1000Kitap Logosu
Seher
Yüzyıllık Yalnızlık'ı inceledi.
464 syf.
İncelemeye başlamadan önce kitabın da belli kısımlarında yer verdiği "Muz Cumhuriyeti" ve "Muz işçileri katliamı" hakkında konuşmak istiyorum. 11 Kasım 1928'de, Kolombiya'da 30.000 Muz işçisi, haksız ve ağır çalışma koşullarına, ücretlerini alamamalarına karşı Chiquita firmasına (eski adıyla United Fruit Complay) baş kaldırırlar. Buna karşı Kolombiya ordusu harekete geçer. Sokağa dökülen halkı durdurmak için General, "dağılın" bildirisini okur. Halk verilen emre uymayınca ateş emri verilir. Greve katılan işçiler, işçilerin eşleri ve çocukları öldürülür. Ordunun başındaki Generale göre bu sayı 47, başka kaynaklara göre 3000, halka göreyse öldürülen insan sayısı " tren vagonlarına üst üste doldurulacak kadar"dır. 20 yıl sonra ise 2. katliam gerçekleşir. 20 yıl önceki Muz katliamını araştıran ve mecliste bunu dile getiren tek kişi olan Jorge Gaitán 9 Nisan 1948'de bir suikastla öldürülür, aynı gün yoksullardan ve emekçilerden de 10 bin kişi katledilir. Bu yüzden genellikle hukuksal olarak gelişmemiş, bağımsızlığını tam olarak kazanamamış ülkeler için "Muz Cumhuriyeti" tabiri kullanılmaktadır. Bizim gülerek "Çikita Muz" diye söylediğimiz bu kelimelerin böylesine derin bi anlamı olması beni çok etkiledi ve sizinle de paylaşmak istedim. Kitabı okurken aklıma ilk gelen şey Franz Kafka'nın "Benim yalnızlığım insanlarla dolu" sözü oldu. Bir aile düşünün o kadar kalabalık ki yemeği bile iki grup halinde yiyorlar ama hepsi yalnız. Buendia ailesi benim için tam olarak öyleydi. Akraba evliliğinden sonra çocuklarının domuz kuyruğuyla doğacağı söylenen bir lanetle yaşıyorlar. Hayatlarında her şey normal gözükse de ensest ilişkileri, aldatmaları bu lanetin soydan soya aktarılmasına neden oluyor. Kısa bir mutluluktan sonra yalnızlıkla ölümlerini bekliyorlar. Kitapta hoşuma giden birçok şey vardı. Olayı anlatırken bi anda gelecekten spoiler vermesi, bu kadar ölümü ajitasyon yapmadan hissettirebilmesi, gerçeküstü olayları sanki doğanın bir parçasıymış gibi yadırgatmadan anlatması, kitabın başrolünün olmaması... Eleştirdiğim 1-2 nokta tek vardı. İsimlerin çok karışık olması ki benim gibi üşengeç bir insan için başa dönüp tekrar tekrar soy ağacına bakmak çok yorucuydu. Bende küçük bir not kağıdına yazdım, yeni karakter girdiği zaman not alıyordum bende çok işe yaradı. İkincisiyse aile arasındaki cinsel ilişkiydi. Onun dışında her şey çok güzeldi. Bazı yorumlarda yazılan şeyler beni çok rahatsız etti. Onlar için de birkaç şey söylemek istiyorum. Kitaba o kadar büyük bir önyargı ile başladım ki. Birçok kişi kötü bir şekilde eleştirmişti. Biraz ilerledikten sonra yorumların tam aksine kitabı çok fazla akıcı bulduğumu, bu kadar büyük olayların bu kadar az sayfaya sığdırılmış olmasına çok şaşırdım. Bu kitap yarım bırakılan kitaplar arasında 7. sırada. Bunun sebebinin daha çok kötü yorumların insanları yönlendirmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Tabi ki kişi herhangi bir şeyi beğenmeyebilir ya da yarım bırakabilir, bunlar çok olası şeyler ama kendisi bile tam olarak kitaba hakim değilken bir başkasına "kötü bir kitap, okumayın, sizi zaman kaybından kurtarıyorum" gibi başkalarını da yönlendirecek yorumlar yapması, buna karşılık kitap hakkında bilgisi olmayan insanların da kişiye "bizi boşa zaman kaybından kurtardığın için teşekkürler" tarzı yorumlarla cevap vermesi gerçekten içler acısı bir durum. Yazarın kullandığı dilin kalitesinden tutun romanın kurgasallığı ve vermek istediği mesajlar, o kadar güzel ve derinken nobel ödülü almasını, siyaset yapmasına bağlayanlar bile var. Umarım kötü yorumlara aldırmadan bu kitabı okumayı başarabilirsiniz.
Yüzyıllık Yalnızlık
Okuyacaklarıma Ekle
5
192