Gönderi

10/10
·270 syf.··
Beğendi
·
2021 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2021 02:00
Ciğerdelen... Kitabı dün gece 02:30 civarı bitirdim. Ama ne var ki ben kitabı mı bitirdim, kitap beni mi? İşte orası bilinmez.. Öncelikle şunu söylemeliyim: Bir isim, bir eserle ancak bu kadar bütünleşebilirdi. Safiye Erol bir röportajında Ciğerdelen'den şu şekilde bahsediyor mesela: - En çok sevdiğim de odur, Ciğerdelen.. - Niçin en çok sevdiniz? Manalı bir gülümseyişle elini göğsüne götürerek: - Deldi. Deldi de ondan, diyor ve ilave ediyor: Bunu yazarken on iki kilo kaybettim. İki defa bayıldım. Bitirdikten sonra hasta yattım. - Niçin? - Feylosof Niezsche'nin bir sözü vardır: "Büyük eserler müelliflerinden intikam alırlar" der. Diyor. Düşünün, yazarı bu hale getiren bir eser kimbilir ne yaşanmışlıklar barındırıyor bünyesinde. Yazarın ne demek istediğini eseri okumaya, birbiri içine geçmiş üç aşk hikayesini derinden derine, hissetmeye başladığınızda anlıyorsunuz. Aslında bir solukta okunabilecek bir eser, ama ben eserin içine öylesine daldım ki, arada bir boğulmamak için ayaklarımı en dibe vurup hızla yüzeye çıkmam, nefes almam gerekti. İstemsiz bir şekilde ara vererek devam etmek zorunda kaldım. İnanın bana gerçekten kalbinizin sancıdığını, nefes almakta güçlük çektiğinizi görüyorsunuz. Ben hatırladığım kadarıyla beni bu kadar sarsan, omuzlarımdan tutup hızla silkeleyen bir eser okumamıştım. Bu kitap bir aşk hikayesi.. Bu kitap bir tarihî roman.. Bu kitap bir destan evet.. Geri dönüş tekniği ile kaleme alınmış bir başyapıt. Yüksek mimar Turhan, ve idealist öğretmen Cangüzel'in Makedonya ve Macaristan'a dayanan ortak köklerini arayışları, hem de güçlü bir aşkla birbirlerine hem ab-ı hayat, hem de baldıran zehri oluşları temeline inşa edilmiş bir hikaye. Turhan'ın zehirli sarmaşık gibi an be an boğmaya başlayan kıskançlıklarına Cangüzel'in yazdığı hikayelerle verdiği cevaplar da tarihe açılan bir kapıdan içeri doğru süzülüyorsunuz. O hikayelerde de yine karşı cinsin birbirine duyabileceği aşkı sayfaların uzanıp göğüs kafesinizin içinden kalbinizi söküp çıkardığını hissettirecek kadar güçlü bir şekilde kaleme alan yazar, Osmanlı Devleti'nin sınır boylarını, Serhatleri Türk yurdu yapan Sarı Sipahilerin, Akıncıların millet ve yurt aşkını da yalın ve sade bir üslupla okurun belleğine nakış nakış işliyor. Cangüzel'in Turhan'a yazdığı ikinci hikaye Yedi Peçeli idi.. Bana göre Ciğerdelen'in kalbi, Sinan Ağa ile Zühre'nin (benim tansiyonumun düşmesine neden olan) aşkını konu alan Yedi Peçeli hikayesidir. Sinan Zühre'yi öyle hicranlara saldı, öyle zulmetti, öyle yaktı kavurdu ki, buna rağmen Sinan'a gönül vereceği sıra Sultan-ı aşka her türlü hicran yarasına katlanma sözü veren Zühre ağasından gelen her taşı gül yaprağı saydı. Derdi cihana sığmaz olanda da dilinden şu serzeniş döküldü: " - Ne hikmettir ki insanlara en zorlu hicran, en çok sevip baş tâcı ettikleri taraftan gelir. Kişi suç işler, cana kıyar, hazine soyar, siyaset güder, hattâ tahta el atar, cezasını bulur. Fakat