Çarpıcı bir sondan ziyade, uzun ve akıcı bir olay örgüsü içinde buluyorsunuz kendinizi. Yazarın hayatından izler de taşıyan otobiyografik roman yalın dili sayesinde zaman zaman ana karakter Philip ile Paris'te sanatı yaşıyor, Londra'da onun yanında yürüdüğünüzü hissediyorsunuz. Doğuştan yumru ayaklı olmanın küçüklüğünden beri onun için kusurlu olduğu kanısına varmasına sebep olan insanlar yüzünden hayatı boyu kendisini hep eksik ve tamamlanamaz hissedişine çaresizce tanık oluyorsunuz. Aşık olmanın ve hayran olmanın insanda nasıl fedakarlıklara sebep olduğunu kimi zaman Philip'e kızarak okuyorsunuz.