Puan vermedi·416 syf.····Okunma: 19 Nisan 2021 02:00 Prens Mişkin çocukluğundan bu yana peşini bırakmayan hastalığı sebebiyle bütün hayatı boyunca tedavi gören, bu tedavisi için küçük yaşta İsviçre'nin bir köyüne gidip, vatanı olan Rusya'ya yıllar sonra geri dönen biri. Rusya'ya geldiğinde beş parasız biri ve umduğu şey hakkı olan serveti almak. Evet mirasını alabiliyor ancak mirasın yanında aşkı, zenginlerin dünyasının sahte ve horgörülü bakış açısını, entrikalardan beslenerek buldukları sahte mutluluklarını da görür.
Prens Mişkin uzun süre insanlardan uzak yaşamanın verdiği dezavantaj ve hastalığının sebep olduğu sosyal yönünün zayıf olması sebebiyle, insanların içlerindeki kötülüğü ve karşısındakini kandırıp alay etme potansiyelini tanıyamamış bir kişilik. Kendisi ne kadar içten ve samimiyse, diğer insanlar o kadar fesat ve içten pazarlıklı. İyi yürekli Prensimiz bu durumu anlayamadığından insanların arasında eğlence konusu olduğunu görürüz. İçinde beslediği aşkın bile çocuk oyuncağına dönüşebildiğine tanık oluruz. İyi giyimli değilsen, toplumun dayattığı normlara uygun konuşup davranmıyorsan sanki bir palyaçoymuşsun gibi insanların küçümseyici bakışlarına, alaycı sözlerine maruz kaldığını dehşetle fark ederiz.
Dostoyevski, temiz yürekli, saf düşünceli, iyi niyetli herkesin toplum tarafından insan yerine koyulmadığı ve kandırmak için her fırsatı değerlendirdiği gerçeğiyle yüzleştiriyor bizi.
'Onlara sorun, tümüne sorun. Mutluluğu anlıyorlar mı?'
Mutluluğu anlıyor muyuz? Mutluluk yalnızca başkalarını ezip geçerek mi elde ediliyor? Yoksa aslında mutluluk diye hissettiğimiz şey bizim kendimizi kandırmamız için uydurduğumuz ve asla anlayamadığımız birtakım olayların bizdeki yansıması mı? Temiz duygularla oynamak mutluluk kaynağımız mı? Bu şekilde mi mutlu oluyoruz?
Hepimiz iyi yürekli, temiz kalpli olmanın ne kadar yüce bir değer olduğunu savunuruz. Ancak bize fazla samimi davranıldığında bunu yanlış okuma potansiyeline sahibiz. Olaylar karşısında bizim düşündüğümüz gibi düşünmeyen, bizim yaklaştığımız gibi yaklaşmayan insanları eleştirip hatta belki onlarla dalga geçtiğimiz yadsınamaz bir gerçektir. Mutluluk bu mudur?
Prens Mişkin'in etrafı 'sosyete' denen ve bu sosyetenin onayını almanın son derece önemli olduğunu düşünen insanlarla çevrilidir. Dostoyevski bu insanları şu şekilde tanımlar.
'Öğrenimi yerinde olmakla beraber, nerede kullanacağını bilemez. Akıllıdır, ama kendine özgü düşünceleri yoktur. Temiz yüreklidir, ama yüce gönüllülük yoktur. Dünyamız böyle insanlarla doludur.'
Asıl meziyetin; iyi bir öğrenim almak, insanların gözüne sokarcasına ne kadar iyi biri olduğunu göstermek amacıyla yaptığı her iyiliği açıkça göstermek ve bunu insani duygularla yaptığını savunmak, insanların yüzüne gülerken arkasını dönünce burun kıvırmak olmadığını, Dostoyevski bu sözleriyle o kadar güzel anlatmış ki, başka bir söze gerek yok diye düşünüyorum.
Keyifli okumalar...