·368 syf.····Okunma: 14 Kasım 2018 22:19 Hoyt, kitaplarında hayatın gerçeklerini karakterleri üzerinde göstermeyi oldukça sever. Her şeyin tozpembe olmadığını çok güzel aktarır. Fakat bu kitap kendisine yeni bir özellik katmış: Şu ana kadar "yazdığı en karanlık kitap" olma unvanını elde etmiş durumda.
Valentine, 7. kitaptan beri sürekli kötü biri olarak gösterilen, kural tanımamazlığıyla tanınan biriydi. Şimdi, bize böyle anlatılan karakterler karanlık olarak tanıtılıyor. Karanlık ama gerçekten öyle mi? Maalesef bunun cevabı hayır. Sadece karakterleri sert oluyor ama kötülük namıma yaptıkları bir şey yok. Bu durumdan dolayı Valentine'den de aynı şeyler çıkacaktır. Düşünmeme bile gerek yoktu, çünkü bu klişeyi çok kez okudum. Ama Hoyt resmen "Demek öyle bir durum var, o zaman bu durumu tersine çevirmeliyim yani asıl olması gereken haline getirmeliyim." diyerek işe koyulmuş. Sadece hafif deli olarak addettiğim Valentine resmen psikopat çıktı. Aslında 8. kitapta Max'in kardeşini kaçırması bize ufak bir ipucu vermişti. Fakat en büyük çılgınlığı bu olacak diye beklemek çok yanıltıcıymış.
BURADAN SONRASI SPOILER İÇERİR!!!!!!!
Babası sayesinde kardeşi Eve'den daha kötü bir çocukluk yaşayan biri Valentine. Sevdiği her şey bir şekilde elinden alındığı için insani özelliklerini tamamen bırakıp canavar olmaya zorlanmış biri. Eve'nin bir kez daha tehlikeye girmesinden sonra kurban yerine ipleri eline alan birine dönüşmesiyle herkes tarafından korkulan biri haline geliyor. Hayatını sürekli güçlü olmaya adıyor. Bunun içinse görüştüğü herkesi şantajlarıyla avucunun içine alıyor.
Bazen ise daha da ileriye gidiyor. Biri ona yamuk yaptığı an hiç acımadan öldürüyor. Bu özelliğinden dolayı kendisinden baya korktuğumu itiraf ediyorum. Baş karakterin adam öldürdüğü bazı historicaller okudum ama onlar savaş alanlarını içerdiği için ciddiye almazdım. Valentine ise öldürme konusunda oldukça fena. Ayrıca işler beklediği gibi gitmediği zamanlarda mutlaka öncekinden de korkunç planlarla karşısındakilere acı çektiriyor. Kesinlikle düşmanım olsun istemezdim diyebileceğim biri oldu kısaca.
Bridget ise Valentine gibi içinde çok fazla sır barındıran birisi. En büyük sırrını öğrendiğimde 1 dakika boyunca o sayfaya bakakaldım. Tabi sırrın ardından Valentine'nin başına gelen olaya da oldukça güldüm :D
Tamam, kitap harbiden karanlık ama bazı yerleri de oldukça eğlenceliydi. Örneğin Valentine'nin Seraphine'sinin isminin Bridget olduğuna bir türlü inanamadığı sahne oldukça komikti :D
Kitapta geçen diğer konuysa İstanbul ile ilgiliydi. Valentine'nin daha önce orayı ziyaret edip şehrin güzelliklerini anlatması hoşuma gitti. Hatta kitabın sonunda Bridget ile oraya gitmeleri de güzel bir sondu. Bir de şöyle bir şey var. Valentine'nin kitap okuduğunu gören Bridget ne okuyorsun diye soruyor. Valentine de "Kur'an" diye cevap verince "Aha! İroniye gel." diyerek orada da kahkahayı patlattım. :D
Ben bu kitabı da çok beğendim ama sanki ufak bir şey eksikti. Tam olarak ne olduğunu bilemiyorum. Bir de son 2-3 bölüm biraz aceleye gelmiş. Bridget'in kaçırılmasını biraz anlamsız buldum, sanki durup dururken olmuş gibi. Yoksa ikili arasındaki çekim oldukça iyiydi. Özellikle Valentine'nin Bridget'e ilan-ı aşkı çok güzeldi.
Ayrıca ben yeni bir Valentine-Asa ağız dalaşı da beklemedim değil. O kısım da hiç gerçekleşmediği için hayal kırıklığına uğradım. Hele de Eve'nin düğün yemeğinde Bridget'in "Kimseyi zehirleme özellikle Maximus'u" deyince, "Come on, Bridget, Valentine ile bana bunu yapma" diye de yakındım. O seride Maximus ayısını öldürse hiç üzülmezdim. :D