Puan vermedi·429 syf.····Okunma: 13 Nisan 2021 20:09 Uğultulu Tepeler, 19. Yüzyıl İngiltere kırsallarında, Yorkshire’a bağlı olduğu bilinse de kurgusal isimlerle anılan bir bölgede geçiyor. Enteresan bir yüzyıl gerçekten, insanların kimisi uzun, sağlıklı bir ömür sürerken; kimisi otuzlu yaşlarına varmadan veremden veya başka hastalıklardan ölüyor. Kitabın yazarı da ikinci gruptakilerle aynı kaderi paylaşanlardan keza, 30 yaşında veremden ölmüş. Böylesi bir dönemde insanlardaki iyi-kötü ayrımından öte güçlü-zayıf ayrımı göz önüne seriliyor ve bu gücün maddi güçle, soylulukla hiçbir alakası yok romanda. 1800lü yıllar parası olanın uzun yaşadığı bir dönem değilmiş diyelim...
Romanı okuyan arkadaşlarım beni uyarmıştı; kitabın oldukça can sıkıcı, kriz geçirten türden olduğunu söylemişti. Aldırış etmeksizin başladım, güzel de gidiyordu, güzeldi de aslında ama bir şey var hikayede, iç karartıcı, can sıkıcı... İyi ve kötü diye kategorize edilemeyecek karakterlere sahip ama uğraşsak bunu yapmak için, kötüler o kadar ağır basar ki.. Sadece kötülük de değil, sevimsiz, uyuz, uyuşuk huylara sahipler. Nefret etmeye başlıyorsunuz bazı karakterlerden. Bu kadar kötü huy, garip davranış biçimleri içerisine sıkıştırılmış bir aşk teması var ama açıkcası ben bu kadar kirin pasın içinde o güzelliği alamadım. Kötülerin aşkı vs diye özetlemek de elde değil, enteresan bir dinamiğe sahip çünkü, roller değişiyor hikaye ilerledikçe. Ama her daim nefret edilesi birileri oluyor son noktaya gelene kadar. Eğer bilinçli olarak okuyucuda bu rahatsızlık hissini uyandırmaya çalışmışsa yazar, oldukça başarılı bu konuda.
Eleştirilebilecek, veya üzerine tartışılabilecek en önemli konu bana göre hikayenin anlatılış biçimi. Bir yabancı, yeni gelmiş bir kiracı olan Mr. Lockwood’un merakı üzerine ailenin yıllar yılı yanında olan hizmetlileri Nelly tarafından anlatılıyor hikaye. Günümüzde başlıyor, Nelly’nin hikayesiyle geçmişe gidip onu günümüze bağlıyoruz. Daha sonra günümüzden devam eden hikaye çok sürmeden sona eriyor. Roman’ın nerdeyse dörtte üçü evin hizmetlisinin gördükleri ve duyduklarından ibaret fakat buna rağmen en ufak bir boşluk, cevapsız soru ben fark edemedim. Bu bir kusur mudur, gerçekçiliği bozuyor mu? Tat kaçırıcı diyebilirim daha çok. Okuduklarınızı zihninizde sahnelerken her sahnede kıyıya veya köşeye bir ev hizmetlisi-dadısı Nelly yerleştirmek durumundasınız. Ve belki de bu yüzden, başkalarının önünde yaşandığı için her ne kadar klasik aşk romanları arasında yer alsa da ben o aşkı hissedemedim, aşk romanı olarak göremedim Uğultulu Tepeler’i. Farklı yönleri daha ağır bastı veya. Üçüncü bir ihtimal ise anlatılan aşkların daha çok saplantı boyutunda olması ve benim bunu patolojik bir durum olarak algılayıp romanın çoğu kısmı gibi bunu da rahatsız ediciler torbasına fırlatmış olmam olabilir.
Yine de oldukça akıcı, kendini okutan bir roman. Keyifli okumalar herkese...