·100 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Mayıs 2021 12:56 Tolstoy'un son dönemlerinde yazdığı bu eser on iki kısa bölümden oluşmakta. İlk bölüm, Adliye Sarayında meslektaşları ve arkadaşları İvan İlyiç'in ölüm haberini alan mahkeme üyelerinin bu ölüm karşısında verdikleri içsel ve dışsal tepkiler ve takındıkları iki yüzlü tavırla başlar ve cenaze evinde devam eder. Daha sonraki bölümlerde ise geriye dönüş yapılarak İvan İlyiç'in hayatı ve ölümüne doğru giden süreç anlatılır. Yani ölümü baştan ilan edilen bir kahramanın öyküsüdür diyebiliriz. Bu yönüyle "Kırmızı Pazartesi"yle de bir benzerliğe sahiptir.
Peki zaten sonunu bildiğimiz bir hikayeyi okumak sıkıcı değil midir? Eğer yazarı Tolstoy ise değildir. Hem yazarın sade ve akıcı üslubu hem de ölüme, hayata, evliliğe vs. dair fikirlerin hikayeye ustaca yerleştirilmesi okur açısından anlatılanları oldukça ilginç hale getiriyor. Ölümüne giden süreçte geçirdiği hastalık zamanlarında hayatın anlamı ve ölüm kaygısıyla ilgili düşünceleri, içinden yükselen ses ve bu sesle konuşmaları altı çizilecek, üzerinde düşünülecek çok kıymetli cümleler. İvan’ın çektiği acılara şahitlik ederken kendinizi onun yerine koyuyor; kendi ölümünüzü düşünmeden edemiyorsunuz. Kendi adıma, ölüm üzerine dini bir eser okusam bu kadar etkilenmezdim diye düşündüm. Bu da edebiyatın gücü olsa gerek.