Okuma kulübümüzün "Yaşayan Yazarlar" etkinliği kapsamında Barış İnce ile birlikte Sarsıntı kitabının toplantısına katılma imkanı bulduğum bu kitaba artık bir inceleme yazısı gelmeli!
Sarsıntı Barış İnce’den okuduğum ilk kitap, yazarın ise ikinci kitabı. Fakat kurgu olan ilk kitabı da diyebiliriz. Yazarın yoğun iç monologlarından oluşan ilk kitabı Çelişki için ‘insan kendini anlatma derdinden kurtulabildiğinde başkalarını da anlatabileceğinden’ bahseder. Kendimden yola çıktım. Çelişki’de kendimi anlattım. Sarsıntı’da da ‘bakın başkalarını da anlatabiliyorum’ demek istedim, der.
Hikaye yuvarlak bir masa etrafında 4 arkadaşın bir araya gelmesiyle başlıyor. Yuvarlak isimsiz bir adanın tam ortasındaki deniz feneri edasıyla biz de olanları gözetlemeye başlıyoruz. Hikaye iki zamanlı bir şekilde ilerliyor. Bugün ve Levent’in günlüğünden.. İncinmiş, içine kapanık, dışlanmış bir karakterin günlüğü bir tarikatın esrarengiz cinayetlerine ışık tutuyor. Aynı zamanda Levent'in incinmesine sebep olan kaynağı bulmaya çalışıyoruz. Masanın etrafında da hesaplaşmalar başlıyor. Yazar “Sarsılan bir toplumda kimse pirüpak kahraman değildir, der.” Sonu ise biraz ters köşe. Bana kısmen Fight Club’ı anımsattı.
Özetle; 2019 Melih Cevdet Anday Edebiyat Ödülünü de alan Barış İnce’nin şiirsel üslubunu sevdim.120 sayfalık bir kitap olmasına rağmen imge gücü yüksek yoğun içerikli bir kitaptı. İnce’nin toplumsal düzen içinde insanların duygularını, çelişkilerini ve içsel gelgitlerini çok iyi tahlil ettiğini söyleyebilirim. Bir alıntı ile incelememi bitireyim.
“Bazı şeylerin konuşularak çözüleceğine inanmıyorum, susarak çözülecek şeyler de var.” Sevgiyle ve kitaplarla kalın..