İşçilik zor olduğu kadar da ulu bir meslektir. Bir işi yapmak ve yapabilirliği sürdürmek, her insanın sahip olabileceği bir yetenek değildir. İşçiliğin teknik konuların yanında başka sorunları da vardır. Bunların en önemlisi de kuşkusuzgeçim sıkıntısıdır.
Gerçekten de, çalışanlar genelde kıtkanaat geçinirler. Bu durum bu dönemin gelişmiş sosyal ve kültürel "ağı" sayesinde -bir nebze- engellenilmiş olsa da, geçmiş dönemler için doğal olarak bu ayrım yapılamaz. Bu özellik dikkate alındığında, işçilerin gerçekten zorluklar içinde yaşadığı daha kolay anlamlandırılabilir.
Kitabımız da bu zorlukları sorgulamakla başlıyor. "Pekala, işçiler zorlanıyor. Ama neden?" ini sorgulatıyor, Zola. Bu kısımda "sorgulatıyor" kelimesini özellikle kullanıldığını söylemek isterim; çünkü, kitabımızda bir sürü ideolojinin bir sürü tasfiri ve nitelendirilmesi satır aralarında açıkça belirtiliyor. Yazarımızın objektiviteyi koruyup bu ideolojilerin hiçbirine yakınlık göstermeden romanını sürdürüyor. Olayların ve ideolojilerin "aksayan yönlerini" büyük bir açıklıkla anlatıyor. Ve bu nedene bir çözüm bulmaya çalışıyor, en sonunda da bu cevapsız soruya yanıt olarak, ideolojiler insanları sarmaya ve en masumları bile "ayartmaya" başlıyor.
İşçinin bu "ezikliğinin" bir yerden sonra ciddi sonuçlar doğurabildiği ve bu sonuçların ilerde ne gibi yansımalarda bulunabileceği kitapta hissettiriliyor. Takdir edersiniz ki, kitap boyu devam eden bu devrimci hava, bir noktada infilak ediyor ve farklı şekillerde romanımız boyunca bize eşlik ediyor.
Böyle bir konuyu seyrederken de, uzun mekan tasvirlerini, karakter analizlerini, karakter değişim ve gelişimlerini inceliyor ve insan psikolojisinin derinlerine iniyoruz. Pek tabii, bu derinlik kitabın "karanlık" havasına bir ustalık ve çekicilik katıyor.
Bilindiği gibi, Emile Zola dünya edebiyatının en büyük natüralist yazarlarındandır. Bu özellik dahilinde esere giren "kötü" hava okuru korkutabilir. Hiçbir eksiklik ve artırma olmaksızın normal hayattaki kötülük tüm çarpıcılıklarıyla açıkça, hatta fazla açıkça, romanımıza işlenmiştir. O yüzden yeni başlayan okurlar için pek uygun bir kitap sayılamaz, bu kitabı okumadan önce biraz "hazırlanmak" gerekebilir, farklı kitaplarla edebi yetkinliğinizi arttırırsanız bir sorun yaşamazsınız sanıyorum.
Maden işçiliği ve maden olgusu kitap boyu bize eşlik ediyor. Natüralist betimlemeler ve uzun anlatımlarla kitap sonunda net bir maden profilinin kafanızda canlandığını görebilirsiniz. Bu uzun betimlemeler çoğu okuru sıkabilse de, benim gibi uzun mekan tasfirlerini okumayı sevenler için gayet güzel bir materyal. Bu uzun betimlemelerin, yine Natüralizmin bir özelliği olarak, kitapta bir yeri olduğunu ve gerek karakterlerde, gerek ise olay örgüsünde bu maden olgusunun kitaba değişik bir hava kattığını da söylemek istiyorum.
Kitabın içeriği boyunca ilerleyen bu havanın da sizi çok farklı duygulara soktuğu kesindir. Her sayfada egemen olan farklı duygular, okurda izi silinmeyecek etkiler bırakabiliyor. Özellikle kitabın çokça hüzün ve sefalet içerdiğini belirtmek isterim. Ve bu durum kitaba büyük bir klasik olarak nitelik kazandırıyor.
Bu duyguların işlenişi, konunun kendisi ve bütünlüğü, konu anlatımı, mantık gibi kavramlar kitapta çok güçlü ve çok dokunaklı işleniyor. Mantıksız bir yerin olmadığı gibi, konunun yavanlığı da kitapta hiçbir yerde söz konusu olmuyor.
Ben bu kitabı Can yayınlarından Volkan Yalçıntoklu çevirisiyle okudum. Volkan hocamızın çevirdiği birkaç kitabı daha önce okuma fırsatı bulmuştum ve gayet beğenmiştim. Kitaba başlıyacak arkadaşların içinde hiçbir sıkıntı olmasın, Volkan hocanın çevirisi gayet güzel.