·196 syf.····Okunma: 20 Şubat 2021 17:50 Roman okurken hissettiğim uzun bir yolculuğa çıkma duygusunu öyküde yaşayamadığım için öykü okumaya çok ısınamadığımı söylediğimde edebiyatçı bir arkadaşım ' roman uzundur ama öykü derindir hocam, bence kolay harcamayın' demişti. Yine de çok sadık bir öykü okuyucusu olamadım ama Füruzan'ın Parasız Yatılı'daki öyküleri su gibi gitti diyebilirim.
Dürüstçe söylemeliyim ilk öyküde zorlandım ve dönüp dönüp tekrar okudum diğerlerine geçmeden önce. Fakat okumadan bırakmayacağım diye direterek diğer öykülere geçtiğimde 'iyi ki' dedim 'ısrarcı olmuşum'. Gerçekten de yazıldığı dönemi sosyal olarak çok iyi yansıtmış çok etkileyici hikayeler.
Ama beni en çok etkileyen tarafı Münip Bey'in Günlüğü dışındaki tüm öykülerde yoğun olarak 'kadın' hikayelerinin olması. Yoksul kadın, göç etmiş kadın, zengin kadın, sınıf atlayan kadın, sınıfından 'düşen' kadın, diğerlerinin efendisi kadın, efendisinin hizmetçisi, aşçısı, kahyası kadın, genç kadın, yaşlı kadın, yatalak kalmış kadın, yatalak kadına bakmakla yükümlü kadın.... tüm o kadın dünyalarını, duygularını ne güzel yazmış, ne güzel anlatmış. Hepsi çok gerçek, çok canlıydı.
Ve yine birçok hikayedeki yoksulluğun sindirdiği, yokluğun sildiği, kirli, bakımsız, çekingen kız çocukları...
Yoksulluğu da çok güzel anlatmış tıpkı o yoksul evlerde yaşamış, o havayı fazlaca solumuş gibi.
"...ben çocukken (ne zaman çocuk olmuştum!) görünmez adam olup pasta yemek isterdim. Ne kıtmış tutkularım..." demişti ya Özgürlük Atları'nda. Ne büyük bir cümle. Bununla bitireyim.