·248 syf.····Okunma: 27 Şubat 2021 14:51 Bütün berduşların ayyaş pislikler olduklarını asla düşünmeyeceğim, işsiz bir adamın yorgun olmasına şaşırmayacağım, sokakta dağıtılan el ilanlarını geri çevirmeyeceğim, şık bir lokantada keyifle yemek yemeyeceğim. Bu da bir başlangıç.
George Orwell’in Hayvan Çiftliği ve 1984 isimli romanlarını okuduktan sonra bütün eserlerini okumaya karar verdim ve 3. Kitabım bu kitap oldu. 1933 yılında yazmış olduğu romanın otobiyografik bir nitelik taşıdığı söyleniyor. Ayrıca yanlış bilmiyorsam yazarın ilk romanı. Gerçek anlamda beş parasız kalmayı iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Herkesin korkusudur beş parasız kalmak, bunun gerçekten neler hissettireceğini insana neler yaptıracağını okuyabilirsiniz bu kitapta. “Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hala ayaktasınız.”
Bu kitap hakkında ne yazılırsa yazılsın bence Spoiler niteliği taşımayacak çünkü bir beklentiyle okumayacaksınız, fakat isterseniz yazımı okumaya devam etmeyin.
Olay Paris’te başlamaktadır ve daha sonrasında Londra’da devam etmektedir. Paris’te işsiz kaldığını birinci ağızdan anlatan kahramanımızla başlıyoruz romana (çok büyük ihtimalle kendi hayatından bahsediyor). Otel ve restoran mutfaklarında, kendi deyimiyle en alt sınıftaki insanların çalıştığı yerlerde türlü türlü iğrenç muamelelere maruz kalmış, sonrasında daha iyi bir iş umuduyla Londra’ya gitmiştir fakat orada daha kötü şartlar altında bulmuştur kendini. Hapishaneden farkı olmayan fıçılarda kalmıştır, farklı berduşların hayatlarına tanıklık etmiştir.
Kitabın sonlarında bulaşıkları yıkadıktan sonra yemek artıklarının israf ederek çöpe atması isteniyor fakat dışarıda 50 kadar berduş yarı aç halde oturuyordu. Bunu aletleri olmadığı için sokağa düşmüş bir marangoza anlattığında adam sinirlenerek “Öyle yapmak zorundalar, buraları fazla konforlu yaparlarsa tüm pislikler buraya üşüşür” diyor. Kendisi de aylardır yollarda olmasına rağmen kendini bu şekilde ayırması gerçekten çok ilginç. “Berduş olmadıkları için Tanrı’ya şükreden epey berduş vardır herhalde” diyor yazarımız. Bu paragraf o kadar çok şey anlatıyor ki.. İnsanlar sokakta kalmaktan, paraları olmamasından utanıyor ve en kötünün iyisi olmakta bile övünebilir hale geliyor. Ne kadar düşük bir sınıfta çalışırsa ne kadar eziyet görürse bir alt sınıfına o kadar kötü davranıyor, kendisinden daha da kötü hale gelmelerini istiyor. Oysa insan kötüyü, eziyeti, ezilmeyi hissettiği zaman tam tersine bunun devam etmemesi için mücadele vermesi gerekmez mi?
"Yoksulluğun hoş bir şey olmadığını biliyoruz; hatta bize dokunmayacak kadar uzağımızda kaldığı için ne denli tatsız olduğunu düşünerek kahrolmaktan aslında zevk alıyoruz. Ama bu konuda bir şey yapmamızı beklemeyin. Siz alt sınıflar adına size üzülüyoruz; tıpkı uyuz bir kediye üzüldüğümüz gibi; ama şartlarınızın düzelmesini engellemek için elimizden geleni ardımıza koymayacağız"
Sağlıklı, güzel ve tok günlerde okumanızı dilerim..