Meşhur Değildir amma Pişmanlık Her Dem Fayda Verir
Puan vermedi·141 syf.··
2021 9. kitabı
Bu kitabı okuyanların birçoğu eminim ki aşk, sadakat, intikam, şefkat, gayri meşru ilişki, iyilik, kötülük, vefasızlık, acımasızlık gibi, konuları ele almışlardır yazılarında. Bu kitabı okuyanların birçoğu öyle düşünmüştür. Ak kâğıdın üstüne kara harflerle yazılmıştır bunlar. Aşikârdır elbet. Diğer konulardan ziyade benim dikkatimi çeken konu yalan oldu. Kitabın başlarında geçen babasının Ali Bey’e nasihat niyetine söylediği “Halka söylemekten utanacağın bir şeyi yapmaktan nasıl utanmazsın? Sen herkesten alçak mısın ki, yaptığın bir şeyi ötekinin berikinin bilmesinden utanıyorsun da yalnızca sen bildiğinde utanmıyorsun.” Sözü beni bu konu üzerine hasbıhâl etmeye itti belki de. Kim bilir… Yalan… Öyle hafif, kolay bir mevzu değildir. Günümüzde çok basit ve sıradan olarak karşılansa da öyle değil. Yalan, onurunu kırmıyorsa bir insanın orada sorun vardır. Aç ve susuz yaşanabilir bir müddet, ama onursuz yaşanamaz zannımca. Bunu düşündükten sonra aklıma hemen şu soru takılıveriyor. Hangi ölçüte göre insan onurlu bugün? Neye göre değerlendiriyoruz ahlakı, onuru? Mahpeyker gibi içi doldurulmamış cümleler ile ona buna istikameti olmayan sözler söyleyerek mi? Yoksa muhatabımıza ölümü dahi unutturarak en aziz manaların katili olarak mı onurlu olunuyor, bu şekilde mi yükseliyor insan? Benim çorak kafam nereden bilsin bunları, ben laf ederim sadece dilimin döndüğünce. İnsan yalanı çok kolay bir şekilde söyleyince ahlak ruh kuyusunun derinlerinde oluyor ve ahlakın o kuyudan yukarı çekilmesi çok zor. ‘Hem mümin korkak olur, cimri olur ama yalancı olmaz.’ buyururlar bir hadis-i şerifte. Peygamber Efendimiz (S.a.v) -hâşâ- beyhude haykırmıyor benim ümmetim yalan söylemez diye. Hay Allah! Lafı dolandırdım yine. Bu hamur çok su götürür. Biz kitap hakkında hasbıhal etmeye devam edelim. Romanda daha evvelden Aytmatov’un Beyaz Gemi romanını okurken fark ettiğim ama İntibah romanında da benzer bir olay yaşanınca söylemekte fayda bulduğum bir mevzu var. Şu koca dünyayı tek bir toprak parçasına benzetiyorum çoğu defa. Üstündekileri de türlü türlü bitkilere. Toprak demiyor ki üstümdeki güldür, dikendir diye. Hakikat gibi işte. Suyu verirsin tarlaya o suyla gül de büyür diken de. Su ayırmaz, sen gülsün sen dikensin sen falansın sen filansın. Su da öyle bir bereket var ki gül de nasiplenir diken de. Hakikat böyle bir sudur işte. Herkes nasipleniyor. Hakikat suyu akıyor. Bunalmadan… Kâh dağların ardını dolaşarak kâh iki dağın arasındaki vadiden akarak. Hakikat suyu bu toprak parçasının üstünden aktığında Dilaşup da bitiyor toprağın üstünde Mahpeyker de. Evet, ikisi de çok seviyor. Biri ölecek kadar öteki öldürecek kadar. Ne var ki zamanın ağıdı hıçkırığa dönüşüyor burada. Merhamet dili lâl oluveriyor. Zira kararmıştır gözleri şehvet ile hırs ile. Mahpeyker’in yazgısına kan rengi ile yazılmıştı adeta haset bakışlar. Son olarak şunları söylemek isterim. Romandaki kahramanımız Ali Bey, günümüzdeki cam terasların üzerinde yürüyordu sanki. Sanki değil, öyle. Derin bir uçurumun üzerinde. Ayaklarının altı cam. İlerledikçe ayaklarının altındaki uçurumun derinleştiğini görüyordu ama engel olamıyordu. Uçurumu göre göre yürüyordu yani. Görmeden yürüse sorun yok. Yürümeden görse yine sorun yok. Sorun hem görmekte hem yürümekte. Gerçekle yüzleşmek sancılı. Unutmak gerçeği, nefes aldırıcı. Cam üzerinde düşebilecekken düşmediğini görebiliyor insan. Düşmemenin bir seçenek olduğunu fark ediyor. ‘var edilmenin yokluktan alınmak olduğunu görüyor.’ Düşmeyişinin altını çiziyor cam üzerinde. Peki, can üzerinde yürürken, ölüme, unutulmuşluğa, hiçliğe, önemsizliğe düşebilecekken düşmediğini görüyor mu insan? İnsan bu sorunun cevabını verebiliyorsa kendi kendine tabii maharet yalnız cevap vermekte değil, asıl marifet doğru cevabı da vermekte. Ve insan eğer doğru cevap verirse son pişmanlık da fayda verir. Son pişmanlık bile olsa, pişmanlık, her dem fayda verir.
1000Kitap
İntibahNamık Kemal · Ihlamur Yayınları · 201149,2bin okunma
·
48 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.