dünyada aşık kadar ceza gören hiçbir katil, hiçbir uğru veya devlet düşmanı yoktur." Cangüzel bu ibret vesikası hikayelerle Turhan'a: Etme gel, eyleme, kıyma kendine de bana da. Ey sevgili, ölüm var ayrılık yok bize dedikçe, Turhan hoyrat bir rüzgarın Gelinciğin yapraklarını savurduğu gibi her sözüyle, her davranışıyla Cangüzel'in kalbini bin parçaya bölüyordu. Yazarın dili hem sade, hem de çok güçlü. Dinî menkıbeleri mesela, öyle yerinde ve alışılmışın dışında öyle güzel aktarmış ki okura, sanki Ağustos sıcağında büyük bir çınar ağacının altında yüzüme hafif meltem esintileri değermiş gibi nüfuz etti benliğime. Kitabın bazen ağırlaştığını hissettiğim anlar oldu, ama hemen akabinde başlayan bir bölümle yazar okurunu öyle ustalıkla çekip alıyordu ki sayfaların içine. Sonrasında şiddetli bir gökgürültüsüyle sağanak yağmura tutulup tepeden tırnağa sırılsıklam ıslanmışcasına yorgun ve üşümüş bir halde öylece kalakaldığımı hissediyordum. Biliyor musunuz? Aslında, esere dair koca bir çuval dolusu sözcük var kafamın içinde. Karmakarışık. Hangi sözcükleri alsam da nasıl bir cümle kursam bilemiyorum.. Göğüs kafesim hâlâ Ciğerdelen'in hissettirdikleriyle dolu ama yazmak istediğim satırları bir türlü dile getiremiyorum. Cangüzel'in salonunda Büyük Atatürk'ün kalpaklı bir portresi vardı. Canzi salonunda dolaşırken o portrenin önünde durur gözleriyle selamlardı Serhatlı Gazi'sini. Bu ayrıntı da çok sevdiklerimden biri mesela.. Bir de Zühre ninenin bir duası vardı: "Ya Rabbi, yenilip ezilmeyi bize mukadder kıldınsa, nasibimize vakarla katlanmayı bize ihsan et. Her ne tecelli çıkagörse de milletim mayasındaki öz cevheri kaybetmesin. Sen Ulu Tanrım, milletime eşsiz cihangirlikten üstün neler daha neler bağuşlamışsın. Rum saltanatı elden giderse ne ola? Yeter ki nurunu saldığın öz mayaya ziyan gelmesin." Riyadan, gösterişten, hamasi nutuklardan uzak olabildiğine saf ve samimi bir Türklük sevgisi ve milliyet bilinci gördüm bu kitabın içinde; bu edebî derinliği, pınar gözesinden sızıp gelen billur su gibi tatlı üslübu ile Safiye Erol'u neden şimdiye dek okumamışım, neden bu kadar geç kalmışım diye kızdım kendime, utandım.. İster bir zamanlar bizim olan bırakıp gelmek zorunda kaldığımız serhat boyları olsun, ister palankalar, kaleler olsun.. İster Turhan ile Cangüzellerin aşk hikayeleri olsun.. Bu iç içe geçmiş hikayeler yaşanmışlıklar Safiye Erol'u öyle yakmış, öyle pişirmiş ki ortaya buram buram bir Ciğerdelen çıkmış. Ciğerdelen yazarın okuduğum ilk eseri idi, ama kesinlikle son eseri olmayacak..
CiğerdelenSafiye Erol · Boğaziçi Yayınları · 19741,418 okunma
·
233 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Değerlendirmeyi okuyunca geriye sadece “bu eseri muhakkak okumalıyım” kaldı hocam. 🌹 Tebrik ederim muazzam bir inceleme olmuş. Bakabildiğim tek nazar olarak beni okumaya mutlak anlamda ikna etti. ☺️🙏🏻👏🏻
Mâvi
Gönderi Sahibi
Çok çok teşekkür ederim Muhammed İkbal hocam, görüşünün ne kadar kıymetli olduğunu söylememe gerek yok sanıyorum. 😊 Şimdiden iyi okumalar dilerim.. 🙏😊