Kitap ile ilgili bir şeyler yazmadan önce yazar James Tiptree gerçek adıyla Alice Bradley Sheldon hakkında bir iki cümle konuşmak lazım. Zira kitabın başındaki yazarın hayatını okuyunca adeta başımdan aşağı soğuk su dökülmüş gibi hissettim. Kalem ismi olarak Erkek ismi kullanan bir kadın olan Alice Bradley Sheldon adeta bir roman gibi bir hayata sahip. Sanat eleştirmenliğinden, istihbaratçılığa oradan farklı kalem adı ile hikayeler yazıp bütün bilimkurgu komünitesini merakta bırakmaya giden inanılmaz bir hayat. Maalesef bu hayat intihar ile noktalanmış. İntihar sebeplerini araştırınca bunun oturup eşi ile mantık çerçevesinde alınmış bir karar olduğunu gördüm. Onlar kendi hikayelerine böyle bir sonu uygun görmüşler. Yazarın yarım sayfalık hayatı da bir kitap gibiydi benim için. Benim hikayelerime yazmayacağım bir sonla bitmiş belki, ama hayat böyledir sık sık acı sonlar yazar.
Kitap 300 yıl uzayda kalmış zamanı bilmeyen üç erkeğin gemisinin bir grup kadın tarafından kurtarılmasını anlatıyor. 300 yıl sonra dünya artık bildikleri gibi değil ve kısa sürede kadınlar ile erkekler arasında çatışmalar yaşanmaya başlıyor. Hem eski ile yeninin hem de iki cinsiyetin çatışması olarak okudum ben bu kitabı. İki tarafın da birbirlerine söyleyecekleri var ve yazar bu tartışmayı kadın gözlüğünden değil tarafsız bir gözlük ile yazmış. Bence bu büyük bir yetenektir. Acaba biz bir kadın ile erkeğin cinsiyet temelli çatışmasını yazarken tarafsız olabilir miyiz? Sanmıyorum. Yazar bunu başarmış. Çok fazla spoiler vermeden kitabı bir çok çerçevede okunması gereken çok başarılı bir eleştiri olarak görüyorum. Kuşkusuz at gözlüğü ile okunmaması gereken bir kitap. Alice Bradley Sheldon bilerek ve isteyerek bir erkek isminin arkasına saklanıp bize sorular sormuş. Bu soruları kendi ismi ile