi yaşatacak düşünce yapısını özümseriz. Bana kalırsa kitabın en önemli kısmı burasıdır. Eski yapıları hırpalayıp o kusursuz yapıtları bozan yağmacıları, restorasyondan bir haber ama yetkiyi elinde tutan güçleri yani kalanların gidişini bize hatırlatır. Esmeralda'nın ve Notre Dame'ın Zangocu'nun tasfirlerinin yanı sıra Pierre Gringoire'nin Mucizeler Sarayı'na gidişinin o yürüyen, akışkan ve müthiş tasfirini elinde yavaş yavaş dolaştıran Victor Hugo okuyucuyu beklediği edebi soluğa kavuşturur.
Romanda Esmeralda çevresinde gelişen birçok farklı sevgi çeşidini görürüz, sevginin tek bir rengi ve tek bir yolu olmadığını tekrar anımsarız.
Ek bilgi: Victor Hugo, romanı yazmadan önce -19.yy başlarında- Notre Dame Katedrali bakımsızlığından dolayı yıktırılmak istenmiş buna engel olup Paris'in bu görkemli sanatsal yapıtını kurtarmak isteyen Hugo ise halkın ilgisini buraya çekebilmek ve katedralin yenilenmesini sağlayabilmek için bu romanı kaleme almıştır. Sonunda istediği etki gerçekleşmiş, katedral yenilenmiş ve yıkılmaktan kurtarılmıştır.