·336 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Mart 2021 01:44 Paul Auster Amerikan Edebiyatının önemli yazarlarınlarından. Ülkemizde de seveni tam seviyor sevmeyen de hiç sevmiyor sanırım bunun bir ortası yok okuyanlardan gördüğüm kadarıyla. Ben tam sevenler grubundayım. Yazarın kendine has üslubu olayları birbirine bağlayış tarzı, okurun kitapla ilgili tahmin yürüteceği yerde yine okurdan önce davranıp sonucu söylemesi ve bunu çok iyi ayarlayarak yapması..Ben Paul Auster 'i 3-4 yıl önce New York üçlemesiyle tanışıp çok sevmiştim. Diğer kitaplarına pek zaman ayıramamıştım. Bu yıl bir grup arkadaşım her ay yazardan bir kitap okuyalım birbirimizi motive ederiz, konuşur, tartışırız diye grup kurmuş bende hemen atladım tabi bu fırsat kaçmaz diyerek
Mart ayı kitabımız Ay Sarayı kitabıydı. Benim elimde biraz süründü ama en sevdiğin Paul Auster kitabı oldu. Hikaye insanların Ay'a ilk ayak bastığı 1965 yılıbda anlatılıyor. Yazar daha ilk paragrafta kitapta bizi neyün beklediğini, kitabın sonunu söylüyor. Ee boşuna mı bunca para verdik daha başlamadan sonunu öğrendik oldu mu şimdi dediğinizi duyar gibiyim bende aynısı söyledim çünkü.. Aslında yolun sonunun değil önemli olan yolculuğun ,yolun önemli olduğunu görüyoruz kitapta. Sonunu bildiğiniz bir hikaye okurken nasıl bu kadar merak ettiriyor şaşırıp kalıyorsunuz. Bolca rastlantılar zinciri içinde buluyorsunuz kendinizi. Bazen bu kadar rastlantı fazla ama derken bazende hayatta rastlantı diye bir şey yok olamaz demekten alamıyorsunuz kendinizi. Kitapta ana karekterimiz Marco kendi yaşamını anlatıyor. Kitapta üç bölüm var her bölümde Marco'yla birlikte başka bir karekter daha incelenmiş. İlk bölümde Marco'nun yaşamında çok önemli bir yere sahip dayısı anlatılıyor. İkinci bölümde Marco'nın yaşamıyla birlikte tekerlekli sandalyedeki yaşlı adamın da hikayesini okuyoruz. Üçüncü bölğmde ise Marco ve babası var. Bunları ztn kitabın tüm satırlarında kendisi söylediği için spoi saymıyorum ben Marco, dayıs, babası, yaşlı adam aslında üç farklı kuşağın hikayelerini görüyoruz aynı kitapta, karşılaştırma yapabiliyoruz. Bu karekter dışında işlenen yan karekterler çok başarıyldı. Özellikle Marco'nun üniversite yıllarında edindiği arkadaşlıklar falan. Yazarın kendi gerçek yaşamından izler taşıyan bazı bölümlerde var-parkta geçen kısımılar-, gerçekle kurmacanın içiçe geçtiği kitap harika bir okuma şöleni bence. Büyük bir keyifle okuduğum herkese tavsiye edebileceğim güzel bir kitaptı. Kitap 1990 yılında Fransa'nın ünlü edebiyat dergileri tarafından '' yılın en iyi kitabı" seçilmiş bu arada.
Mutlu günler