Puan vermedi·736 syf.····Okunma: 23 Şubat 2021 19:16 14.yüzyıl ortaçağ İtalya’sında bir manastırda geçen yedi günü kapsıyor roman. Baskerville’li William ile Melk’li Adso, bir görev için gelirler bu manastıra. Bir cinayet haberi karşılar onları. Bir rahip ölmüştür. Cinayetten şüphelenilir. Bu ölümlerin arkası da gelir. Tüm cinayetler yüzyıllardan beri korunmakta olan kütüphane çevresinde olur.
Hristiyanlığa dair birçok bilgi, akımlar, tarikatlar, Papa taraftarı ya da imparator taraftarı olan gruplar vs. birçok ayrıntı mevcut. Ortaçağ estetiği uzmanı olan Umberto Eco dönemi ustalıkla yansıtmış. Bu bölümler okuyucuyu sıkabilir, en azından bu alana ilgisi olmayanları. Yayınevi Eco’dan bu bölümlerin fazlaca yer aldığı ilk yüz sayfasını kısaltmasını istemiş hatta. Fakat Eco şöyle karşılıyor:”Bir insan manastıra girip orada yedi gün yaşamak istiyorsa, onun ritmini kabul etmek zorundadır. Bunu başaramazsa, kitabın bütününü okumayı da hiçbir zaman başaramayacaktır. Bu nedenle, ilk yüz sayfanın bir kefaret ve başlangıç işlevi vardır; her kim bundan hoşlanmazsa kendi bilir, tepenin eteklerinde kalır.”
Bizler de tepenin eteklerinde kalmadan tırmanıyoruz Eco’nun müthiş ayrıntılarla yarattığı gerçekçi manastıra.
Sonra geliyor ustaca deliller. Adım adım yaklaşıyorsunuz büyük resme. Kütüphanenin labirentlerinde esrarengiz kitabın peşinden sürükleniyoruz merakla.
Son kırk sayfada Eco’nun romanı yazma süreci var. Yazma yolunda olanlar için ışık olabilir bu bölümler.
Zorlayıcı, yer yer ayrıntı fazlalığı ile yoran ama soluksuz da okunacak kadar sürükleyen bir tarihi, polisiye, çok katmanlı tam bir kaos romanı. Tıpkı dönemi gibi.
Keyifli okumalar.