·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Mart 2021 01:31 Robert Louis Stevenson bu eserinde bize şahane bir kurgu sunmasının yanı sıra çok da akıcı, nereye çeksek gidecek yumuşacık bir dil veriyor. Ve bu dil nedeniyle de eser zamanı kırıp 1886 yılında günümüze güncel okumalara konu olarak geliyor.
120 sayfalık bu öykü hakkında ne dersem spoiler olabileceği için bu incelemede sözlerimi sakınıp, kısa paragrafcıklar yazmayı tercih ediyorum. Zaten konusu hakkında fikir sahibi olmak isterseniz hemen elinize alıp bitirebileceğiniz bir kitap.
Hepimiz bu efsanenin adını duyduğumuzda, gözümüzde kapaktakine benzer, çift kişilikli bir yaratık canlandırırız. Bir kült olarak aklımıza kazınmasının nedeni ise sıradan bir yaratık hikayesinin üzerine çıkmış olmasıdır. Peki nasıl?
Kitap bir gizem silsilesi olarak açılmasına rağmen asıl amacını çabucak hatırlayıp, "şimdi konumuza gelelim", diyerek bizleri bir iç hesaplaşmaya sürüklüyor. Bu hesaplaşma devam ederken kendimize uydurduğumuz kabukları da fantastik temasıyla soymaya çalışıyor. Bu sert kabuğu soymanın tek yolu ise kişiyi sanrılara boğmak olsa gerek ki Stevenson üst üste sorduğu sorularla adeta gözlerimizi fıldır fıldır odanın duvarlarında dolaştırırken, steril bir laboratuvar misali düşünme boşlukları da bırakıyor. Zira bu sanrılı kitabı yazmasının sebebi de gördüğü bir kabus imiş. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'in Tuhaf Hikayesi de hepimizin kabusuna dönüşüyor. İçimizdekinden korktuğumuz bir kabusa.
"Doğrusu ölüm korkusu olmasa, sırf beni mahvetmek için çoktan kendini mahvetmiş olurdu. Ne var ki ondaki yaşam sevgisi muhteşemdi. Daha da ileri gidiyorum; Hyde’ın düşüncesiyle bile midesi bulanıp kanı donan ben, ondaki hayata bağlılığın bu gurursuzluğu ve tutkusunu anımsadığımda, intiharla onu yok etme gücümden nasıl korktuğunu düşündüğümde, içten içe bir acıma hissediyordum."