“Yalnızca beş dakika geç kaldım.”
Kendisinden yaşça küçük, yoksul bir genç kızla evlenen baş karakter eşinin ölüme götüren süreci bu ölümün hemen ardından anlatmaya başlar. Burada hiçbir zaman sorumluluk almayan, daima eşi ve evliliği için her şeyi doğru yaptığını iddia eden ve kendi megolamanisinin tuzağına düşen bir adamın hikayesine şahitlik ediyoruz. Baş karakter eşinin ilk gençlik çağında olmasını bir toyluk olarak görmekte ve onu kendi inandıklarına göre yetiştireceğini, kendisine sahip çıkarak yoksulluktan kurtaracağını düşünmektedir. Yalnızca her şey onun kontrolünde ve istediği gibi olursa mutlu olacaklarına, eşinin onu seveceğine inanır ancak durum hiçte beklediği gibi gelişmeyecektir. Bunları anlatırken kendiyle yüzleşir, geçmişte yaptıklarının ve geç kaldıklarının farkına varmaya başlar. Bu andan itibaren her şeyi düzelteceğine inanan baş kişi mutluluğa çoktan geç kalmıştır.
Hepimiz hayatımızda bir şeylere yetişmeye çalışırken başka şeylere geç kalıyoruz ve bu zamana kadar kim bilir kaç insanı incittik hem de hiç fark etmeden, doğru olduğuna inandığımız şeyi yaptığımızı sanarak... hikayedeki adam gururuna yenik düştü çünkü sevginin elde edilecek, yontulacak, kontrol edilecek bir şey olduğunu sanıyordu. Halbuki sevgi koşulsuz ve kontrol edilemezdir. Sadece peşinden gidilir, fedakarlıklar yapılır ve yaşanması gereken o an yaşanır. Gelecek planları yapan, ileride güzel bir yerde güzel bir ev almak isteyen, eşiyle mutlu bir hayatın hayalini kuran
karakter onu bekleyen felakete gafil avlandı ancak felaketin yolunu yapan aslında kendisiydi.
Uysal kız, evliliği, sevgiyi ve gururu, kadın-erkek rollerini, gençlik dönemine bakış açılarını ve daha pek çok şeyi sorgulatan bir kitaptı. Bu incelemede okurken hissettiklerime ve düşüncelerime yer vermek istedim. Buraya kadar geldiyseniz teşekkür ederim. Herkese iyi okumalar