Hepimiz kuyudayız Yusuf a.s. misali...
Kendimizin kör, karanlık, ışık görmemiş kuyusunda. Güneş bazen doğacak gibi olur lâkin kuyumuzun tepesine akis eder yalnızca... Kimimiz karanlıklar içinde gün ışığını görmekten rahatsız olurken, berikimiz o ışığa hasret; aman bir lahza temas etse mahzun gönlüme, der bekler durur... Kuyudan çıkmaya mecali yoktur kimsenin. Kuyunun dışında nasıl bir hayat süregeliyordur haberi yok hiç kimsenin...
Romandaki kahramanımızın adı: Yusuf. Ancak hasta, sağlıklı bir imaj çizmesine inat kalben çok hasta... Ağacı ağaç, taşı taş görmeye mahkum iken kalbinde kalan son merhamet kırıntılarından bir iyilik yapar muhtaç bir kimseye... Farkında değildir amma kuyudan çıkışının biletini kesmiştir elinde kalan son parayla... O yüzdendir ki hiç bir iyiliği küçük görmemek gerek, der büyüklerimiz.
Yusuf için artık hikaye başlamıştır. Kendisini boğan, sıkan, aydınlıkları örten o dehşetengiz sert ve karanlık duvarlar kalkacak, gözlerinin önündeki perdeler bir bir çekilecek ve hakikat müşahede edilecektir. Ancak tüm bunların olabilmesi için bir rehbere ihtiyaç vardır, kuyudan çıkaracak bir ele...
Ve O gelir: DERVİŞ. Gaflet uyku gibidir derler, seni uyandırmaya kalkan birine ilk tepkin kızgınlıktır, nefrettir. Yusuf da öyle yapar çünkü gaflet meyinin sarhoşudur şimdilik...
Derviş, bir gün bir reçeteyle karşısına çıkar. Ona yüklü bir dünya sermayesi kazanmanın yolunu gösterir. Yusuf, arkadaşıyla beraber çizilen yolu ardı sıra yürümeye başlar.
Talep bellidir. Ancak yol hiç beklenmedik birilerine çıkar: Erenlere... Dünyalık menfaat için (!) terbiyeyi nefs yoluna girer... Ancak hesap etmediği bir şeyler vardır. Kendi kalbi... Aklın yerini gittikçe kalp alır, hazlara ise çekilir mahdut...Nefs kulluğundan çıkılır Allah'a kul olunur ve yıkılır birer birer kalpte dikilen putlar...
Ve nihayet ilâhi kaza gerçekleşir. Yürünen yol iki farklı yola ayrılır. Tercihini verecek olan Yusuf'un bizzat kendisidir: Dünya mı, ahiret mi?
Dünü hülya, yarını hayal olan dünya artık onun için peşinden koşulması elzem olan bir 'güzel' değildir. O doğru yolu bulmuştur, buldurmuşlardır...
Kaderin o muazzam cilvesi...
"Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez" diyen Aşık Yunus Hazretlerine hak vermekte sıra... Bu sırla hemhal olmakta sıra lâkin bu bir sır ya bırakalım okuyucu bunu kendisi görsün, bulsun, tir tir titresin, Yusuf ile göz yaşını beraber akıtsın...
Sathi bir inceleme oldu af buyurun.. Romanda anlatamadığım, anlatmaya kalkışsam sayfalara sığdıramayacağım nice mevzu var...Lakin şunları bilelim: Gerçek Aşk'a, hakiki Maşuk'a kavuşma romanıdır bu.. Nefisle cenk etmenin, tayy-i zaman ve tayy-i mekan mefhumunda kaybolmanın esrarlı yolculuğudur bu.. Pervane misali yanacağını bile bile aşkla ateşe atılmanın serüvenidir bu...
Muhakkak okunulası ve aşık okunulası bir eser.. Yazarına kalpte bıraktığı envai tatlar için teşekkürlerimi sunuyorum...
Şiddetle değil, aşkla tavsiye edilir...
Aşk ile kalsın cümle cihan.. Vesselam.